Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20100712

2010 Güney Afrika || Final

Hollanda : 0 İspanya : 1 || Modern Zamanın Futbol Tanrıları

Başlık belki çok iddialı oldu ama kabul etmeliyiz ki ortada koskoca bir İspanya gerçeği var. Onlar ne isterse o... Bitmek bilmeyen enerjileriyle rakibi boğuyorlar sonrasında ise öldürücü ofans hattıyla son noktayı koyuyorlar. Bu futbolun temelinde Johan Cruyff , Frank Rijkaard gibi total futbolu bilen ve İspanyol futboluna damga vurmuş isimler var desem , siz ne derdiniz ? Evet , işin temelinde bu abilerimiz var. 1974'lerdeki Hollanda'yı biliyorsanız dediklerime hak vereceğinize inanıyorum. O kadar eskiye de gitmeye gerek yok. Mantık olarak total futbolu biliyorsanız sorun yok.

Bugün her iki takımda o meşhur "total futbol"u biliyor ve uyguluyordu. Bir tarafta bu işin isim babası ve dünya futbolundaki ilk uygulayıcısı Hollanda , diğer tarafta ise işi ustalarından öğrenmiş . sindirmiş ve harika uygulayan İspanya. Ama ortada ufak bir fark vardı . O da kadro kalitesi... Fakat gene de bu fark final maçında , abartıldığı kadar ön plana çıkmadı.

Her ne kadar Hollanda var gücüyle dirense de , zaman İspanya zamanıydı... Euro 2008'in şampiyonları , 2010 Dünya kupasınında sahibi oldu. Uzatma dakikalarında İniesta'nın attığı gol , ülkesine tarihinin ilk Dünya kupası şampiyonluğunu getirdi.

Hollanda , beklenenin aksine orta saha üstünlüğünü İspanya'ya bırakmadı. Abartısız her oyuncusu rakibe baskı yaptı ve böylece İspanya'nın oyununu bozdular. Ama bir sorun vardı . O da ; İspanyanın da kendileri gibi oynaması. Her iki takımda baskılı oyunu tercih ettiğinde dolayı maçta çok sayıda kart çıktı. Bol sarılı ve sert bir maç izledik.

Maç her ne kadar orta saha mücadelesi şeklinde geçse de , iki takımda maçta çok net pozisyonlar yakaladı ama kaleciler oldukça formdaydı.
  • Dakika 62'de Hollanda Robben ile gole çok yaklaştı ama Casillas gole izin vermedi. Sneijder'in harika ara pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Robben , Casillas'a takıldı.

  • Bu sefer golü kaçıran taraf İspanya. 70. dakikada Jesus Navas'ın ortasında , Mathijsen'in hatasında yapılması gereken tek şey , topu boş kaleye yuvarlamaktı fakat David Villa zor olanı yaptı ve top Mathijsen'e de çarparak kornere gitti.

  • 2 takımda adeta sırayla gol kaçırıyordu. Sıra bu sefer Hollandadaydı. 80. dakikada kaleciyle karşı karşıya kalan Robben , gene Casillas'a takıldı. Casillas neden kendisine"Dünya'nın en iyi kalecilerinden biri" denildiğini bu gece açık açık gösterdi bizlere.

  • Maçın normal süresi 0-0 sona erdi. Uzatma dakikalarında ise kaçan goller bitmek bilmiyordu. Gol kaçırma sırası İspanyadaydı. 95. dakikada İniesta'nın harika pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Fabregas , Stekelenburg'u geçemedi.

  • Maç boyunca bol bol çıkan sarı kartlar , uzatmalarda kırmızı karta dönüştü ve oyundan atılan isim , Heitinga oldu. İniesta'yı ceza sahası yayı üstünde indiren Heitinga , 2.sarı karttan , kırmızı kartı gördü ve takımını 10 kişi bıraktı .

  • Dakikalar 116'yı gösterirken , İspanya'ya şampiyonluğu getiren gol geldi. Navas'ın harika pasında topla buluşan İniesta , sağ çaprazdan sert bir vuruş yaparak , takımına kupayı getiren golü attı.

Bir Dünya kupası da böyle sonra erdi... 1974 ve 1978'den sonra 2010'da da finalde kaybeden taraf Hollanda oldu. Sanırım bu güzel ülkenin şampiyonluğunu kolay kolay göremeyeceğiz . Total futbol falan filan ama olmuyor arkadaş :) . Tebrikler İspanya ... Bir zamanların fırtınalar estiren Brezilyasının yerini İspanya aldı ve sanırım uzunca bir süre de bu fırtına dinmeyecek...







20100711

2010 Güney Afrika || 3.cülük Maçı

Almanya : 3 Uruguay :2 || Dünya Kupasına veda ederken...

Harika başlayan bir turnuva birazda olsa buruk sona eriyordu Almanlar için. İspanya maçının verdiği moral bozukluğu belli ki Almanları oldukça etkilemiş , maç başladığı andan itibaren çok rahat anlaşılıyordu. Dünya kupası boyunca görmüş olduğumuz Almanya pek yoktu ortalarda. Aslında bu çok da normal. Sen git Arjantin ve İngiltere gibi dünya futbolunda çok sağlam yeri olan 2 takıma 4'er gol at , ele ama şampiyon olama. Kupadan önce biri bana " Almanya , Arjantin ve İngiltere'ye 4 gol atacak " dese , "adım gibi eminim ki bu adamlar en azından finale çıkmıştır." derdim. Amn ne yazık ki bu işler böyle yürümüyor. Arjantin ve İngiltere'nin zayıf orta sahaları , Almanları rehavete soktu ve bunun sonucunda orta sahasıyla ünlü İspanya cezayı kesti.

Uruguay cephesi ise harika bir turnuva geçirdi . Çoğu kimse buralara kadar gelmelerini beklemiyordu. Onu da geçtim , bu kadar iyi futbol oynamaları beni oldukça şaşırttı. Ama bu denli başarılı turnuva geçirmelerinin başlıca kahramanı kesinlikle Diego Forlan. Daha öncede beğenirdim ama bu turnuvada ona olan saygım bir kat daha arttı. O sahada tam bir lider ... 2010 Dünya Kupasında , ne Klose ne de David Villa beni Diego Forlan kadar etkileyemedi..

2 takımda turnuvayı en iyi şekilde kapatmak istiyordu fakat şöyle bir durum vardı ; 4.cülük Almanlar için başarısızlık ,Uruguaylılar için ise gurur sayılabilirdi. Bu yüzden Uruguay daha rahattı. Tabiki 3.cülüğü onlarda istiyordu ama yenilmeleri halinde kimse onları başarısız ilan edemezdi.Almanlar maça grip olan Klose'den yoksun başladı. Almanlar için dezavantaj olması bir yana Klose için büyük şanssızlık... Bu turnuva Klose'nin yaşı itibariyle son Dünya kupası sayılabilir ve rekora ortak olmak veya rekoru ele geçirmek bu kadar yakınken , böyle bir şey yaşaması üzücü.

Almanlar maça baskılı başladı ve 18. dakikada Schweisteinger'in şutunda kaleciden dönen topu tamamlayan Müller'in golüyle 1-0 öne geçti ama Uruguay maçı kolay kolay bırakmayacağa benziyordu. Dakika 28'de orta alanda Schweinteiger'in kaptırdığı topla Uruguay beraberliği yakaladı. Topu çalan Luis Suarez , Cavani'yi gördü ve bu futbolcuda düzgün bir vuruşla topu ağlarla buluşturdu. Bu dakikadan sonra Uruguay baskını arttırdı ve 2.golü aramaya başladı. Almanlar bitse de gitsek havasındaydı ama naparsınız işte Gary Lineker ne demiş ; "
Futbol , 22 kişin oynadığı ve sonunda Almanları kazandığı bir oyundur"...

Uruguay'ın ilk yarıdaki baskısı 2.yarıda da devam etti ve sonunda golü buldular. Turnuvanın bana göre yıldızı olan Forlan , 51.dakikada sağdan yapılan ortaya gelişine bir vole çakarak takımını 2-1 öne geçirdi. Ah keşke Galatasarayıma gelse ..

Herneyse, golden sonra Almanlar baskıyı arttırdı . Nitekim gol de gecikmedi zaten . Dakikalar 55.gösterirken , ilk golde de hatası olan Muslera , gene bir hatalı çıkış yaparak topu ıska geçti ve Jansen maça eşitliği getirdi. Golden sonra her 2 takımda rakip kalede tehlike yaratsa da sonuç alamadı . Ta ki 82. dakikada Uruguay ceza sahasında yaşanan karambole kadar... Oluşan karambolde topa son dokunan Khedira takımına 3.cülüğü getiren golü attı ve takımını 3-2 öne geçirdi. Forlan pes etmiyordu , o bu turnuva da hiçbir zaman pes etmedi. Uzatma dakikalarında Uruguay'ın kazandığı serbest vuruşta topun başına geçen Forlan , harika bir şut çıkardı fakat direk gole izin vermedi.

Turnuva boyunca bizlere güzel futbol izleten her 2 takıma da teşekkürler.4 sene sonra Brezilya'da görüşmek üzere ...

20100707

2010 Güney Afrika || Yarı Final , 2.Gün

Almanya : 0 İspanya :1 || Matadorlar finalde

Bir yanda Almanların 4'er gollü zaferleri , diğer yanda performansı eleştirilen İspanya... Bunlar kağıt üstünde Almanların favori olduğunu gösteriyordu tabiki. Ama ortada şöyle bir yanlış vardı ; Almanya , İngiltere ve Arjantin'i yendi fakat bu takımların hiçbiri İspanya gibi komple bir takım değildi ve 2 takımında orta sahaları Almanlara teslim olmuştu. Eee koskoca İspanya orta sahasıda bu 2 takım gibi Almanlara teslim olacak değildi ya.

Maça bu taraftan bakanlar haklı çıktı ki bu çok normal. İspanya'nın orta sahası inanılmaz derecede enerji dolu. Adamlar durmuyor , sürekli rakibe basıyor. Eee durum böyle olunca Almanya , o bildiğimiz Almanya gibi oynayamadı. Ayrıca Müller gibi bir adamın olmayışı da çok etkiledi Almanları. Halbuki turnuva öncesi kim bilebilirdi ki bu adamın bu denli kilit bir rol alacağını... O bir yana Del bosque'nin inadından vazgeçip , Torres'i oynatmaması da maçı oldukça etkiledi. Del bosque'nin İspanyası , maça ileride Villa & Pedro ikilisiyle başladı .

Maçın ilk yarısı oldukça sıkıcı geçti . Hele bir de maç , Almanya - İspanya maçı olunca herkeste beklenti biraz daha yüksekti. Tamam , kontrollü oynayın ama arada ileri çıkın , risk alın ne bilim yapın birşeyler arkadaşım. Koskoca ilk yarı boyunca bir tek David Villa'nın yarattığı tehlikeli bir pozisyon vardı fakat kaleci Neuer gole izin vermedi. Ayrıca ilk yarının uzatma dakikalarında Mesut Özil'e ceza sahası içinde yapılan hareket kesinlikle fauldü ve böylelikle Almanların penaltısıda verilmeden ilk yarı sona erdi.

İkinci yarıya geçmeden önce TRT spikerlerine de değinmek lazım sanırım. Yahu artık şunu tüm milletçe kabul etmeliyiz ki Mesut Özil , Almanya'nın sporcusudur. Kendisi bile demedi mi " Kendimi tam bir Alman gibi hissediyorum " . Eee daha ne ? Neden hala " bizim çocuk" muamelesi yapıyoruz. Maçta yaşanan bir dialog :

- Almanların şu ana kadar tek pozisyonu var o da bizim futbolcumuzdan.

* Evet , evet ( Klasik Ömer Üründül cevabı )

Ayrıca Mesut Özil'in son derece abartıldığını düşünüyorum. Mesut , ne Barcelona'da ne Arsenal'de oynayacak kapasitede bir adam değil. Ha madem ona bu kadar övgüler diziyorsun , o zaman iş Arda Turan'a geldiği zaman dalga geçer gibi cevap vermeyeceksin. Gününde bir Arda Turan'ın neler yapabileceğini hepimiz biliyoruz.

Herneyse , ikinci yarı , ilk yarıya nazire yaparcasına sıkıcı başladı. Ben uzatmaya gitmesini bekliyordum fakat açık ve net görülüyordu ki , İspanyollar işi uzatmadan bitirmek istiyordu . Xabi Alonso , Almanya kalesini şut bombardımanı tuttu fakat bunlardan sonuç alamadı. Almanya ise nadir gelişen tehlikeli pozisyonlarından birini , Kroos'la harcadı. Daha doğrusu Casillas kurtardı . Her 2 takımında kalecileri bugün oldukça iyi performans gösterdiler. Dakikalar 70'i gösterdiğinde skor tabelasında hala 0-0 yazıyordu fakat İspanyolların her an skoru değiştirebileceğide içimden geçmiyor değildi. Nitekim öyle oldu . "Kalbi temiz adamım vesselam." diye kendimi övmek isterdim de benim içimden geçirdiğim kadar çoğunuzda bunu telafuz etmişinizdir eminim :) . Yani numara bende değil , belli ki atacaktı İspanya. Öyle ya da böyle...

Dakika 73'te sahneye sürpriz bir isim çıktı ve İspanya 1-0 öne geçti. Sol taraftan kullanılan kornerde , Puyol harika yükseldi ve çok güzel bir gole imza attı. Bu dakikadan sonra klasik İspanyol oyunlarını beklerken , bu sefer rakibi üzerine çekti İspanya. Topu ayaklarında tutup çevirme sevdası yerine kontra atağa çıkmayı tercih ettiler ki , Pedro efendi kahraman olmaya çalışmayıp , pas verseydi şu anda skor çok daha farklı yerlere gidebilirdi. Ama cezası gecikmedi ve Del bosque , Pedro'yu oyundan aldı. Bu değişik öncesinde ise , Villa'yı oyundan alarak yerine Torres'i oyuna dahil etti. Torres gibi açık alan oyuncusunu oyuna sokmak son derece doğru bir karardı bence. Zaten doğruluğuda kısa bir sürede de olsa kendini gösterdi ama şans faktörü belliki bu turnuvada Torres'i pas geçiyordu.

Almanya ataklarını sıklaştırıp , yüklendikçe geride büyük boşluklar bırakıyordu . Ne Almanların yüklenmesi ne de İspanyolların bulduğu geniş boşluklar gol getirmedi ve İspanya finale yükseldi.

İspanya tarihinde ilk kez Dünya kupası finaline yükseldi . Hani bir zamanların Brezilyası vardı ya , her turnuvada finale çıkar , kupayı alır , keyfine bakardı. Şimdilerde ise bunu İspanyollar gerçekleştiriyor... Bunu yaratan da bir zamanlar Beşiktaş'tan kovulan Del bosque'den başkası değil... O zaman bu fotoğraf hem jabulani'ye hem de Beşiktaş yönetimine gelsin :) .


Ve finalin adı , İspanya - Hollanda... Bekleyelim , Görelim...





2010 Güney Afrika || Yarı Final , 1.Gün


Hollanda : 3 Uruguay : 2 || Bir Rüya Gerçekleşirken...

Nasıl başlasam karar veremiyorum . O kadar mutlu oldum ki sanki biz finale çıkmışız...Eee kolay değil kaç nesil bekledi bu anı. Her turnuvada gönüllerin şampiyonu olan Hollanda , şimdi finalde ve kupanın bir ucundan tutmuş , rakibini bekliyor . Düşünün ki ben daha 21 yaşındayım ve Hollanda'nın şampiyonluğunu nasıl özlemle bekliyorum. Bir de o meşhur '74 döneminden beri bekleyenler var ki sanırım onlar şampiyonluk sonrası Taksim'de 70-80'ler partileri havasında kutlamalarla ortaya çıkıcaklar. Bir bakmışız her taraf turuncu , neden olmasın ? :)

Maçın favorisi Hollandaydı fakat bir yandanda Uruguay'ın oynadığı güzel futbol ve Forlan'ın , bu maçı öyle kolay kolay Hollanda'ya bırakmayacağını da biliyordum. Nitekim öyle oldu. Maç her ne kadar durgun geçiyor gibi görünse de yarı finale yakışır gollere sahne oluyor ve bizlerde ekran başında mest oluyorduk...

Hollanda maça hızlı başladı. Henüz 3. dakikada Sneijder'in ortasında kalecinin çeldiği top Kuyt'ın önüne düştü fakat Kuyt zor olanı yaptı ve topu auta yolladı. Maç ortada geçiyor , iki takımda pas yaparak rakip kaleye gitmeye çalışıyordu. Dakikalar 18'i gösterirken Van Bronchorst sahneye çıkıyor ama ne çıkış... Sol çaprazdan öyle bir vuruyor ki kalecinin onu çıkarmasına imkan yok. Gol çok tanıdık geliyor , eskilerden bir tat ağzımızda... Sol çapraz , yaklaşık 40 metre ... Öyle bir gol ki bir anda kendimizi "Haaaagiiiiiiii" derken buluyorduk... Herneyse , Hagi'den konuşmaya başlarsam duramam . En iyisi maça dönmek :) .

Daha bu golün heyecanı üstümüzdeyken bu sefer sahneye Diego Forlan çıktı. Dakikalar 41'i gösterirken , Forlan ceza sahası dışından öyle bir vurdu ki 1.97'lik Stekelenburg üstüne gelmesine rağmen çıkaramıyordu topu. Sanırım futbolcular Jabulani'ye alışmış olucak ki böylesine güzel goller izliyoruz. Jabulani'ye inat çok uzaklardan atılan karşılıklı 2 golle ilk yarı 1-1 sona erdi ve beklediğim gibi Uruguay'ın teslim olmaya niyeti yoktu.

İkinci yarı daha çok orta alan mücadelesi şeklinde geçti. İki takımda arkayı sağlam tutmanın peşindeydi malum bu maçın telafisi yok. Tam da sıkılmaya başlamışken Sneijder sahneye çıktı ve takımını 2-1 öne geçirdi. Ceza sahasının sol çaprazından yaptığı vuruş , direk dibinden ağlarla buluştu. Hollanda gazı almışken dururmu hiç , dakika 72'de bu sefer Robben sahneye çıkıyor ve takımını 3-1 öne geçiriyordu.Robben , Dirk Kuyt'ın yaptığı ortaya mükemmel bir kafa vuruşuyla karşılık veriyor ve Real Madrid'e bir selam daha çakıyordu. Hala anlamıyorum bu adamı hangi akla hizmet bıraktılar.

Bu dakikadan sonra Uruguay tüm hatlarıyla rakip kaleye yüklense de golü bulamadı ve geride geniş boşluklar bıraktı. Fakat Hollanda tıpkı Brezilya maçında olduğu gibi gene bu pozisyonları değerlendiredi. Hollanda tam da final havasına girmişken , dakika 90+1'de Perreria'nın attığı gol , Uruguay'ı umutlandırdı. Maç 3-2 oldu ve Uruguay az da olsa ümitlendi fakat artık çok geçti...Hollanda 1974 ve 1978'den sonra 3.kez finale çıkma başarısı gösteriyor ve turuncu şenlik başlıyordu.



Ve şimdi Hollanda koşar adım finale gidiyor... Kalbimiz sizinle portakallar....




Bir ihtimal daha var o da şampiyonluk mu dersin ? ...



20100704

2010 Güney Afrika || Çeyrek Final, 2.Gün

Paraguay : 0 İspanya : 1 || Viva España !

David Villa Sanchez ! Evet, bu adam İspanya'yı turnuvaya bağlayan adam. Villa atıyor İspanya kazanıyor ve emin adımlarla finale doğru ilerliyorlar. Paraguay karşısında da mutlak favori olan İspanya, hiç de beklemediği bir direnç ve baskıyla karşılaştı. Açıkçası ben de bu denli baskılı ve iyi bir futbol beklemiyordum Paraguay'dan.

Maça çok iyi başlayan Paraguay, rakip kalede Valdez ve Morel'le etkili oldu fakat Iker Casillas geçit vermedi. Her zamanki gibi topu ayağında daha fazla tutan taraf İspanyaydı fakat son Avrupa şampiyonu, Paraguay defansı karşısında adeta duvara çarpıp geri dönüyordu. Bu durumda forvetler de etkisiz kalınca iş orta sahaya düşüyordu. Tam da bu sırada sahneye Xavi çıktı ve uzaklardan harika bir şut çıkardı fakat top az farkla auta gitti.


Paraguay teslim olmuyor, rakip kalede tehlike yaratmak adına baskını arttırıyordu. Dakikalar 41'i gösterirken Nelson Valdez, topu ağlarla buluşturdu fakat gol ofsayt gerekçesiyle geçerlilik kazanmadı. Turnuvadaki hakem faciaları bitmek bilmiyor resmen. O kadar çok şey oldu ki, artık bunlar maç skorlarını da açık ve net etkiliyordu.

Kaba taslak bakarsak ;

  1. Almanya-İngiltere maçında belkide İngilizleri kupada tutacak golün verilmemesi.
  2. Arjantin-Meksika maçında, Arjantin'in ofsayt golü .
  3. Paraguay-İspanya maçında verilmeyen Paraguay golü.
  4. ...
  5. ...
Bu liste uzar gider..

Herneyse.. İlk yarı 0-0 sona erdi ve görüldü ki, Paraguay kolay kolay teslim olmayacak. Nitekim öyle oldu ve 2. yarıya da etkili başlayan taraf Paraguay oldu. Bu etkili oyun karşısında zor anlar yaşayan İspanya defansında Pique, 57. dakikada Oscar Cardoza'yı düşürdü ve Paraguay penaltı kazandı. Belki de Paraguay futbol tarihinin dönüm noktalarından biriydi bu. Topun başına geçen Oscar Cardozo'nın penaltısı Casillas'a takılıyor ve Paraguay çok önemli bir fırsatı tepiyordu.

Maçta heyecan doruk noktalarına ulaştı ve top bir o kaleye bir bu kaleye gitmeye başladı. Penaltının şokunu üstünden atamayan Paraguay şimdi de kendi kalesinde bir penaltıya sebebiyet veriyor ve İspanya için öne geçme şansını elleriyle veriyordu Matadorlara. Dakika 59. Bu sefer topun başında Xabi Alonso vardı ve topu ağlarla buluşturdu fakat hakem penaltıyı geçerli saymadı ve tekrar kararı verdi. Sebebi çok açıktı; oyuncu topa vurmadan ceza sahasına giren oyuncular vardı. Peki, eyvallah diyelim.. Topun başına bir daha geçen Xabi, bu sefer topu kaleci Villar'a nişanlıyordu. Fakat ne gariptir ki bu penaltı sırasında ceza sahasına giren oyuncu sayısı hiçte azımsancak kadar değildi. İlk penaltıyı iptal eden kahraman hakemimiz bu sefer neden penaltıyı geçerli saydı pek bir anlam veremedim.

Bu dakikadan sonra oyunun hakimiyeti tamamen İspanya'ya geçti ve oyunu tamamen Paraguay'ın sahasına yıktı. Iniesta, Xavi ve David Villa, Paraguay kalesini ablukaya aldı ama kaleci Villar direniyordu. Ta ki 82. dakikaya kadar.. Böylesine ilginç maça da böyle gol yakışırdı aslında. Pedro'nun vuruşunda direkten dönen topu David Villa tamamladı. Top önce sol direğe ardından da sağ direğe çarparak ağlarla buluştu ve İspanya 1-0 öne geçti. Kalan dakikalarda da rakibine top yüzü göstermeyen bencil İspanya orta sahasıyla birlikte maç sona eriyor ve İspanya, Almanya'nın yarı finaldeki rakibi oluyordu.

Turvuvanın en iyi futbolunu ortaya koyan Almanlar , son avrupa şampiyonasında finalde kaybettikleri İspanya karşısına rövanş maçı için çıkacaklar. Eee o zaman haydi iyi seyirler... :)

20100703

2010 Güney Afrika || Çeyrek Final, 2.Gün

Almanya : 4 Arjantin : 0 || Arjantin İçin Dejavu Vakti !


Maç öncesi herkesin ortak düşüncesi çok zevkli ve heyecanlı bir maç olacağıydı. Nitekim öyle oldu ama sanırım sadece bir taraf için zevkliydi. Almanya 4 golün hepsini kendisi atarak çok büyük bencillik yaptı. Evet, kabul ediyorum Arjantin taraftarıyım :). İşin şakası bir yana Almanya, Arjantin'i sahadan silip, süpürdü ve kesinlikle bu turnuvada açık ara en iyi top oynayan takım. Ama ortada şöyle bir durum var; koskoca Arjantin bu şekilde mi elenmeliydi? Tüm eleştiri okları tartışmasız Maradona'ya yönelecek ki çok da haklı gerekçelerle.

Bu işin bir de Lionel Messi yönü var ki çoğu futbolsever halen şaşkınlık içerinde. Messi nasıl olur da böyle oynar? Aslında sorunun cevabı çok açık, o kadar açık ki Ömer Üründül bile biliyor :) . Belki çok klişe bir laf olucak ama Messi, Barcelona'dayken etrafında bulunan oyuncularla müthiş bir uyum içerisindeydi ve pasa dayalı oyun sayesinde Messi gerçek yeteneklerini sergileyebiliyordu. Bugün nasıl ki Ronaldo, taktik ve takım arkadaşları nedeniyle etkisiz durumda turnuvaya veda ettiyse maalesef Lionel Messi de aynı sebepten dolayı turnuvayı gol atamadan kapattı.

Maradona'nın yanlış kadro seçimi ve halen çözemediğim taktiksel zekası maalesef elenmelerine sebep oldu. Defans ve ofans hattı ortalamanın üstünde olan bu takımın orta saha zaafını nasıl göremez anlayamıyorum. Diyelim ki hali hazırda elinde adam gibi orta saha oyuncusu yok, peki adama sormazlar mı; o zaman ne diye Cambiasso gibi mükemmel bir sezon geçirmiş adamı kadroya almadın? Hani kendileri Mourinho'dan taktik almaktan çekinmeyeceğini belirtmişti ya sanırım Maradona'nın Jose Mourinho'dan öğrenmesi gereken daha çok şey var.

Umarım başkalarına laf yetiştirene kadar teknik direktörlüğünü geliştirmek için çaba gösterir ve bizlerin gönlündeki yerini iyice sağlamlaştırır. Umarım seni bir daha gözyaşlarını saklamaya çalışırken görmeyiz Maradona...

Maça Almanya daha atak bir şekilde başladı ve bu atak futbol 3. dakikada golle karşılığını buldu. Bastian Schweinsteiger'in faul sonrası yaptığı ortaya ön direkte çok iyi yükselen Thomas Müller takımını 1-0 öne geçiren golü kaydetti. Thomas Müller, bu turnuvaya damga vuran oyunculardan biri olmaya çoktan hak kazandı bence. Hem ofansta hem defansta bu kadar aktif olan bir oyuncu bunu kesinlikle hakediyor ve bu adam henüz 20 yaşında !

Golden sonrada Almanya'nın baskısı devam etti ve ilk 30 dakika boyunca Arjantin sahada yoktu resmen. İlk yarının son çeyreğinde oyuna denge getiren Arjantin, 37. dakikada Heinze'nin ara pasında topla buluşan Tevez'in boş durumda bulunan Higuain'e verdiği pasla golü buldu fakat ofsayt gerekçesiyle gol geçersiz sayıldı. Bu girişim de sonuçsuz kalınca ilk yarı 1-0 Almanya'nın üstünlüğüyle sona erdi.

Arjantin, 2.yarıya çok farklı bir şekilde başladı. Sahada ilk yarıda izlediğimiz o pasif Arjantin yerine sahada rakibini boğan, gol için oyunu rakip sahaya yıkan bir Arjantin vardı. Di Maria ve Tevez'le bulduğu pozisyonları gole çeviremeyen Arjantin için vakit daralıyordu. Tam da beraberlik golü için yüklenirken, öldürücü darbeyi indiren Almanya, Arjantin'in gardını düşürüyordu. Dakikalar 68'i gösterdiğinde genç yıldız Müller'in pasıyla ceza sahasına giren Podolski, içerideki Klose'yi gördü ve Almanya 2-0 öne geçmiş oldu.

Bu dakikadan sonra Arjantinde oyuna Otomendi yerine Pastore giriyor ve açıkça görünüyordu ki bunlar Maradona'nın çaresiz çırpınışları. 74. dakikada sahneye çıkan Friedrich farkı 3'e çıkaran golü atıyordu. Arjantin yıkıldı. Artık kafalarında tek bir düşünce vardı o da bu maçın bir an önce bitmesiydi. Ama Almanya'nın durmaya niyeti yoktu ve nitekim dördüncü golü bulmaları da zor olmadı. 88. dakikada Mesut Özil'in harika ortasına çok güzel vuran Klose, hem takımını 4-0 öne geçiriyor hem de Dünya kupaları tarihinde en çok gol atan oyuncu olan Ronaldo'ya bir adım daha yaklaşıyordu. Derken maçın Özbek hakemi de Arjantin'in dramına dayanamıyor ve maçı 1 dakika uzattıktan sonra son düdüğü çalıyordu.

2006 Almanya'da çeyrek finalde gene Almanya'ya elenen Arjantin, rövanş niteliğindeki bu maçı 4-0 gibi bir hezimetle kaybederek evine dönüyordu ve bu maça "
Arjantin için dejavu vakti " dersek hiç de yanlış olmaz. Sanırım bir süre daha Maradona ve Messi'nin başı ağrımaya devam edecek.

Altta bulunan iki resim ise maçın özeti niteliğindeydi. Bir yanda isyan eden Arjantinliler diğer yanda 3. gollerini kutlayan Almanlar...





Yolun açık olsun Almanya !

2010 Güney Afrika || Çeyrek Final, 1.Gün

Gana :3(1) Uruguay :5(1) || Tanrı'nın eli vol.2



Bu maç nasıl anlatılır ki. Çoğu kişi henüz Brezilya'nın elenmesinin şaşkınlığını bile üstünden atamamışken üstüne bir de bu maç... Gerçekten unutulmaz bir akşamdı. Kaçan penaltılar, harika goller ve tabiki olay adam Luis Suarez.



Maçı öyle uzun uzun anlatmanın bir manası yok sanırım. Çünkü genel anlamda özellikle ilk 45 dakika çok sıkıcı geçti aynı şekilde 2. yarıda Forlan'ın muhteşem frikiği haricinde vasattı diyebilirim. Ama uzatma dakikalarında işler bambaşka bir hal aldı ve belkide uzun yıllar unutulmayacak bir maça şahit olduk.

İlk yarıya Uruguay daha etkili başladı ve Suarez & Forlan ikilisiyle tehlikeler yarattı fakat kaleci Kingston gole izin vermedi. Gana cephesinde ise Asamoah Gyan ve Mensah rakip kalede tehlike yaratsa da onlarda topu ağlarla buluşturamadı. Tam ilk yarı 0-0 bitecek derken , uzatma dakikalarında İnterli Muntari , çok uzaklardan kaleyi öyle bir yokladı ki sanırım Muslera'da bu topu beklemediği için çok güzel bir gol izlemiş olduk . Bu golle Gana 1-0 öne geçiyor ve ilk yarı sona eriyordu.

2.yarı ise ilk yarıya nazaran daha zevkli başladı ve 55. dakikada Diego Forlan harika bir frikik golüyle skoru 1-1'e getirdi. Uzun zamandır frikik golüne hasret olan bizleri pek bir mutlu etti desem yalan olmaz hani :) . Golden sonra her iki takımda rakip kaleye gitmeye yeltense de üstlerindeki yorgunluk buna izin vermiyor gibiydi. Ağır hareketlerle kendi aralarında paslaşarak bir süre maçı böyle idare ettiler fakat kalan sürede gol olmayınca maç uzatmaya gitti.

Ve maçta uzatma dakikaları. İlk uzatma devreside 2.yarı gibi durgun geçti. Gana her ne kadar Asamoah Gyan'la etkili olmaya çalışşa da bu çabalar bir sonuç vermedi. 2.uzatmada da 2 takım kontrollü oyununu devam ettirdi. Her ne kadar Forlan ve Asamoah Gyan rakip kalelerde tehlike yaratmaya çalışsa da bunlarda bir sonuç vermedi. Herkes maçın uzatmaya gitmesini beklerken 120.dakikada Gana atağında çizgi üzerinde topa elle müdahale eden Luis Suarez penaltıya sebep oldu ve kırmızı kart görerek oyun
dışı kaldı. Topun başına geçen Asamoah Gyan topu direğe nişanladı ve belkide takımın yarı final şansını elleriyle yok etmişti.
Gana büyük bir moral çöküklüğü içinde olsa da penaltı vuruşları öncesi kenetlendi ve aynı Uruguay gibi onlarda galibiyet yemini etti. Özellikle Asamoah Gyan'ın üzüntüsü gözlerinden okunuyordu...

Sıra geldi seri penaltı vuruşlarına ... Uruguay'da, Forlan, Victorino, Scotti ve Abreu topu ağlarla buluştururken Perreria'nın şutu üstten dışarı gitti. Gana cephesinde ise ilk penaltıda topun başına geçen isim Asamoah Gyan'dı. Uzatma dakikalarının sonunda takımını yarı finalden eden Gyan, topu ağlarla buluşturdu. 2.penaltıyı ise tanıdık bir isim olan Stephean Appiah kullandı ve topu ağlarla buluşturdu ama Gana için penaltı kaosu bitmek bilmiyordu. John Mensah ve Addiyah kullandıkları penaltı vuruşlarında kaleci Muslera'ya takılarak takımlarının elenmesine sebep oluyordu.

Aslında o malum el pozisyonunuyla ilgili yazacak çok şey var fakat şimdilik kısa ve öz bir şekilde şunu diyebilirim ki bunun adı emek hırsızlığıdır. Luis Suarez'in elle çıkardığı top sonrası ağlarken hemen ardından penaltılardan sonrası omuzlara alınması da futbolun adaleti olmadığını bir kez daha bizlere gösteriyordu.

Uruguay yarı finalde Hollanda'nın rakibi oluyor ve 40 yıl sonra ilk defa yarı finale çıkıyordu. Yolun kapalı olsun Uruguay !

20100702

2010 Güney Afrika || Çeyrek Final, 1.Gün

Brezilya : 1 Hollanda : 2 || 11 Altın Portakal !



Herkeste ortak bir görüş vardı ve bu görüş Brezilya'nın rahat bir şekilde yarı finale çıkacağıydı.. Ama portakallar için başka bir ihtimal daha vardı. Akıllarda 1998 Fransa'da kaybedilen yarı final maçının intikamı vardı. Maçtan önce de çoğu kişi bunun farkındaydı, bunun muhabbetini yapıyordu ama kimse bunun gerçekleşeceğini düşünmüyordu. Nitekim maç da beklendiği gibi Brezilya'nın baskın oyunuyla başladı.

Brezilya maça hızlı başlamıştı ve Hollanda bu ataklara karşılık veremiyordu. Henüz 8. dakikada Robinho topu ağlara gönderdi fakat japon hakem ofsayt nedeniyle golü geçersiz saydı ama aynı hakem 10. dakikada bu sefer golü vericekti. Felipe Melo'nun orta sahadan attığı ara pasına çok iyi hareketlene Robinho , düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi ve takımını 1-0 öne geçirdi. Orta sahadan atılan bir ara pas'ın bu kadar büyük tehlike yaratmasında bir sebebi vardır elbet; Ooijer. Robben bile atılan topun tehlike yaratacığını sezip Robinho'yu takip ederken Ooijer'in uyuması gerçekten büyük hataydı.

Golden sonra baskını arttıran Hollanda, rakip kaleye daha fazla yüklenmeye başlamıştı. Gerek Kuyt gerekse Van Persie'yle tehlikeler yarattı fakat Brezilya defansı ve kaleci Julio Cesar gole izin vermedi. Oyunda hakimiyeti ele geçiren Brezilya, oyunu istediği gibi yönledirip atak yapıyordu. Kısacası ilk yarı Brezilya ne derse o oluyordu. Hollanda ise tam bir hayal kırıklığı yaratmıştı bende. Her ne kadar Brezilya'ya karşı oynasalar da gözlerim hep o atak oynayan, rakibini boğan Hollanda'yı aradı.

İlk yarıda Hollanda Mathijsen'in yokluğunu oldukça hissetti. Mathijsen'in yerinde oynayan Ooijer araya sürekli adam kaçırarak Brezilya'nın tehlike yaratmasına sebep oluyordu. 2.yarı ise maça damgasını vuran isim tartışmasız Felipe Melo'ydu.

Dakikalar 53'ü gösterdiğinde Sneijder'in ortasıyla Hollanda beraberliği yakaladı. Fakat ortaya kafa vuran isim Felipe Melo'ydu. Julio Cesar'la birlikte topa yükselen Melo, hem takım arkadaşının topa müdahale etmesini engelledi hem de Julio Cesar'ın ıska geçtiği topa yanlışlıkla da olsa kafa vurarak topu kendi ağlarına yolladı.



Yediği golle moral bozulan Brezilya topun hakimiyetine Hollanda'ya kaptırdı ve bu dakikadan sonra Hollanda, rakip kalede daha etkili olmaya başladı. Golün şaşkınlığını üzerinden atan Brezilya, Kaka ile tehlike yarattı fakat Kaka'nın şık vuruşu az farkla dışarı gitti. Hollanda baskılı oyunun karşılığını 68. dakikada buldu ve 2-1 öne geçti. Robben'in ortasında Kuyt ön direkten topu arkaya aşırttı ve topu çok iyi takip eden Sneijder takımın 2. golüne imzasını attı. Portakallar yarı final için 22 dakika daha dayanmalıydı..

Hollanda'nın bu etkili oyununa karşılık veremeyen Dunga'nın Brezilya'sında, 76. dakikada Luis Fabiano yerini Nilmar' a bıraktı. Bu değişiklik öncesinde ise 2.yarıya damgasını vuran adam Felipe Melo, Sneijder'e önce faul yaptı ardından pozisyonun devamında rakibinin ayağına kasti bir şekilde basarak kırmızı kart gördü. Kısacası Melo maça damgasını vurdu fakat oynadığı futbolla değil.. Dakikalar 73'ü gösteriyor ve Dunga'nın Brezilyası hem 2-1 geride hem de 10 kişi mücadele ediyordu... Tehlike çanları Brezilya için çalıyordu...

Bu dakikadan sonra tüm hatlarıyla rakip kaleye yüklenen Brezilya geride büyük boşluklar bırakıyordu fakat ofans hattıyla ünlü Hollanda bu pozisyonları değerlendiremedi. Maç çok rahat bir şekilde 2-3 farkla Hollanda lehine de bitebilirdi fakat Kuyt, Van Persie ve Robben'in dikkatsizliği maçın 2-1 bitmesine neden oldu.

Yıllardır göze hoş gelen futbol oynamasına rağmen çeyrek finalden öteye geçemeyen Hollanda bu kez şanssızlığını yeniyor ve yarı finale yükseliyordu. Böylece Fransa 98'in rövanşı da alınmış olup, finale bir adım kalmıştı Hollanda için...

20100701

2010 Güney Afrika || 2.Tur, Dördüncü Gün


İspanya : 1 Portekiz : 0 || Güle Güle Ronaldo



Maç öncesi kağıt üzerinde İspanya daha ağır basıyordu ve Portekiz'in İspanya'yı elemesine gerçekten sürpriz gözüyle bakılıyordu. Kağıt üzerinde bu üstünlük sahaya da yansıdı ve İspanya zor da olsa Portekiz'i eleyip çeyrek finale yükseldi.

Maça hızlı başlayan İspanya , David Villa ile tehlikeler yarattı ama kaleci Eduardo gole izin vermiyordu.Grup maçlarında beklentilere karşılayamayan İspanya , bu maçta adeta Euro 2008'den kalma bir futbol sergileyerek heyecan yarattı. Atak üstüne atak yapan İspanya , çeyrek finali ne kadar çok istediğini bizlere çok iyi yansıtıyordu. Portekiz'de ise tüm gözler ronaldo'nun üstündeydi. Fakat ronaldo istediklerini sahaya yansıtamıyordu .

Dakikalar 20'yi gösterirken , Portekizli oyuncu Tiago'nun şutunu Casillas güçlükte kurtadı , kaleye yönelen topa müdahale etmek isteyen Ricardo Costa'ya ise Casillas müsade etmedi ve topu kornere çeldi. İlk yarıda kalan dakikalarda her iki takımda kanatlardan etkili olmaya çalışıyordu. İspanya , Sergio Ramos'un yaptığı ortada Xavi'yle tehlike yaratırken , Portekizde Meireles'in ortasında Almedia istediği vuruşu yapamıyordu.Böylece ilk yarı 0-0 sona eriyordu.

İkinci yarıya her iki takımda oldukça hırslı başladı ve bunun sonucunda karşılık top kayıpları yaşandı. 51.dakikada Almedia'nın ortasında Puyol'a çarpan top kaleye yöneldi fakat top Casillas'da kaldı. Bu dakikadan sonra oyunun hakimiyeti İspanya'ya geçti fakat portekiz defansı gole izin vermiyordu. Dakika 57'de portekiz'in maç boyunca en etkili silahı olan Almedia çıktı ve yerine Danny girdi. İspanya'da ise Torres yerini Llorente'ye bıraktı . Bana kalırsa maçın kırılma anı bu değişikliklerdi.

Llorente oyuna girer girmez Sergio Ramos'un ortasında topa uçarak kafa vurdu fakat top az farkla auta gitti.İspanya bastırıyor adeta gol geliyorum diyordu. Maçın etkili isimlerinden David Villa 62.dakikada İniesta'nın ara pasında kaleciyle karşı karşıya kaldı , vuruşu kaleciden döndü fakat dönen topu tamamlayan David Villa takımını 1-0 öne geçirdi.

Ve işte İspanya'nın istediği olmuş ve İspanya klasik bir şekilde top çevirerek rakibini adeta çıldırtmaya başlamıştı. Hani o her 2 lafımızdan biri olan Xavi , İniesta var ya işte o arkadaşlar iş başındaydı. İş sadece top çevirmekte değil aslında bunu hepimiz biliyoruz. İspanya bu işi yaparken aynı zamanda mükemmel ataklarda organize edebiliyordu. Nitekim David Villa hem takım arkadaşlarının yardımlarıyla hem de kendi kişisel çabalarıyla portekiz kalesinde tehlike yaratıyordu. Kalan dakikalarda başka gol olmayınca İspanya , çeyrek finalde Paraguay'ın rakibi oluyordu.

Maçın sonucu bir yana Cristiano Ronaldo'nun vasat futbolu da maça damga vurdu. Olur olmaz yerden şut çekmesi , gereksiz çalımlarıyla adeta saçmalıyordu Ronaldo. Maçta kötü oynamanın ve bununla birlikte elenmenin siniriyle maç sonunda kamera'ya tüküren Ronaldo tartışılmaya devam edecek gibi.

2010 Güney Afrika || 2.Tur, Dördüncü Gün

Japonya : 3 Paraguay : 5 ( Penaltılarla)

Grup maçlarında göze hoş gelen futbol sergileyen 2 takımın karşılaşması olarak da adlandırabiliriz bu maçı. Japonya'nın turnuva öncesine kadar 2.tur'a çıkmasına zor gözüyle bakılıyordu.Keza Paraguayında ne tür bir performans sergileyeceği pek kestirilemiyordu. Fakat her 2 takımda gruplarda ortaya koydukları güzel futbolla 2.tura çıkmayı başardı.

Maça hızlı başlayan Japonya , henüz ilk dakikalarda Osario'yla tehlike yarattı fakat kaleci Justo Villar gole izin vermedi. Aslına bakarsanız maç beklendiği gibi orta saha mücadelesiyle başladı ve ilk 15 dakika bu şekilde geçti.Dakikalar 20'yi gösterdiğinde bu kez Paraguay Lucas'la gole yaklaştı fakat kaleci Kawashima gole izin vermedi. 1 dakika sonrasında ise Matsui'nin beklenmedik şutu Japon seyircileri ayağa kaldırdı fakat kaleciyi geçen top bu seferde üst direğe takılıyordu. Futbol tanrıları bu maçın penaltıya gideceğini hafiften kulaklarımıza fısıldamaya başlamıştı sanırım.

Direkti , kaleciydi derken ilk yarı 0-0 sonra erdi. 2. yarıya her iki takımda atak başladı. Top bir o kalede bir bu kalede dersek yalan olmaz hani. Her ne kadar heyecanlı gibi gözükse de aslında gayette sıkıcı bir maç oluyordu. Her iki takımda yaptıkları ortalarla , paslaşmalarla etkili olmaya çalışsa da defanslar geçit vermiyordu.

Ve maçta normal sürede olmuyor , maç uzatmaya gidiyordu.Uzatmalarda etkili olan taraf Paraguay'dı. Fakat gerek defans gerekse kaleci gole izin vermiyor ve böylece maçta seri penaltı vuruşlarına geçiliyordu.

Paraguay'da , Barreto , Lucas, Riveros , Nelson Valdez ve Oscar Cardoza kullandıkları penaltı vuruşlarında başarılı olurken , Japonya'da Komano'nun kaçırdığı penaltı onlara pahalıya mal oldu. Böylece Paraguay çeyrek finale yükseliyor ve İspanya - Portekiz maçının galibini beklemeye başlıyordu.

Paraguay'da bu gelişmeler yaşanırken Japonya'da hüzün hakimdi. Penaltılarla elenmenin üzüntüsünü yaşayan Japonlarda , Teknik direktör Takeshi Okada istifa kararı alıyor ve Nakamura milli takımı bırakıyordu.

20100630

2010 Güney Afrika || 2. Tur, Üçüncü Gün

Hollanda: 2 Slovakya: 1 || 11 Portakal

Hollanda turnuva başından bu yana ilk defa o en mükemmel kadrosuyla; 1'den 11'e kadar. Rotasyon yok, kimi oynatsam derdi yok. En iyi kadro belli :) Euro 2008'e fırtına gibi başlayıp sonra yine hemen her büyük turnuvada olduğu gibi beklenmedik anda elenmeleri, 2010 öncesinde de Hollanda'nın artık gerçekten kazanmayı düşünmediğini düşündürtmüştü.

Ama şunu da gördük ki takım olarak sadece Robben'e bağlı değiller. Robben'in katkısı tartışılmaz ama Robben'sizken de o sevilen oyunlarını 90dk boyunca olmasa da sahaya yansıtmayı biliyorlar ve sonuca gidebiliyorlar. Robben varken işin rengi daha başka tabii ki.

Vladimir Weiss'ın maçtan sonra söylediği gibi; Robben bir deha. Keita'nın tahmin edilemezliğinden bahsediyoruz; ama Keita'nın bu ne zaman ne yapacağını bilemeyişimiz sadece patlayıcılığından kaynaklanıyor, bir goril misali fiziğinden, topla yaptığı hızlı koşulardan kaynaklanıyor. Ama Robben.. Sadece patlayıcılıktan çok daha ötesi; patlayıcı bir komutan adeta. Ne zaman nerden ne yaratacağını, takıma ne gibi bir pozisyon hazırlayabileceğini bilemiyorsunuz.

Belki tam kondisyonda değildi ama bu her an birşeyler yaratma potansiyeli kondisyon eksikliğini hiç göstermedi. Sadece 18 dakikasını aldı resmen döndüğünü göstermesi.

Slovakya'ya gelince. Vladimir Weiss Stoch ve oğlunu aynı anda sahaya sürdüğünde gol atmak için ellerinden geleni yapacaklarını anlamıştım ama Hollanda hakimiyeti bırakmadı. Vittek hatırı sayılır derecede pozisyonlar buldu kendisine ama olmadı.

Kötü de oynamadı Slovakya ama Hollanda über atak oyunuyla maçı kontrol altında tuttu ama Vittek de hak ettiği golü kaydetmeyi başardı; penaltıdan. Santra bile yapılmadan bitirdi maçı.

65. dakikadan sonra kendine geldi Slovakya, özellikle Hamsik'le tempo getirdi ataklarına ama Vittek fırsatları harcadı. Bir tane gol atsa, maçın sonundaki penaltıyla maçı uzatmalara götürme şansları olabilirdi. Ne olursa olsun Slovakya için bir masal gibiydi bu finaller.

Hollanda ise tarihinde ilk defa Dünya Kupası finallerinde dört maç ard arda kazanmayı başardı. Brezilya'yla zorlu ve bir o kadar da keyifli bir çeyrek final eşleşmesi oynayacaklar.

20100627

2010 Güney Afrika || 2. Tur, İkinci Gün

Arjantin: 3 Meksika : 1

Maç önceside tahmin edildiği gibi Arjantin, Meksika'yı 3-1 gibi rahat bir skorla devirmesini bildi. Fakat son maçlarda artan hakem hataları bu maçada damga vurmayı başardı.Aslında Meksika maça hızlı ve atak başlayan taraftı. Carlos Salcido birkaç defa kaleyi yokladı ve bu harika şutlardan biri henüz maçın başında direkte patladı. Tam Meksika bu maçı kolay kolay Arjantin'e bırakmayacak derken yan hakemin inanılmaz hatasıyla Arjantin 1-0 öne geçti diyebiliriz.Asisti İtalyan hakem üçlüsüne yazabiliriz.Şimdi birini seçip ötekine haksızlık etmek istemem hepsi birbirinden berbattı :) Ofsayt pozisyonunu aha da burda, yorum sizlere kalmış.















Bugünkü hakem hatalarının açıklanabilir bir yanı yok bence. Almanya-İngiltere maçında 30 cm içeride top gol değeri kazanmaz , Arjantin-Meksika maçında nerdeyse 2 metre öndeki adam ofsayt olmaz...Şahsen şu dünya kupasından sonra anladımki elimizdeki Türk hakemler harbiden daha fazla saygıyı hakediyor. Herneyse konumuzda dönelim..

Arjantin , Tevez'in attığı ofsayt! golle 1-0 öne geçiyor ve Meksika demoralize oluyordu . Bu golün üstüne çok geçmeden 33. dakikada hakem skandalı yetmezmiş gibi bir de Osorio adeta harakiri yaparcasına bir hata yapıyor ve Arjantin, Higuan'in golüyle farkı 2'ye çıkarıyordu. Bu dakikadan sonra Meksika iyice dağıldı ve kalesinde birkaç tehlikeli pozisyon daha gördü ama ilk yarı 2-0 Arjantin'in üstünlüğüyle sona erdi.

İlk yarıda Arjantin adeta havadan 2 gol bulmuş ve moralliydi fakat gözler messi'yi arıyordu. Tüm turnuva boyunca geri planda kalan Messi , bu maçta da kendini gösteremiyordu. Barcelona'nın oynadığı pasa dayalı futbol ve xavi , iniesta etkisini Arjantin takımında göremediğimiz için özlediğimiz Messi biraz daha uzaklarda kalıyordu. Aynı şekilde birçok kişinin merakla izlediği Giovanni Dos Santos da yokları oynuyordu.

2.yarı belki ön plana çıkarlar derken bu kez sahneye Carlos Tevez çıktı ama ne çıkış ! ceza sahası üstünden bir füze yolladıki bunu Jabulani gibi lanet bir topla yapmış olması ayrı bir değer katıyordu gole.Bu dakikadan sonra Arjantin geriye yaslanıyor , Meksika ise hiç olmazsa gol atmadan maçı bitirmeyeyim edasıyla rakip kaleye yükleniyordu. Dakikalar 71'i gösterirken genç yıldız Hernandez sahneye çıkıyor ve sol çaprazdan çok sert bir vuruşla topu ağlarla buluşturuyordu. Maçın skoru 3-1 olmuş ve Meksika ya olursa hesabı yüklenmeye devam ediyordu. Ama kalan dakikalarda herhangi bir sürpriz yaşanmamasını isteyen Maradona , Juan Sebastian Veron'u oyuna alıp orta sahayı diri tutmayı planlıyordu . Nitekim öyle oldu ve kalan dakikalarda gol olmadı ve Maradona'nın askerleri çeyrek finalde Almanya'nın rakibi oldu. Şahsen Arjantinin kazanmasına sevindim . Hem çeyrek finalde harika bir maç izleyeceğim için hem de kupada favorim olan takım olarak yoluna devam ettiği için.

Yolun açık olsun yoldaş Maradona :)

Viva Argentina !

2010 Güney Afrika || 2. Tur, İkinci Gün


Almanya : 4 İngiltere : 1 | 1966'nın intikamı

Tam 44 yıl, 11 Dünya kupası geçmişti o malum maçtan sonra.. İngilizler gol olup olmadığı halen tartışılan bir pozisyonla uzatmalarda 3-2 öne geçmiş ardından 4.golü bulup dünya kupasına uzanmışlardı. Bu tartışma 44 yıldır devam etmekteydi ama bugün bu tartışma çok daha başka boyutlara taşınacak gibi görünüyor.

Her neyse, şimdilik maça geçelim ...

Almanya maça oldukça etkili başladı ve atak üstüne atak yapmaya başladılar.İngilizlerde ise bir panik havası hakimdi. Almanların etkili oyunu 20. dakikada golle sonuçlandı ve Almanya Klose'nin attığı golle 1-0 öne geçti. Defansın arasına atılan pası iyi değerlendiren Klose, Dünya kupaları tarihindeki 12.golüne ulaşıyor ve böylece Ronaldo'yu yakalamasına sadece 3 gol kalıyordu ayrıca Pele'yle gol sayılarını da eşitliyordu. İlerleyen dakikalarda Almanya etkili oyununu sürdürüp rakip kalede etkili oldu ama kaleci James, Klose'ye geçit vermedi.

Dakikalar 32'yi gösterdiğinde ise bu sefer sahneye Lucas podolski çıkıyor ve takımını 2-0 öne geçiriyordu. Gene defansın arasına atılan bir topla gelen gol , İngiltere'nin defans zaaflarını açıkça ortaya koyuyordu.

İngilizler şaşkındı , kulübede Beckham endişeli gözlerle arkadaşlarını takip ediyordu. Fabio Capello ise üst üste gelen defans hatalarına isyan ediyordu adeta. Tam Almanlar maçı kopardı , götürecek derken sahneye çıkan Upson durumu 2-1'e getiriyor ve takımını yeniden ateşliyordu. Bu golden 1 dakika olacak olanlar ise belkide maçın kader anıydı...

Frank Lampard'ın uzaklardan attığı şut önce üst direğe çarpıyor ardından kale çizgisinin 30 cm kadar içerisine çarpıp dışarı sekiyordu ama hakem Espinoza belki de hakemlik kariyerini sona erdirebilecek bir hataya imza atıyordu. Bu pozisyondan sonra Almanlar oyunun kontrol altında tutarak ilk yarının 2-1 bitmesini sağladı.

2.yarıya İngiltere oldukça etkili başladı ve 52. dakikada Lampard'la Alman kalesinde tehlike yarattı fakat direkler gene gole izin vermedi. İngilizler gol için bastırıyor, Almanlar ise kontra atak beklercesine rakibi üzerine çekiyordu. Dakika 67'de serbest vuruş kazanan İngilizler baraja takılıyor ve Almanya kontra atağı başlıyordu. Çok iyi kontraya çıkan Almanlar 3.golü Müller'le buluyordu. Bu golden sonra dağılan İngiltere defansta geniş boşluklar bıraktı ve Almanlar Mesut Özil ile başlattıkları atağı gene Mesut'un asistiyle sonladırıp 4-1 öne gecti. Golün adı gene Müllerdi...

Bu dakikadan sonra ise ünlü filozof Capello , oyuna Emile Heskey'i sokuyordu fakat bu da skora bir etki etmeyecek ve Almanya 4-1'lik skorla çeyrek finale yükselecekti.

Her ne kadar İngilitere'nin golü verilmemiş olsa da Almanlar maçın mutlak hakimiydi ve maçı kesilikle haketti. Gene de es geçilen bu gol uzun yıllar konuşulacak gibi.

2010 Güney Afrika || 2. Tur, Birinci Gün

ABD: 1 Gana: 2

Maç öncesi Amerika mutlak favori olarak görünüyordu fakat işler hiç de beklendiği gibi gitmiyordu Amerika için.

Gana maça çok hızlı başladı ve henüz 5. dakikada Clark'tan kaptığı topla rakiplerini bir bir geçen Boateng'in ayağından bulduğu golle 1-0 öne geçti. Açıkcası golde kalecinin bana göre hatası vardı. Biraz önde gibiydi ya da ben çok maç izledim ve kendimi iyice birşey sanmaya başladım :p

Her neyse kaldığımız yerden devam edelim. Gana golden sonra beklendiği gibi geriye çekilmedi ve ilk yarı boyunca etkili olan taraftı. Son paslarda biraz daha iyi olsalar farkı arttırmamaları için hiçbir sebep yoktu. İlk yarı böylece 1-0 Gana'nın üstünlüğüyle sona erdi.

Amerika 2. yarıya Benny Feilhaber değişikliğiyle başladı ve önce Feilhaber ardından Dempsey'le bulduğu pozisyonları değerlendiremedi. Fakat bu baskın oyun 60. dakikada meyvesini verdi. Dempsey'in düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı Landon Donovan'la gole çevirdi. Bu golden sonra her 2 takımda bir kaç pozisyona girmesine rağmen golle sonuçlandıramadılar. Böylece maç uzatmalara gitti...

Gana ilk devrede olduğu gibi uzatmalara da iyi başlayan takımdı. Atak futbolunu devam ettiren Gana, 93. dakikada Asamoah Gyan'ın ayağından bulduğu golle 2-1 öne geçti.Bu golle birlikte Gyan turnuvadaki penaltı olmayan ilk golünüde atmış bulundu. Arkadaş adamın 4 golü var 3'ü penaltı :)

Bu dakikadan sonra Amerika rakip kalede etkili olmaya çalışşa da bu çabalar sonuç getirmedi.Böylece Gana maçı 2-1 kazanarak çeyrek finalde Uruguay'ın rakibi oldu.

Gana dünya kupaları tarihinde çeyrek finale yükselen üçüncü Afrika ülkesi oldu. Umarım yollarına devam ederler.

Bunun yanı sıra, b
elki de işin en güzel yanı Afrikada yapılan bir turnuvada, bir Afrika takımının yoluna devam etmesiydi.

20100626

2010 Güney Afrika || 2. Tur, Birinci Gün

Uruguay: 2 Güney Kore : 1

Evet, aslına bakarsanız maçı bu resimle bile özetleyebiliriz. Bu adamın adı Luis Suarez. Ajax formasıyla Hollanda Ligi'nde fırtınalar estiren bu adamın bu denli iyi bir performans sergilemesini şahsım adına beklemiyordum. Ama bu adam bugün maçta fark yaratan futbolcu oldu. Bu sene Ajax'ın bu adamı elinde tutması çok zor diyeceğim ama zaten Ajax da parayı görünce oyuncuyu çayıra salan bir takım sonuçta, o yüzden pek bu durumdan şikayetçi olduklarını zannetmiyorum :)

Her neyse, gelelim maça. Maçın başlamasıyla birlikte Güney Kore daha fazla topa sahip olan takım konumundaydı. Uruguay kalesindeki ilk önemli tehlikeyi 4. dakikada Chu Young'un sert şutuyla yarattı ve bu top direkten döndü.

Ufak bir şaşkınlık sürecinden sonra toparlanan Uruguay maçın 8.dakikasında Suarez'in ayağından bulduğu golle 1-0 öne geçti.
Forlan'ın yaptığı ortada arka direkte boş pozisyonda o golü atmak Suarez için pek de zor olmadı.

Uruguay golden sonra daha kontrollü bir oyun sergiledi ve bu oyununu ilk yarı sonuna kadar devam ettirdi. Güney Kore ise rakip kaleye daha etkili bir biçimde gelse de Lugano önderliğindeki Uruguay savunmasını aşmayı başaramadı.

2. yarıda ise ilk yarıda olduğu gibi Güney Kore daha baskılı bir şekilde başladı ve birçok önemli pozisyon yarattılar fakat golü ancak 68. dakikada bulabildiler. Golün sahibi ise Chung Young'du. Bu golle beraber skor 1-1 olmuştu.

Golden sonra daha fazla risk alan Uruguay, rakip kalede daha etkili olmaya başladı. Kısacası Uruguay oynamak istediği zaman gayet de güzel oynuyordu. Ama sağanak yağış altında oynanan maç iki takım oyuncularını da oldukça zorladı. Bir tek kişi haricinde. Günün kahramanı Luis Suarez. Dakikalar 80'i gösterdiği anda sahneye çıkan Suarez, normal şartlar altında bile yapılması zor olan bir vuruşla takımını 2-1 öne geçirdi.

Maçta bu dakikadan sonra geriye yaslanan Uruguay, kalesinde bir kaç tehlike yaşadı fakat gerek Güney Kore'li oyuncuların beceriksizliği gerekse kaleci Fernando Muslera'nın kurtarışlarıyla bunlardan sıyrıldı ve maç böylece 2-1 Uruguay lehine bitti.

Çeyrek finale yükselen ilk takım olan Uruguay, ABD-Gana maçının galibini beklemeye başlamıştı bile.

2010 Güney Afrika || 2.Tur Eşleşmeleri

Gerçekten 2.tur karşılaşmaları hiç beklemediğimiz şekilde heyecanlı geçecek gibi görünüyor. Eee malum eşleşmeler biraz zorlu oldu tabi. O zaman şimdi hangi gün, hangi maçlar varmış ona bakalım, detayları illaki maçlardan sonra konuşuruz.

26 Haziran 2010

17:00
Uruguay - Güney Kore
21:30 ABD - Gana

27 Haziran 2010

17:00 Almanya - İngiltere
21:30 Arjantin - Meksika

28 Haziran 2010

17:00
Hollanda - Slovakya
21:30 Brezilya - Şili

29 Haziran 2010

17:00
Paraguay - Japonya
21:30 İspanya - Portekiz

20100625

2010 Güney Afrika || Grup Maçlarının Ardından


Öncelikle herkese merhaba :) Bendeniz blog'un yeni yazarı Giallo Rosso. Giallo Rosso kimdir ? Nedir? Ne yapar? Bunların hepsine kısa bir süre içerisinde açıklık getirecek bir post gireceğim. Hem benim hem de Vecchia Signora'nın geçirdiği yoğun dönemden dolayı bir süre blog'dan uzak kaldık. Ama en kısa sürede daha aktif bir şekilde ikimiz de blog'da yer alacağız. Her neyse bunlar işin muhabbet tarafı, gelelim asıl mevzumuza. Malumunuz 2010 Dünya Kupası başlayalı 15 gün oldu ve grup maçları bugün itibariyle bitti. Her maçtan ayrı ayrı bahsedemesem de sizlere grupları genel hatlarıyla değerlendireceğim.

A Grubu

Ev sahibi Güney Afrika, Meksika, Uruguay ve son dünya kupası finalisti Fransa'nın yer aldığı bu grup son derece enteresan sonuçlara sahne oldu. Aslına bakarsanız bu enteresan sonuçlar birçok futbolseverin yanı sıra özellikle İrlandalılar'ı pek memnun etti diyebiliriz :)

Öncelikle maç sonuçlarına göz atalım;

-1. Maçlar -
Güney Afrika - Meksika : 1-1
Uruguay - Fransa : 0-0


- 2. Maçlar -
Güney Afrika - Uruguay: 0-3
Meksika - Fransa : 2-0

-3.maçlar-
Uruguay - Meksika : 1-0
Güney Afrika - Fransa : 2-1


Fransa, bu grubun en büyük favorisi olarak maçlara çıktı fakat hepimiz gördük ki Fransa o eski Fransa değil.. Kaybedilen Meksika maçı sonrası takım iyiden iyiye karışmış hatta Nicolas Anelka teknik direktör Raymound Domenech'e küfür ettiği gerekçesiyle kadrodışı bırakılmıştı. Bunun üstüne oyuncuların bu kararı protesto etmek amacıyla antremana çıkmaması, Raymound Domenech'in bu davranışı ahmaklık olarak değerlendirmesi falan derken Fransa bu grubu son sırada tamamlayarak tam bir hayal kırıklığı yarattı. Fransa'nın durumunu ise en iyi Patrice Evra'nın şu sözleri gözler önüne seriyordu;

"Fransa artık küçük bir futbol ülkesi..."

Grubun Fransa'dan sonra en büyük sürprizi kesinlikle Uruguaydı. Çıkması beklenen 2. takımdı fakat oynadığı futbol tüm otorilerce ayakta alkışlandı. Uruguay'ın 7 puan toplayarak, artık bu kupada 1930'lardaki başarılardan sıyrılıp yenilerini kazanmak istediğini apaçık ortadaydı. Diego Forlan önderliğinde gerçekten çok iyi bir futbol sergileyerek grup lideri olupk 2.tura yükseldiler.

Ev sahibi Güney Afrika ise Dünya Kupaları tarihinde gruptan çıkamayan ilk ev sahibi olarak tarihe geçti. Aslına bakarsanız Güney Afrikanın elenme sebebi Uruguay'a 3-0 yenilmesiydi. Çünkü ikincilik için yarıştığı Meksika averaj farkıyla 2. tura yükselen takım oldu.

Gruptan çıkan ikinci takım olan Meksika ise çok ahım şahım bir futbol oynamamasına rağmen Fransa'nın rezalet bir turnuva geçirmesinin yardımıyla 2.tura çıktı. Biz Galatasaraylılar'ın Gio sebebiyle desteklediği bir takımdı aslına bakarsanız. Şahsen biz memnunuz :)


B Grubu

Vecchia Signora ve benim favorim olan Arjantin'in yer aldığı bu grupta bulunan diğer takımlar; Güney Kore, Yunanistan ve Nijeryaydı. Beklendiği gibi Arjantin'in grup lideri ve Güney Kore'nin ikinci olarak bitirdiği grupta herhangi bir sürpriz yaşanmadı.

- 1. Maçlar -
Güney Kore - Yunanistan : 2-0
Arjantin - Nijerya : 1-0


- 2. Maçlar -
Arjantin - Güney Kore : 4-1
Yunanistan - Nijerya : 2-1

- 3. Maçlar -
Arjantin - Yunanistan : 2-0
Güney Kore- Nijerya : 2-2

Arjantin ilk maçında oldukça tutuk bir oyun sergileyerek bizleri şaşırtsa da 2. ve 3. maçlarda gerçek performansını göstererek biz Arjantin severleri üzmedi :) . Herkesin merakla beklediği "Messi acaba n'apıcak ?"sorusunun cevabı ise henüz tam anlamıyla cevaplanamadı çünkü Messi henüz tam anlamıyla kendini gösteremedi. Her ne kadar takım kazansa da Messi o Barcelona'daki hallerinden uzak bir görüntü çizdi. Bunun da çeşitli sebepleri var aslında onları da özel olarak değerlendireceğiz elbet.

Güney Kore, Yunanistan ve Nijerya üçlemesinden de kimin galip çıkacağını az çok birçoğumuz tahmin ediyordu. Yunanistan her ne kadar çabalasa da Güney Kore son yıllardaki çıkışını devam ettirerek bu iki takımın arasında sıyrılıp 2. tura çıktı. Nijerya ise klasik turnuvalarından birini geçirerek gruptan çıkamadı.


C Grubu

İngiltere, ABD, Slovenya ve Cezayir'in bulunduğu C grubu aslına bakarsanız beklendiği gibi İngiltere'nin zor da olsa lider olarak bitirip ikincilik için ABD ve Slovenya'nın çekiştiği grup maçlarına sahne oldu. 2. olarak çıkacak takım ise dramatik bir şekilde ABD'nin son dakika golüyle belirlendi. Bunun yanı sıra maçlarda yaşanan bir diğer sürpriz ise Cezayir'in İngiltere karşısında aldığı beraberlikti.

- 1.Maçlar -
İngiltere - ABD : 1-1
Cezayir - Slovenya : 0-1

- 2.Maçlar -
Slovenya -ABD : 2-2
İngiltere - Cezayir: 1-1


- 3. Maçlar -
ABD - Cezayir : 1-0
İngiltere - Slovenya : 1-0


İngiltere'nin artık klasikleşmiş olan grup maçlarındaki iyi futboluna karşılık turnuvalardaki kötü oyununun tekrarlandığı grup maçlarına sahne oldu. Ciddi anlamda bazen anlam veremiyorum; koskoca İngiltere yıllardır nasıl böyle berbat oynayabiliyor? Onu da geçtim halen Emile Heskey'nin eline bakmaları da ayrı bir facia. Tüm bunları oyunculara yüklemek yerine biraz da Fabio Capello'ya yönelmek lazım.

Amerika Birleşik Devleti ise göze hoş gelen futboluyla gruptan çıkmayı sonuna kadar haketmişti fakat bunu son anda başarmaları işin renkli tarafıydı. Slovenya açısında bakıcak olursak biraz da dramatikti aslında. Malum Amerika son dakikada Cezayir'e o golü atmasaydı onlar çıkacaktı. Cezayir ise beklenen aksine grupta piyon olmamaya kararlıydı. İlk maçlarındaki o talihsiz Slovenya mağlubiyeti olmasa belki de gruptan çıkmak adına daha iddialı olabilirlerdi.


D Grubu

Almanya, Gana, Avustralya ve Sırbistan'ın bulunduğu bu gruptan çıkan iki takım ise Almanya ve Gana oldu. Gönül isterdi ki Avustralya da şu gruptan çıksın (malum Kewell ve Neill durumları :) ama maalesef kadroları buna el vermedi. Daha doğrusu Almanya karşılarında aldıkları 4-0'lık yenilgi onları averaj olarak bitirdi diyebiliriz. Bu grupta ise en büyük sürpriz Almanya'nın Sırbistan'a yenilmesiydi fakat Sırbistan'ın bu galibiyete rağmen gruptan çıkamaması ayrı bir olaydı.

- 1. Maçlar -
Almanya-Avustralya : 4-0
Gana - Sırbistan : 1-0


- 2. maçlar -
Almanya-Sırbistan : 0-1
Gana- Avustralya : 1-1


- 3. maçlar -
Almanya - Gana : 1-0
Avustralya - Sırbistan : 2-1

Almanya'nın fırtına gibi başlayıp herkesin dikkatini bir anda kendine çekmesi ve hemen akabinde Sırbistan mağlubiyeti hepimizin kafasını biraz karıştırdı desek yanlış olmaz. Ama klasik bir tabirle Almanya'nın turnuva takımı olması faktörü burda da ön plana çıktı ve beklendiği gibi Almanya lider olarak grubu tamamladı. ikincinin kim olacağı konusu ise biraz karışıktı bu grupta. Üç takım da birbirleriyle denk sayılabilirdi fakat işler biraz karışsa da Gana bu iki takım arasından sıyrılarak 2. tura çıktı. Eminim Avustralyalılar ilk maçta aldıkları 4-0'lık mağlubiyete yanıyorlardır.

Bu grubu değerlendirip de Mesut Özil'den bahsetmemek olmaz. Parlaması tabiki bekleniyordu fakat koskoca Almanya Milli Takımının en önemli parçası olması bir anda dikkatleri üzerine çekti. Avustralya maçında ortaya koyduğu futbol ayakta alkışlandı ve bu oyununu asistleriyle süsledi. Son maçta ise Gana'ya attığı muhteşem gol Avrupa'da birçok dev'in ağzını sulandırdı desek yanlış olmaz sanırım. Valla söylentilere göre Chelsea peşindeymiş haydi hayırlısı.

E Grubu

Hollanda, Japonya, Danimarka ve Kamerun'un bulunduğu D grubunda 2. tura çıkan takımlarHollanda ve Japonya oldu. Fakat bu grupta herkesin heyecanla beklediği Hollanda'da bir sorun vardı sanki. Katıldığı her turnuvada atak bir futbol ve güzel bir oyun sergileyen Hollanda, bunun aksine bu turnuvada oldukça tutuk bir görüntü çizdi. Belli mi olur belki de bu sefer gönüllerin şampiyonu değil de gerçek şampiyon olurlar :). Herhangi bir sürprize sahne olmayan bu gruptaki maç sonuçları ise şu şekildeydi;

- 1. Maçlar -
Hollanda - Danimarka : 2-0
Japonya - Kamerun : 1-0


- 2. Maçlar -
Hollanda-Japonya : 1-0
Danimarka - Kamerun : 2-1


- 3. Maçlar -
Hollanda - Kamerun : 2-1
Danimarka - Japonya : 3-1


Herkesin beklediği gibi fırtınalar estiren bir Hollanda olmasa da maçlarını kazanıp yoluna emin adımlarla devam eden bir Hollanda'yı izledik grup maçlarında. Hollanda'da en çok göze çarpan adam ise belki de çoğumuzun ismini bile daha önce duymadığımız Eljero Elia (Hamburg) oldu. Ayrıca turnuva öncesi hazırlık maçında sakatlanan Robben'in 3. maçta takıma dönmesiyle biraz daha etkili bir Hollanda izledik. Japonya ise bariz bir şekilde Danimarka ve Kamerundan daha iyi bir görüntü çizdi ve bu da futbolun nadiren gösterdiği adaletli yüzüyle beraber 2. turu getirdi Japonya'ya. Hem Japonya'ya 2. turu getiren adam hem de grubun yıldızı olan adam ise 2009-2010 sezonu başında adı Galatasaray'la sık sık anılan fakat CSKA Moskova'ya giden Keisuke Honda'dan başkası değildi. Bu adamı iyi takip etmek lazım inanılmaz frikikleri var ayrıca oldukça teknik.

F Grubu

Paraguay, Slovakya, Yeni Zelanda ve İtalya bu grupta yer alan takımlardı. Bu grupta bir dev'in yıkılışına şahit olduk. "Vay arkadaş koskoca İtalya ne hallere düştü... " dedirtti izleyenlere. Bunun yanı sıra Paraguay'ın çıkışı ve Yeni Zelanda'nın yenilmeden turnuvaya veda etmesi de grupta dikkat çeken hadiselerdi. Slovakya ise son maçta aldığı İtalya galibiyetiyle dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Nihayetinde Paraguay'la birlikte gruptan ikinci olarak çıkmaya hak kazandı.

- 1. Maçlar -
İtalya - Paraguay : 1-1
Slovakya - Yeni Zelanda : 1-1


- 2. Maçlar -
Slovakya - Paraguay : 0-2
İtalya - Yeni Zelanda : 1-1

- 3. Maçlar -
Paraguay - Yeni Zelanda : 0-0
Slovakya - İtalya : 3-2


İtalya... Ne söylenebilir ki koskoca İtalya. Ölüsü bile 2. tura çıkar dediğimiz italya büyük bir hüsran yaşayarak grubu sonuncu bitirdi. Evet, İtalya Yeni Zelanda'yı bile geçemedi. Umarım bu onlara bir ders olmuştur, umarım anlamışlardır ki eğer elinde Totti, Del Piero gibi yıldızlar varsa onların mutlaka kadroya alınmalısı gerektiğini. Hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki ama bunların hepsini kupa sonrasına saklamakta fayda var.

Grupta en çok dikkat çeken takım ise Paraguay oldu. Bunun yanı sıra son maçta İtalya'yı devirmeyi başaran Slovaklar da başarılı sayılabilirdi. Aslına bakarsanız kötü bir İtalya'nın bulunduğu bu grupta çıkıcak iki takımı tahmin etmek pek de zor olmasa gerek. Yeni Zelanda ise grupta hiçbir maçta yenilmeyerek turnuva öncesi "averaj takımı" olur laflarını birilerine kaba tabirle " yedirmiş" oldu. Turnuvayı 3.sırada, İtalya'nın üstünde bitirmek de başarıdır en nihayetinde.

Bu grupta öne çıkan oyuncu kim derseniz, sanırım bu soruya Vittek demek en doğru cevap olur. Attığı 3 gol ile grupta fark yaratan oyuncu oldu ve bu oyuncunun Ankaragücü'nün forveti olması da işin garip yanıydı. Herkesin merakla beklediği Miroslav Stoch ise ilk 2 maçta son dakikalarda, 3. maçta ise ilk 11'de kendine yer buldu. Fakat beklentilerin aksine ön plana çıkamadı.


G Grubu

Klasik tabirle turnuvanın ölüm grubu G grubuydu. Fakat beklenin aksine futbol kalitesi olarak düşük maçlara sahne oldu ve beklendiği şekilde Brezilya lider, Portekiz de ikinci olarak 2. tura çıktı. Fildişi Sahili ise gene beklenen sürprizi yapamadı ve gruptan çıkamadı. Kuzey Kore ise ilk maçta Brezilya karşısında gösterdiği dirençle umut verse de Portekiz ve Fildişi maçlarındaki hezimetler bu umutları boşa çıkardı.

- 1. Maçlar -
Fildişi Sahilleri - Portekiz : 0-0
Brezilya- Kuzey Kore : 2-1


- 2. Maçlar -
Brezilya - Fildişi Sahilleri : 3-1
Portekiz - Kuzey Kore : 7-0

- 3. Maçlar -
Brezilya - Portekiz : 0-0
Fildişi Sahilleri - Kuzey Kore: 3-0


Alışılagelmiş Brezilya'nın aksine bu turnuvada "Dunga'nın Brezilyasını" izledik. Yani daha defansif oyuncularla kurulu bir brezilya vardı karşımızda. Kuzey Kore maçına bile 2 ön liberoyla çıkmaları oldukça şaşırtıcıydı. Ama gene de kazanmasını bilen bir Brezilya izledik. Portekiz ise Kuzey Kore maçı haricinde öteki maçlarda ciddi anlamda hayal kırıklığı yarattı fakat gene de gruptan çıkmayı başardılar. Fildişi Sahilleri'nin de son maçta alınan 3-0'lık Kuzey Kore maçı ise onlar için turnuvanın son maçı olmasından başka hiçbirşey ifade etmiyordu.

Bu grupta futboluyla öne çıkan isimlerden biri ise çok yakından tanıdığımız bir isimdi. Bu adam Elano Blumer'den başkası değildi. İlk 2 maçta attığı 2 golle tüm dikkatleri üstüne çeken Elano'yu takımda tutmak oldukça zor olucak gibi. Diğer ön plana çıkan oyuncu ise Sevilla'lı Luis Fabiano'ydu. Attığı 3 golün yanı sıra oynadığı futbolla da kendinden söz ettirmeyi başardı.


H Grubu

Ve geldik son gruba.. Son avrupa şampiyonu İspanya, Şili, İsviçre ve Honduras bu grupta yer alıyordu. İspanya turnuvaya şok İsviçre yenilgisiyle başladı fakat gene enteresan bir şekilde İspanya'yı yenen İsviçre, son maçta Honduras'la berabere kalarak gruptan çıkamadı. Gruptan çıkan iki takım ise İspanya ve ikinci olarak Şili'ydi.

- 1. Maçlar -
İspanya - İsviçre : 0-1
Şili - Honduras : 1-0

- 2. Maçlar -
Şili- Honduras : 1-0
İspanya - Honduras : 2-0

- 3. Maçlar -
İspanya - Şili : 2-1
İsviçre - Honduras : 0-0


Şok bir yenilgiyle turnuvaya başlayan İspanya, David Villa önderliğinde toparlanarak kalan iki maçını kazandı ve herhangi bir sürprize imkan vermeden grubu lider bitirdi. Fakat gene de oynanan futbol tatmin etmedi. Bu grupta belki de en büyük sürprizi Şili yaptı. Gruptan çıkmasının yanı sıra oynadığı futbol oldukça beğeni kazandı ve bunun karşılığını biraz da şans yardımıyla alarak 2. tura çıktılar. İsviçre ise son maçta ayağına gelen fırsatı teperek gruptan çıkamadı üstelik ispanya'yı yendiği bir turnuvada.

Bu grupta öne çıkan 2 futbolcu vardı. Bunlardan biri Şili'nin hücum oyuncusu Alexis Sanchez diğeri ise İspanya'nın forveti aynı zamanda Barcelona'nın yeni transferi David Villa Sanchez'di.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails