Premier League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Premier League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20110107

Son 10 Yılın En İyisi: Arsene Wenger


IFFHS tarafından yapılan değerlendirmede Arsene Wenger son 10 yıllık dönemin en iyi teknik direktörü seçildi. Zaten başka da ihtimal ben düşünemiyorum açıkçası. Tarafsızlık falan yapamicam gayet de taraflıyım; Arsene Wenger is the best.

Bu arada tahmin edilebileceği üzere ilk 10'daki en genç isim Jose Mourinho ve Capello'nun önünde kendine yer buldu ki her ne kadar futbolseverler arasındaki "sevilme" durumu akla kara kadar zıt olsa da Porto'yla başladığı kariyerinde yaptıklarını göz ardı etmek yada azımsamak hiçbir şekilde mümkün değil.

Felipe Scolari ile Marcelo Bielsa 7.liği paylaşırken Hiddink de Capello'nun ardından 5. sırada yer buldu. Rijkaard ise sadece 8 puanla ilk 10'un dışında kaldı. Guardiola ise 29 puanla 28. sırada kaldı. Şimdi buradan Rijkaard'a uzanan çıkarımlar yapmak isterdim ama yapmicam. Zira bu aralar hiçbir şekilde futbol yazasım yok.

1. Arsène Wenger (FRA) 156 points
2. Alex Ferguson (ESC) 148
3. Jose Mourinho (POR) 135
4. Fabio Capello (ITA) 120
5. Guus Hiddink (NED) 112
6. Carlo Ancelotti (ITA) 108
7. Luiz Felipe Scolari (BRA) 101
7. Marcelo Bielsa (ARG) 101
9. Rafael Benitez (ESP) 97
10. Marcello Lippi (ITA) 88
11. Vicente del Bosque (ESP) 85
12. Frank Rijkaard (NED) 80
...
17. Carlos Dunga (BRA) 62
20. Carlos Bianchi (ARG) 53
28. Josep Guardiola (ESP) 29

20101114

Wellington Silva Arsenal'de

Zaten bekleniyordu bu. Öyle çok da flaş bir haber değil ama artık kesinleştiğini söylemek mümkün. Hali hazırda şuan Londra'da bulunuyor antrenman için ve kulübe transferi resmileşene kadar, yani Ocak ayına kadar da Londra'da kalmasına karar verildi.

Wellington Silva'nın bu Londra ziyareti üçüncü kez. Kasım ayının hemen başında geldi. Bu tamamen 17 yaşındaki über yeteneğin İngiltere'ye, oradaki şartlar ve yaşam tarzına adaptasyon sürecini hızlandırmak için hazırlanmış üç aşamalı bir programın dahilinde. Hale bakın, Wellington Silva ülkeye alışsın diye Rio'dan çeşitli vakitlerde Londra'ya geliyor ve Ocak ayında gerçekleşecek tranfser sonrasında çok daha çabuk uyum sağlaması amaçlanıyor.

İnsanın salyaları akmıyorsa, o insanda bir problem var demektir.

Şuan resmen Arsenal'in himayesinde Wellington Silva. Normal şartlarda Kasım ayı sonunda dönmesi bekleniyordu ülkesine fakat transfer durumları sebebiyle İngiltere'de kalmasına karar verildi. Şuan Rezerve Takımı'yla üzenli olarak antrenmanlara çıkıyor ve Ocak ayında temelli hale gelene kadar da Londra'da kalıcak.

6 Ocak gününde transferin kalan ücretleri ve kağıt işlerini de tamamlanacak ve Silva resmen Arsenalli olacak, Premier League için de kaydı tamamlanacak. Daha şimdiden "özel yetenek" kategorisinde olduğunu anladığım çalışma izni de halledilmiş durumda. Sadece 6 Ocak'ı beklemek kaldı.

Wellington Silva bir kez daha sanırım Rio'ya dönecek. Ailesine güle güle demek için ve kalan eşyalarını da getirebilmek için kısa süreli bir Rio ziyareti daha olacakmış. Ocak ayından itibaren Wellington Silva bir Gunner olacak ya, isterse Ocak ayına kadar her gün Rio'ya gidip gelsin. Yok lan, jetlag metlag. Yorulur çocuk. Vazgeçtim. Evladım sen git gel topla herşeyini, sonra otur oturduğun yerde beş çayına alışmaya devam et e mi.

20101113

Bir Tony Pulis Klasiği: Hakemler De Küme Düşsün


Çok acayip bir adam bu Pulis. Stoke City'nin Sunderland'le yaptıkları 2-0'la biten maçta bir penaltıları verilmeyince sigortası attı Tony'nin. Ve hakemlerin maç içerisindeki kararları üzerinden bir puanlama yapılmasını ve lig hesabı sezon sonunda dipteki hakemlerin Championship'e düşürülmesini öneriyor basit olarak.

Aslında bu fikirler ilk olarak Everton maçıyla başlamış olsa gerek. Tuncay'ın golü sayılmamıştı maç 0-0 devam ederken. Sonrasında ise 1-0 kaybetmişlerdi yanılmıyorsam.

Sunderland maçında verilmeyen penaltıyla abimiz doruk noktaya ulaştı ve taştı.

Pulis diyor ki her kulübün bir oy hakkı olsun. Ve her maçtan sonra hakemleri değerlendirsinler. Ona göre sezon sonunda hakemlerin aldıkları puanlarla bir sıralama oluşturulsun diyor. Bundan sonra da dipteki üçlü Championship League'e düşürülürken Championship'in ilk üç hakemi de Premier League'e yükselicek.

Böylece kötü performans sergileyen hakemler ayıklanırken Championship'teki hakemlerden en iyi performansı gösteren üç hakem de Premier League'e yükselme imkanına kavuşacaklar.

Tabii bunları söylerken araya büyük takımları ve hakemlerin onları kayırdığını ima eden sözler sıkıştırmayı da ihmal etmedi. Hakemlerin büyük takımların lehine karar vermek gibi bir niyetle sahaya çıkmadıklarını ama yine de saha içerisinde bu yönde kararlar aldıklarını da ekledi.

Redknapp'le birlikte çalışmışlığı olan Pulis'e de eski hocasından destek gelmiş. Harry Redknapp Pulis'in sunduğu bu fikre "değerlendirmeye değer" demiş.

Bilemedim ne yorum yapsam. En iyisi yorum yapmiyim ben.

20100831

Merseyside'tan Nou Camp'a: Mascherano Resmen Barçalı

Nihayet resmîleşti ve Nou Camp'a ayak basarak imzasını attı Javier Mascherano. Yaptığı açıklamalar çok içten ve gerçekçi. Özellikle Roy Hodgson'ın onu bencillikle suçlaması gibi pek çok Mascherano açısından rahatsız edici söylemleri oldu. Mascherano ise imzasından sonra yaptığı açıklamalarda çok güzel şeyler söyledi.

Özellikle Roy Hodgson'ın açıklamaları üzerine verdiği cevaplarda Mascherano'ya hak vermemek imkansıza yakın neredeyse;
Roy Hodgson tüm gerçekleri biliyor. Bu benim için çok mutlu bir an, o yüzden çok fazla birşey söylemek istemiyroum. Ancak ortada çokça yalan var ve zamanı geldiğinde ben de bunlara cevabımı vereceğim.
Geçen sezon da Barcelona'nın hamle yaptığı Mascherano bir sene daha Liverpool'da kalışıyla ilgili de konuştu;
Geçen sezon transferimin gerçekleşmesi söz konusuydu. Fakat beni göndermediler. Ben ve Xabi vardık kadroda ve Xabi için Real Madrid erken davranmış ve benim transferimden önce gerçekleştirmişti. Böyle olunca Liverpool beni bırakmadı.
Rafa Benitez beni ben yapan kişi olabilir ama Inter'e gitmeyi bir an için bile düşünmedim. Barcelona'ya gelmek benim için gerçekleşen bir hayal. Zaten dünyanın en iyi takımı sizi çağırdıktan sonra çok da başka bir şey düşünemiyorsunuz.
Eğer burda her maça çıkacağımı düşünecek olursam aptallık ederim. İyi oynayana saygı göstermemiz lazım. Ayrıca benim pozisyonumda oynayan üç tane dünya şampiyonu var, tüm kupaları kazanmış olan.
Çok çalışmam, görev verildiği anda hazır olmam gerekiyor. Sahada maksimumumu vermeliyim ki burada daha önce oynamış büyük isimleri aratmayayım.
Toure harika bir oyuncu. Buradaki oyunuyla da iz bırakmayı başardı. Ben onun yerini almaya gelmedim ama sahaya çıktığımda da elimden gelenin en iyisi yapacağım. Ben Toure gibi değilim, daha farklı şeyler verebilirim. Toure'den daha iyi yada daha kötü anlamında değil; sadece daha farklı şeyler.
Arjantin, Liverpool ve River Plate'te farklı mevkiilerde oynadım. Sadece bir defansif ortasaha değilim; pek çok pozisyonda performans gösterebilirim. Teknik Direktör de ihtiyaç anında o bölgeye uygun olduğumu düşünürse ben her zaman en iyimi vermek için orada olurum.
İşte böyle açıklamalar geldi Mascherano'dan. Hem mutluluğu ortada hem çok içten ve bir o kadar profesyonel. Barcelona şimdiden Xavi sonrası ortasahayı kurmaya başladı. Bu sene Mascherano, seneye Fabregas. Aman allahım.

20100119

Essien Gene Sakat

2007'de 3-2'lik Birmingham maçı, 2008'de Libya maçında ve son olarak da 2009'daki APOEL karşılaşmasında diz bölgesinden sürekli tekrar eden sakatlıklar geçirmişti. Hatta Afrika Uluslar Kupası'nı da kaçırmıştı 2008'de. Diz bağlarında ciddi esnemeler ve çeşitli yırtıklardı bu sakatlıkların temeli.

Ve şimdi gene sol diz. Gene diz bağı. Ve bu sefer ciddi bir yırtık. Sezonun büyük bölümünü kaçırma ihtimaliyle karşı karşıya Michael Essien. Ayrıca menisküs kıkırdağında da zedelenme gerçekleşmiş. Gana doktorları zaten müdahaleyi yapmış ve en az bir ay sahalardan uzak kalacağını açıklamışlar. Bu da demek oluyor ki Essien bir Afrika Uluslar Kupası'nı daha kaçıracak.

Diz bağları çok berbattır. Hele esneme yaptı mı, nüksetme olasılığı %90'dır aktif spor devam ettiği sürece. Ve spor bırakıldıktan sonra da çok ciddi bir rehabilitasyon süreci de devam ettirilmelidir. Zaten basketbol, hokey ve futbol diz bağlarıyla ilgili problemlerin çok sık yaşandığı üç daldır. Darbeye ve esnemeye bağlı sakatlık gruplarıdır. Genelde ilk anda ağrı duyulmaz; dizden rahatsız edici sesler gelir çünkü bağlardaki esnemelerde dolayı eklemler birbirine sürtüyordur. Darbe çok şart değildir bu tip sakatlıklar için; ayağınızla diziniz aynı anda dönmezse işiniz iştir. Bağlar esner, hatta yırtılır.

Neyse tekrar Essien'e dönelim. Bu sakatlık sonucunda sadece Afrika Uluslar Kupası da değil, FA Cup beşinci tur maçı, Hull, Arsenal, Everton ve Wolverhampton maçlarını da kaçıracak Essien. Zaten Aralık ayında Chelsea Essien'den çok fazla faydalanamamıştı yine diz yüzünden; dizin arkasında bağları bir arada tutan, adeta bir kolon/kiriş görevi gören kasından sakatlık geçirmişti. Tam antrenmanlara başlayacaktı ki Angola'ya gitmişti.

Şimdi ise B Grubu son maçını kazanmak zorunda olan Gana'yı yalnız bırakacak gibi. Burkina Faso karşısına çıkacaklar ve Fildişi karşısında gösterdikleri yüksek direnci de gördük. Gana'nın kaderi bu ama; Appiah'ı da aynı şekilde kullanamamışlardı.

Demin yukarıda da dediğim gibi, bu tip sakatlıklarda darbeye ihtiyaç yoktur ve ilk anda ağrı duyulmayabilir. Ses çıkar. Az önce sakatlıkla ilgili birkaç habere ve takım arkadaşlarının yaptıkları açıklamalara baktım da tam da dediğim gibi gerçekleşmiş. Şöyle demişler çünkü;

"Michael'ın etrafında neredeyse hiç oyuncu yoktu ve darbe yememişti. Kontakt yoktu. Topu aldıktan sonra pas vermek için dönüyordu ki yere düştü. Yakınındakilerin söylediğine göre "click" sesi duymuşlar. Zaten o andan sonra da doktorlar sahaya girdi."

Yani demem odur ki Michael Essien yine dizinden sakat. Ve büyük ihtimalle iki ayayakın bir süre maça falan da çıkamayacak. Hatta önümüzdeki sezonun hemen başında falan da tekrar edebilir bu sakatlık. Sadece maç yoğunluğuna bağlı, Essien'in oyun tarzına da bağlı sakatlığının ilerleyişi. Ortaalanda aldığı topları çok çabuk bir şekilde dağıtabilen, kendi etrafında çok hızlı dönebilen bir oyuncu. Ve bakın bu oyuncuya ne oldu; aynı şekilde kendi etrafında dönerken diz bağlarını bir kez daha sakatladı.

Joe Cole'la da ilgili pek çok söylenti dönerken Carlo ne edecek bilinmez ama oldukça zorlanacağı aşikâr. Transfer dönemi bitmeden katkı yapmayı düşüneceklerdir kuşkusuz. Bekleyip görmek lazım. Sakatlığın gerçekleştiği anın görüntüsünü bulursam yazının altına üstüne bir yerlere tıkıştırırım. Geçmiş olsun diyoruz te buralardan Angolalar'a.

20100108

Chelsea Dance-Off



Billy Knott bir harika, Ince'le finale kalıyorlar. Aslında Terry'le Lampard'ın gülüştükleri bir versiyonu da var ama onu bulamadım.

20091212

Figueroa Delisi



Stoke - Wigan maçı.. Kelimeler kifayetsiz..
Saygılardan bir demet Figueroa'ya..

20091130

Jimmy Bullard Show

İşte Jimmy Bullard'ın Manchester City maçında Phil Brown'a yaptığı gönderme. Olay bir sene önce Manchester City'nin 5-1'lik galibiyetiyle sonuçlanan maçın devre arasına dayanıyor. Devre arasında Phil Brown bütün takımı (görüntünün sonunda da göreceğiniz gibi) antrenörler de dahil olmak üzere etrafına topluyor ve bir güzel döne döne azarlıyor.

İşin garip yanı Bullard o zamanlarda Hull City'de değildi, Fulham forması giyiyordu ama zaten alabildiğine komik bir herif, Soccer AM programındaki bi' halleri aman. Neyse, buyrun o harika gol sevincinin videosu.

Arsenal 0 - 3 Chelsea

Bu adam Chelsea'nin LeBron'u. Ben bunu bilir, bunu söylerim arkadaş. Maçtan önce zaten benim için de favori Chelsea'ydi. Clichy, van Persie, Bendtner, Gibbs ve Gallas'ın sakatlıkları devam ediyordu. Gerçi Gallas maçta yer aldı ama durumu maç saatinde belli olacaktı. Arsenal hafta boyunca sakatlıklarla boğuşmuştu, Chelsea ise tam tersi bir şekilde Lampard'a tekrar kavuşmuş ve Drogba da formunu yükseltmişti. Chelsea gol yemek bilmez performansını da düşünürsek, Emirates'te bile olsa Arsenal için çok zor bir maç olacaktı.

Son 15 Chelsea - Arsenal karşılaşmasından Arsenal sadece iki galibiyet alabilmiş. 16'da 2'de kaldılar bu akşam da. İlk pozisyonu da Chelsea yakaladı zaten Lampard'la. Anelka'ya öyle güzel gönderdi ki topu. Sagna'nın riskli ve mükemmel müdahalesi olmasa goldü. Hatta o kadar ince bir müdahalede bulundu ki penaltı bile olabilirdi pozisyon.

Drogba/Cole ortak yapımı gole kadar Arsenal sadece tek bir pozisyon bulabildi, o da Cech'e hiçbir zorluk çıkarmayan Nasri'nin zayıf şutuydu.

Almunia gerçekten kötü bir maç çıkardı. İlk golde evet, Drogba'ya yapabileceği fazla birşey yoktu ama Vermaelen'in tersini önleyebilirdi. Keza Drogba'nın ikinci golündeki pozisyon hatası da çok aşikardı. Wenger de aslında 4-3-3'ü bozmayarak hata etti. Nasri oyundan düştü, fiziği yetmedi. Evet ciğeri yetene kadar koştu, çabaladı ama o kadar. Savunmanın en iyisi ikinci hatta üçüncü sol bek olan Traore ve çıkması şüpheli yılların Gallas'ıydı. Sagna bile çalışmış olmasına rağmen Anelka'ya yaptığı kritik müdahale haricinde Anelka'ya çok yer bıraktı.

Hele Denilson. Kayıptı. Cesc ve Arshavin çok uğraştı. Ama zamanla Arshavin de sonuca gidememenin sinir bozukluğuyla koptu oyundan zaman zaman. Wenger maça Nasri yerine Rosicky ile başlasaydı ve Eboe'ye yer verseydi çok daha sağlam durabilirlerdi Chelsea karşısında. Çünkü baktığımızda Chelsea'nin fizik gücü maksimum. Oyundan düşen tek bir oyuncusu bile yoktu. Bir tek belki Mikel'di hayalkırıklığı yaratan.

Eduardo'nun yerinde 90dk koşacak ve sürekli mücadelenin içinde kalacak bir Walcott tercih ederim ben. Çünkü oyuna girdikten sonra hareketlilik getirdi. Ama Ashley Cole'ün sakatlığının ardından dahil olan Ferreira bu genç ve dinamik, taze kana karşı gerçekten çok iyi iş çıkardı. Song'un bugünkü defans dörtlüsüne kattıkları çok fazlaydı. Yanında bir de Eboe olsaydı belki daha farklı olurdu Arsenal için işler.

Ben Wenger'in yerinde olsa 3-3'lük bir ikinci ve üçüncü bölge yerine 4-2'yi tercih eder ve klasik 4-4-2'ye başvururdum. Bakınız;

--------------Kale

-------------Defans

Rosicky---Song---Eboe---Cesc

--------Walcott---Arsavin

Chelsea ise Mikel hariç her mevkisiyle çok iyiydi. Lampard belki biraz kendi performansının altındaydı ama onu da mazur görmek lazım, sakatlıktan yeni çıktı. Ivanovic iyi işler çıkardı özellikle. Ben çok beğendim. Her ne kadar savunmayı zaman zaman çok boşlasa da ve Arshavin o gedikleri değerlendirse de mücadeleyi hiç bırakmadı. Essien ise aslında Arsenal'i öldüren kişiydi Mikel'in varlığı onun biraz daha rahat ileri çıkmasını sağladı, hücumda da etkiliydi ancak Arsenal'in ataklarını orta alanda muazzam bir şekilde durdu. Akşam tam anlamıyla bir box-to-box performans sergiledi.

Evet, Wenger sakatlıklarla boğuşuyor olabilir, özellikle 8 gol/8 asiste çıkmış bir van Persie'nin kaybı takımı çok etkileyecek. Ama bundan sonra, yani Persie'nin sakatlığından sonra, tercih hatası yapma lüksü kalmadı. Zaman zaman yapıyor çünkü, orta alanın fizik gücünden ödün verebiliyor ama takım bir şekilde hücum hattındaki üretime devam ediyordu. (ki 12 lig maçında attıkları 36 gol de bunun göstergesi) Ama artık daha emin adımlar atmalı.

Anelka resmen Arsenal defansının elini ayağına doladı koşularıyla, aralara kaçmalarıyla. Drogba'ya çayır bayır açtı resmen. Almunia da gitsin evine, baraj kurdurmaya ve baraj arkasına atılabilecek toplara karşı temkinli olmaya çalışsın.

20091129

Ballon d'Or: On Kişilik Son Liste

Avrupa Yılın Oyuncusu Ödülü'nün 30 kişilik listesinde gidilen elemeden sonra son liste açıklandı. 10 kişilik listeden kazanan önümüzdeki günlerde belli olacak.

Cristiano Ronaldo (Portekiz/Man Utd & Real Madrid)
Didier Drogba (Cote d'Ivoire/Chelsea)
Samuel Eto'o (Kamerun/FC Barcelona & Inter)
Steven Gerrard (İngiltere/Liverpool)
Zlatan Ibrahimovic (İsveç/Inter & FC Barcelona)
Andres Iniesta (İspanya/FC Barcelona)
Kaka (Brezilya/Milan AC & Real Madrid)
Lionel Messi (Arjantin/FC Barcelona)
Wayne Rooney (İngiltere/Manchester United)
Xavi (İspanya/FC Barcelona)

Bu da ilk başta oluşturulan 30 kişilik liste. Tıklayınca daha rahat görülüyor.

Manchester City 1 - 1 Hull City

Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum bir futbol olayına. Geçtiğimiz sene Hull City, Manchester City'ye 5-1 yenildiğinde Phil Brown öğrencilerini tam olarak yukarıdaki gibi azarlamıştı. Bugün ise 81dk'da Hull City kazandığı penaltıyı gole çevirerek Manchester City'ye yanılmıyorsam üst üste yedinci lig beraberliğini yaşattı. Golü atan Jimmy Bullard ise takım arkadaşlarını tıpkı bir sene önce teknik direktörlerinin yaptığı gibi etrafına topladı ve azarlamaya başladı. Tabi haliyle seyircilerin hali duman, herkes kırıldı. Gerçekten harika bir ensantantaneydi.

Hatta kendimi geçen seneki olaya denk gelmiş olduğum için ve bu maçı da sırf City tekrar berabere kalacak mı diye izlediğim inanılmaz şanslı saydım. Ay hakikaten çok eğlenceliydi ya.

Ama Phil Brown olayın başını yakalayamamış, golün sevincini kısa kesip orta sahayı kalabalıklaştıracak bir rotasyon hazırlamaya çalışıyormuş. Sonradan fark etmiş ve yarılmış. Söylediğine göre oyuncularını maçtan sonra tebrik bile edememiş, soyunma odasına gittiğinde hala daha gülüyormuş :)

Daha bakmadım ama küçük bir kamu araştırmasından sonra videolarını da koyacağım. Ne korner bayrağıyla Max Paynecilik, ne ayakkabı temizleme ne de sekiz takla, üç salto, sekiz buçuk burgu. Bu kutlama oyunlara eklenmeli önümüzdeki sene :)


Biraz da maça değinmek istiyorum, çok kısa. Al-Mubarak yazın harcadığı €120m'ya yanıyordur eminim ki. Bir Lescott faciasıyla karşı karşıyalar. Gerçekten yetersiz bir defans hattı var. Stephen Ireland oyunu toplama çalıştıysa da yeterli olamadı. Robinho döndü belki ama yanında kimse olmayınca çabaları yetersiz kaldı. Neredeyse üç ay oldu Manchester City formasını giymeyeli ve o forma üç boyunca kaç kez Nou Camp'a gitti. İlk yarıda oldukça baskın gözüküyordu Manchester City ve Robinho harika bir şut çıkarmıştı. Ancak Hull City de iyi dayandı. Yedikleri gol oldukça talihsizdi, Duke Shaun-Wright'ın şutunu almaya yeltenmişken Hull defansından gelen bir kafa (McShane) Duke'u gafil avladı. Bu zamana kadar çok iyi savunma yapmışlardı. Evet hücum hattında yetersiz kalmışlardı ama City hücumlarını da iyi savuşturmuşlardı. Ne olursa olsun, son gülen Bullard oldu :)

20091123

Defoe'nun Gazabı, Wigan'ın Cebini Yakar

Defoe'nun 5'lediği, sadece 7 dakika içinde hat-trick yaptığı ve lig tarihlerindeki en farklı galibiyeti aldıkları maçtan sonra Dünya Kupası'na ve Lippi'ye göz kırptığını söylemek yanlış olmaz ki zaten de maçtan bu yana söylenenler de bu yönde. Goller iyi de Rooney'ye eşlik edebilecek mi, o biraz tartışılır. Ama bunu şimdi tartışmayacağım.

Wiganlı oyuncuların aldığı karardır bana bunu yazdıran. Önce Nalga rezaleti sonra da kulübümün eski başkanının lise faşistliği. En taze sinirim ve utancım olduğu için Galatasaray'dan gittim ama hepimiz biliyoruz ki daha neler var. Belki forma skandalının başka bir örneği ve denk'i yok ama bu duruma eş koşacak cinsten rezillikler kol geziyor ülkemde.

Ama İngiltere'de n'oluyor? Wiganlı oyuncular aldıkları kararla, Tottenham maçına giden tüm taraftarlarının bilet paralarını kendi ceplerinden iade ediyorlar.

Bizim ülkemizdeki problem de bu değil mi zaten? Tüm dünyadaki devrimlerden farklı olan devrimler değil mi bizdekiler? Dayatmalar değil mi bizi yöneten? Yurdumda hangi devrim bizim, yani halkın isteğiyle olmuş? Atatürk olmasa halk ne isteyip de yapacakmış? Meşrutiyet'i halk mı istemiş de olmuş?

Wigan'ın Tottenham'dan dokuz yemesi bizim Ankaragücü'nden üç yememizden, Fener'den zamanında yediğimiz altı golden bin kat daha kabul edilir bir sonuçtur yada Fener'in Pendik hezimetinden. Ama ben hatırlamıyorum hiçbir iade yada buna yakın bir açıklama? Bilen, hatırlayan yada duyan varsa beni utandırırsa çok sevinirim. Wiganlı oyuncuların önünde de saygıyla çıkarıyorum şapkamı.

Melchiot'un açıklaması da ayrı bir güzelmiş.

"Biz takım olarak bir karar verdik ve bizi desteklemeye gelen taraftarlarımızın bilet paralarını kendi cebimizden geri ödeyeceğiz. Sizleri Tottenham karşısında yüzüstü bıraktık ve bu geri ödeme kararı sizlerin bize olan bağlılığına bir teşekkürdür."

İşte öyle bir şeyler.. Akşam akşam yazasım geldi..

20091112

Carlo Cudici Kaza Yapmış

Kaza bugün gerçekleşmiş. BMW marka motoruyla Walthamstow diye bir yerde bir arabayla çarpışmış saat 10.30'da. Polisler açıklamayı olaydan bikaç saat sonra yapmışlar. Pelvisinde muhtemel bir kırık ve iki bileğinde de ciddi hasar mevcutmuş. Helikopter ambulans da gelmiş olay yerine ama gerek kalmamış kullanılmasına.

Hem de çarpıştığı aracın sürücü bir bayanmış ve arabada çocuk da varmış. İkisinin de hastaneye gitmesine gerek kalmamış, olay yerine gelen ambulanslarda kontrol edilmişler. Yol trafiğe kapatılmış, incelemeler sonucunda iki tarafa da ceza kesilmemiş.

Tottenham'dan yapılan tek açıklama ise kulüp doktorlarından birinin tedavi sürecini izlediği ve herhangi bir gelişme olduğunda duyurulacağı yönünde olmuş.

20091031

FIFA World Player 2009 Nominees

Michael Ballack (Germany)
Gianluigi Buffon (Italy)
Iker Casillas (Spain)
Cristiano Ronaldo (Portugal)
Diego (Brazil)
Didier Drogba (Cote d'Ivoire)
Michael Essien (Ghana)
Samuel Eto'o (Cameroon)
Steven Gerrard (England)
Thierry Henry (France)
Zlatan Ibrahimovic (Sweden)
Andrés Iniesta (Spain)
Kaka (Brazil)
Frank Lampard (England)
Luis Fabiano (Brazil)
Lionel Messi (Argentina)
Carles Puyol (Spain)
Franck Ribery (France)
Wayne Rooney (England)
John Terry (England)
Fernando Torres (Spain)
David Villa (Spain)
Xavi (Spain)

Listeye bakınca 6 tane İspanyol görüyoruz. Bunu söylememin sebebi listede sadece bir tane İtalyan olması ve o İtalyan'ın da zaten yıllardır bu listede yer alması. İtalyan futbolunun girdiği kısır döngü onlar adına çok kötü. Tamn aksine İspanyollar ise bir jenerasyon patlaması içinde. Her mevkiden oyuncuları var listede. 6'sı aktif, totalde tam 7 tane de Barcelona forması giymiş oyuncu var.

20090912

Arsenal 2 - 4 Manchester City

Maçı izleme fırsatım oldu ben de kalkmadım karşısından. Özellikle birinci yarı boyunca Arsenal hiç kazanmak istemiyormuş gibi oynuyordu, ki bunu da başardılar. Arsene Wenger'i eleştireceğim pek çok nokta var. Özellikle sahaya sürdüğü ileri üçlü konusunda.

Arsene Wenger, Diaby'yi ileri üçlünün soluna koyup Denilson'u da ilk 11'e alınca zaten Machester'a "gel at, ben de cevap veremiyim" dedi. Elindeki kadroyla o kadar çok farklı rotasyon yapabilirki bugün sahaya sürdüğü takım en son tercih olmalıydı. Eğer Eduardo'yu ileriye gönderip Diaby'yi ortaalana çekseydi, top kontrolü ve ileri çıkışlar konusunda inanılmaz rahatlarlardı. Hatta bence bir adım daha ileriye gidip Diaby'yi hiç almayıp Rosicky'yle başlayabilirdi. Çünkü Rosicky geldi geleli Arsenal'in oyunu tepeden tırnağa değişti. Fabregas daha çok top kullanmayı, maçın içinde varlığını hissettirmeye başladı. Van Persie de aynı şekilde. Rosicky dönmeden önce van Persie şut bile çekmiyordu ama Rosicky döndüğünden bu yana gol atıyor. Tamam Eduardo da Rosicky de sürekli sakatlıklarla uğraşan oyuncular, oynatmamasının sebebi bir anlamda gayet açık ama iki hafta önce diğer bir Manchester takımına kaybetmiş olan bir Arsenal'in kazanmak zorunda olduğu bi maçtı City maçı. Arsene Wenger yine kazanmak için gereken hamleleri yaptığını ve doğru kadroyla çıktığını sanıyordu ama gene yanıldı.

Bu kadar yerden yere vuruyormuşum gibi gözüküyor olabilirim ama Arsenal en azından böyle bir mağlubiyeti hak edicek bir oyun sergilemedi. Özellikle ikinci yarıda oldukça başa baş geçti mücadele. Ama Arsenal'in mevcut kadro yapısını ve dinamizmini düşündüğümüzde milyonlar bayılıp bir sürü transfer yaparak yeniden yapılanan, yeni bir takım olan City karşısında daha doğru bir futbol anlayışı beklerdim.

20090910

Arshavin Üç Maç Yok

Zaten birkaç zamandır var olan kasığındaki problem Rusya'nın Liechtenstein'la cumartesi günü oynadığı maçta kenarda oturmasına neden olmuştu ama Galler ile oynadıkları maçta (çarşamba) 90 dakika forma giyen Arshavin sakatlığının kötüye gitmesine neden oldu. Böyle olunca da Arsenal'in sırayla Manchester City, Standard Liege ve Wigan'la oynayacağı maçları kaçıracak.

Arsene Wenger ise Wigan maçını da kaçıracağını doğrulamış ve Rusya'nın ilk maçında oynamamasına rağmen çarşamba günü neden sahaya çıktığını da anlayamadığını belirtmiş. Bu konuyla ilgili söylenebilecek çok şeyin olduğunu ama hiçbirinin yeterli olmayacağını da ekleyerek lafını esirgememiş.

Zaten bu milli maçlar ve önemli oyuncular ile büyük kulüpler arasında her zaman büyük bir atışma süre gelmiştir. Hiçbir teknik direktör oyuncusunun milli maçta sakatlanıp kulüp maçlarını kaçırmasını istemez ama n'apalım, bu da futbolun cilvesi.

20090905

Bir Varmış Artık Yokmuş

Kleberson ve Ronaldo. Henüz 17 yaşındaydı, paraya susamamıştı.

Dwight Yorke

Bu hafta zor geçiyor benim için. Önce Bruce Bowen, şimdi Dwight Yorke. FIFA 2000'li yılları hatırladım. Crack'ini kendim yaptığım ilk oyundu. Age of Empires II'yle birlikte. Hatırlıyorum o Manchester'ı. Aston Villa'dan gelmiş, güleç suratlı Dwight Yorke ikinci sezonundaydı. Zaten başka bir Altın Dönem'di o yıllar. Staam vardı, Denis Irwin vardı. Ama Yorke ve Cole'dü gol makinaları. Takır takır işliyorlardı. İkisi de 30'un altında lig maçında 20'nin üstünde gol atmıştı. Solskjær de vardı. İşte o Dwight Yorke, astı kramponlarını. Aston Villa'yla başladığı kariyerini, Manchester United yıllarıyla doruğa çıkarmıştı. Şimdiyse Sunderland'de bıraktı. Güle güle Smiling Assasin.

20090902

Bendtner ve Denilson Kontrat Uzattı

Gençlerin üzerine düşen Arsene Wenger, Arsenal'in geleceğini büyük ölçüde garantiye almış olabilir. Çünkü takımın iki genç yeteneği, Denilson ve Nicklas Bendtner, takımlarıyla kontrat uzattılar.

Arsene Wenger Şovunu Yaptı

Geçen Man Utd - Arsenal maçından görüntü. Bazen diyorum ki acaba Rijkaard yada Daum çıksaydı nolurdu memleketimde. Cıbıldak cıbıldak yapış yapış vücutlarla sarıp sarmalanırlardı heralde.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails