Turkcell Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkcell Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20101122

Spor Toto Süper Lig , 13.Hafta || Kayserispor - Galatasaray

Kayserispor :0 Galatasaray :o || 3 puan hasreti...

Süper Lig'de 13.haftayı geride bıraktık. Galatasaray şu an itibariyle, 5 galibiyet-2 beraberlik-6 mağlubiyetle 10.sırada yer alıyor... -3 averajı da unutmamak lazım tabiki.

Genel tablo böyle işte. Haftalardır o kadar tadımız kaçtı ki maç analizi yazamaz oldum. Hani çok kişinin oturup, okuyacağından değil ya neyse... Kendimi bildim bileli futbolla içli dışlı ve Galatasaraylıyım. Bunca yıllık hayatımda ilk defa böylesine kötü bir tabloyla karşı karşıyayım. Ligdeki sıralama zerre umrumda değil. Nasıl olsun ki ? Böyle ruhsuz, böylesine kalitesiz oyuncular bu takımda top koşturuyorken o tabloya bakmak biraz daha geri planda kalıyor. Gerçi bu karşılaşmada biraz da olsa kendine gelmiş gibiydi takım ama neye yarar ?

Ligdeki konumumuz dolayısıyla mutlak galibiyet almamız gereken bir maçtı ve ona uygun olarak da maça baskılı başladık. 10.haftada oynanan Fenerbahçe derbisiyle oldukça benzeşiyordu. Tek fark, Kayserispor'a daha fazla pozisyon vermemizdi.

Orta sahada Ayhan-Sabri-Barış üçlüsü önde basarak rakibin oyununu bozdu ve orta saha kontrolünü elimize geçirmemizi sağladı. Burda özellile sabri'ye değinmek lazım. Mevkiisi olmamasına rağmen inanılmaz derecede savaştı-her zamanki gibi ya neyse- ve bir çok top kapıp, gollük pozisyonlar yarattı. Bunlardan birinde Elano zor olan yerine kolay olanı yapıp topu ağlara gönderse belki de maç çok farklı yerlere gidecekti.

Defansta ise geçen haftadan farklı olarak Hakan Balta ve Ali Turan beklerde yer aldı. Ali Turan beklenenin biraz üstünde performans sergiledi aslında. Bunun sebebi tartışmalı bir şekilde ayrıldığı camiaya karşı oynaması ya da taraftar baskısı olabilir, orası bizi ilgilendirmez. Her ne kadar beklenenin üstünde performans desem de bu onun vasat oynadığı gerçeğini de değiştirmez. Hakan Balta ise bıraktığı yerden devam ediyor. 2008'den sonra yaşadığı düşüş sabit bir hal aldı. Vasat bile oynamıyor artık...

Hakan Balta tercihi, Hagi'nin yanlışlarının en başında geliyor belkide. Bu adam ofansa gitse -etkisiz eleman- geri dönmez, defansta kalsa -etkisiz eleman- ileri çıkmaz bir adam. Kafa 2 yönlü çalışamıyor maalesef. Tek yönlü olarak çalışıp verim alsak ona da razıyım aslında ya neyse... Senin elinde daha 21 yaşında olan bir bek dururken ve Hakan Balta'dan çok daha iyi olduğu ortadayken neden Hakan Balta ? Takımda kiralık oyuncu istemeyen efsanemiz umarım İnsua'yı bu düşüncesi yüzünden kurban etmez. Şu anda alt yapıdan o fizikte, o yetenekle bir adam çıksa tüm Türkiye ayağa kalkardı. Bu adam henüz 21 yaşında lütfen unutmayalım.

İleri uçta oynayan 3'lümüz beklentimiz üstünde bir uyum gösterdi. Özellikle Elano daha fazla sorumluluk almaya başladı. Bu ilerisi için olumlu bir gelişme. Kanat değil de forvet arkası oynadığı zaman bu adamı izlemek daha zevkli oluyor. Ah bir de o güzelim pozisyonu heba etmeseydi...

Pino ve Kewell ise yaptıkları verkaçlarla pozisyon aradılar ve yarattılar. Gene de değişmez bir kaç gerçek var ki o da ; Pino'dan forvet, Kewell'dan 90 dakikalık oyuncu olmaz.

Bu kadar takım içi değerlendirmeden sonra hakeme değinmemek o sahada 3 puan mücadelesi veren futbolcularımıza haksızlık olur. Çok bariz bir şekilde 2 tane net penaltımızı yediği için ayrıca teşekkür ediyorum. Bu takım o sahada 3 puan alamadıysa %51 hakem yüzündendir !

Fuck off! Az kalsın Lucas Neill'i unutuyorduk.Topla ileri çıkışları, takım arkadaşlarını oldukça rahatlattı. Hatta zaman zaman tehlikeli pozisyonlara da soktu. O tam bir lider. Maçtan sonra Galatasaraylı taraftarların olduğu tribüne gelip onları alkışlaması ise tarif edilemez bir andı...

Herneyse durum ortada. Şampiyonluk hayal, 2.cilik ise belkide en büyük hedefimiz. Bundan sonrasında devre arasına kadar min. kayıp tek umudumuz. Haftaya en az bizim kadar ümitsiz vaka olan Beşiktaşla karşılaşıyoruz. Kaybeden lig'den tamamen kopacak, beraberlik halinde ise kolkola dibe inecekler.

Daha güzel günler görmek umuduyla...

20101108

Spor Toto Süper Lig, 11.Hafta || Trabzonspor-Galatasaray

Trabzonspor: 2 Galatasaray: 0 || Servetçe, pek servetçe...

Öncelikle bu başlık yüzünden Nietzche'den özür dilerim ama maçı bundan daha iyi ifade edebilecek bir cümle bulamadım.

Malumunuz Rijkaard dönemi sonrası Galatasaray daha defansif hatta baya bir defansif oyun kurgusuyla sahaya çıkıyor. 4'lü defansın önünde 3 ön libero - demeye bin şahit ister - ile rakibin oyun kurması engellenecek ve bulduğumuz pozisyonları değerlendirerek sonuca gideceğiz. Buraya kadar herşey güzel. Çünkü öyle ya da böyle bu takım bir nebze de olsa defans yapabiliyor fakat topu ileride kullanamadıktan sonra bu yaptığımız defans, klasik bir anadolu takımının istanbul deplasmanında yaptığı defansa dönüşüyor. Rakibin oyununu boz, ileriye hızlı bir adam koy, o adam da kaleyi gördüğü her yerden vursun. Maalesef...

Elimizde her ne kadar Elano ve Misimovic gibi adamlar olsa da bu adamlar bu sistemde ve bu mevcut kadroyla anca bu kadar verim sağlayabilirler. Ya Fener maçı ? o maçta hepimiz biraz da olsa aldandık aslında. Çünkü yıllar sonra dirençli bir takım sahaya çıktı ve herşeye inat oradan puanla ayrıldı. Ama gel gelelim bir Trabzonspor deplasmanında bu taktik beraberlikten ötesine geçemiyor , ee haliyle oynanan futbol kimseyi tatmin etmiyor.

Herşey bir yana elimizde kadro hucümsal yönü kadar defansif olarak da yetersiz. Elimizde her an hata yapabilitesi olan adamlar var. Dün de bunlardan birinin yaptığı gerizekalıca bir hata yüzünden maçı kaybetik. Artık bu tür adamların takımdan yollanması şart. Servet, Mustafa, Barış, Hakan, bunlar Galatasaray'a yakışan adamlar değiller. Yetenek düşmanı, 2 metre yanındaki adama pas atamayan, top auta çıksın diye öküz gibi bedenini adamın önüne koymaya çalışan ki bunu da beceremeyen adamların benim Galatasarayımda yeri yok arkadaş.

Herneyse bunları ne kadar konuşsak boş. Elimizdeki kadro şu an için bu ve hocanın tercihlerine de saygı duymaktan başka çaremiz yok.


Galatasaray, Trabzon karşısına Fenerbahçe maçındaki dizilişi ve oyun anlayışıyla çıktı. Rakibin oynatmamak birinci temel amaçtı. Bu amaca da ulaşıldı aslında. Selçuk ve Colman'a yapılan press sonucu Jaja, Burak ve Umut'a rahat top alma imkanı vermedik. Eee bi zahmet orda oynayan 3 defansif arkadaş bunları da yapabilsin yani...

Herşey Hagi'nin istediği gibi giderken, dk 55'de Cana'nın yerine Barış özbek oyuna girdi ?? Yani olayı pek çözemedim aslında bakarsanız. Oyundan alınana kadar orta sahada adım attırmayan, defansın yaptığı hataları kademeleriyle kapatan bir adam neden oyundan alınırki? Hele ki sahada Mustafa Sarp gibi ne yaptığını bilmeyen, futbol bilgisi olarak sıfır bir adam dururken. Zaten bu dakikadan sonra orta saha üstünlüğü Trabzon'a geçti. En azından daha rahat pas alış verişine imkan sağlamış olduk. Gene de iki takımda çok etkili olamadı ve maç 0-0'a kitlendi. Ta ki kendisine güvenilen ortamda başarılı olan adamımız Servet'in topu taça ya da kornere atmak varken, auta çıkması için adamın önüne kendini atması ve akabinde kaptırıp, mükemmel bir çalım yemesine kadar. Kimseyi günah keçisi ilan etmek istemiyorum ama bu maçı kaybettiysek bunun 1 numaralı sebebi Servet Çetin'dir. İllaki onun yanına 2-3 futbolcu daha ilave edebiliriz.Onları da siz koyarsınız artık.

Trabzonspor 1-0 öne geçtikten sonra Galatasaray oyunu rakip sahaya yıktı. Bunun neticesinden Pino'yla %100 bir fırsatta yakaladı fakat Pino'nun ıska geçmesi sonucu bu gol pozisyonu da sonuçsuz kaldı. Onun haricinde İnsua'nın yaptığı kötü ortanın kaleye yönelmesi sonucu direkten dönen bir topumuz var ve hepi topu bu kadar. Koskoca 90 dakikayı böyle özetleyebiliriz. Servet'in asisti, Pino'nun ıskası ve İnsua'nın direkten dönen topu... Heh bir de son dakika kontradan yenilen 2. gol...

Bu kadar şey yazmışken Mustafa Sarp ve türevlerine değinmeden de edemicem. Neymiş doğuştan Galatasaraylıymış, savaşıyormuş ki yalan, maçtan sonra hırstan formasını yırtmış falan fişman . Bırakıcaksınız bunları arkadaşım. Futbolu bilmeyen adamın benim Galatasarayımda yeri yok. Benim üzüldüğümün yarısı kadar üzülmeyen adamların burada işi yok. İşin özü ; defolun gidin !

Nihayetinde ligin yeni lideri Trabzonspor oldu.
Trabzonspor, Oynadıkları futbol ve kadrolarıyla bana kalırsa ligin 1 numaralı şampiyonluk adaıdır. Umarım bundan sonrasında Arda ve Baros'un dönmesiyle beraber daha etkili ve Galatasaray'a yakışan bir futbol izleriz.


Daha güzel günler görmek umuduyla...

20100928

Spor Toto Süper Lig, 6.hafta || Galatasaray - İstanbul b.b

Galatasaray: 3 İstanbul b.b: 1 || Kral sahnede !

O, bu takım için çok şey ifade ediyor... Onunla beraber futbolumuz daha güzel. Kral, dün gece sahneye çıktı ve üst üste 4. galibiyetimizi almamızda başrol oyuncusu oldu. Galatasaray günden güne futbolunu güzelleştiriyor ve taraftarıyla çok güzel bir bütün oluşturuyor. Son kez sonbaharı yaşayan Ali Sami Yen'de, taraftarlar baharı yaşatıyor mabede... Son zamanlardaki performansımız takdire şayan. ultrAslan eleştirildiği kadar zaman zaman da olsa övgüyü hakediyor.Maçtan önce pankartlarla, tezahüratlarla Alpaslan Dikmen anıldı. Sonrasında ise takıma olabildiğince güzel bir şekilde destek verildi. Tebrikler Galatasaray, tebrikler büyük Galatasaray taraftarı...

Frank Rijkaard, kadroda geçen haftaya göre 2 değişiklik yaptı. Haftalardır orta sahadaki sorunumuzu dile getirip Lorik Cana'nın oynaması gerektiğini söylüyorduk ve sonunda Frank Rijkaard, bu hafta Mustafa Sarp'ın yerine Lorik Cana'ya şans verdi. Bir diğer değişiklik ise Harry Kewell yerine oynayan Aydın Yılmaz'dı. Anlaşılan bu hafta yabancı kontenjanına takılan tek isim Elano değildi.

Maça oldukça hızlı başlayan Galatasaray, ilk 12 dakikada skoru 2-0'a getirdi ve İ.b.b'nin en iyi yaptığı iş olan kontra atak futbolunu oynamasına izin vermedi. Süngüsü düşen İ.b.b, bu dakikadan sonra daha fazla ileriye çıkıp, gol aramaya başladı. Fakat Galatasaray'da futbolcular bu maçı oldukça fazla istiyorlardı ve maçı kolay kolay bırakmayacakları çok açıktı.

Dakikalar 41'i gösterdiğinde ise sahneye bir kez daha Milan Baros çıktı ama ne çıkış... Aydın'ın sol taraftan getirip, ortaladığı topu önce kontrol etti sonra yere düşerken yaptığı harika vuruşla skoru 3-0'a getirdi. Kralsın Baros !
İkinci yarıda topu ayağında tutarak rakibini iyice oyundan düşermeye çalışan Galatasaray, ilk yarıdaki 3-0'lık skorunda verdiği rahatlıkla oyunu rölantiye aldı. Aslında bu yaptığımızın bir anlamı yok. Rakip zaten kontra atak takımı. Eee sen rakibinin bu kozunu elinden almışsın, takım öne çıkmış. Daha ne bekliyorsun ? Atabildiğin kadar atıcaksın abi .Avrupa'da böyle olmuyor işte. Bak Chelsea'ye , bak Arsenal'e... Onlar bilmiyorlar mı 3 tane atıp üstüne yatmayı...

Herneyse... Durum böyle olunca ikinci yarıda skor üretemeyen Galatasaray, duran toptan bir gol yedi ve skor 3-1'e geldi. Golü 66.dakikada Herve Tum attı. Bundan sonraki dakikalarda Harry Kewell ve Lucas Neill'la gol arasak da skor değişmedi ve maçı 3-1 kazandık.

Defans'ın gösterdiği performans ise geleceğe daha umutlu bakmamızı sağladı. Sağda Serkan Kurtulu, solda İnsua , ofansa oldukça iyi destek verdiler. Aynı şekilde defansa da yardım gelince daha bir keyifli oldu tabi. Lorik Cana-Ayhan Akman ikilisinin orta sahada beraber görev almaları da defansı rahatlatan bir diğer etkendi.

Yeni transferlerden Lorik Cana ve Misimovic, günden güne takıma alışıyorlar ve daha iyi performans gösteriyorlar. Özellikle Lorik Cana'nın orta sahaya monte edilmesi o bölgeyi çok daha dirençli bir hale getirdi. Misimovic ise Arda'nın gelişinden sonra daha da rahatlayacaktır. Şu an gözlemediğim kadarıyla takım arkadaşlarını tanımaya çalışıyor. Umarım en kısa zamanda takıma alışır ve hepberaber güzel başarılara imza atarız.

Bu maçta canımızı sıkacak tek hadise, Milan Baros'un sakatlanarak oyundan çıkmasıydı. Alınan haberlere göre çok önemli bir sakatlığının olmadığı. Fakat Karabük maçına yetişemeyebilirmiş. Aman Baros'um nolursun bırakma bizi...

Lige kabus gibi başlayan Galatasaray, üst üste 4. galibiyetini alarak yarışta ben de varım dedi. Galatasaray, önümüzdeki hafta Karabükspor deplasmanına gidecek. Umarım saha zemini düzgün olur ve seriyi 5 maça çıkarırız.


20100919

Spor Toto Süper Lig, 5.hafta || Bucaspor - Galatasaray


Bucaspor 0 Galatasaray 1 || Tarla sürmece !

Maçı yazmadan önce çok düşündüm. Çünkü eleştirebileceğimiz o kadar çok şey var ki. Ama dün o sahada oynayan futbolcuları eleştirmek bence çok büyük haksızlık olur. Stadın adı İzmir Atatürk stadı... Atatürk'ün adını verdiğiniz şu stadın hali nedir yahu ? Hiç mi utanmıyorsunuz ! Çim olmayan yerlere kesilmiş çimleri atmak nasıl bir mantıktır ? Adımını atan kayıp düşüyor, atılan paslar son anda ters yöne dönüyor vs... Ayrıca bu sadece dünkü maça özel bir durum değildi, süper ligdeki birçok takımın sahası bu halde. Ne süper lig ama ! Sen Misimovicleri , Niangları , Quaresmalarını getirsen ne yazar...

Herneyse ne kadar yazılsa , çizilse de bu iş değişmeyecek. 4 mevsimi yaşayan ülkemizde şu an stadyumlar bu haldeyse , bu kesinlikle yönetimsel bir hatadır.

Rijkaard , geçen haftaki 11'de bir kaç değişiklik yaparak maça başladı. Sabri'nin sakatlığında sağ bekte görev alan ve henüz hazır olmadığı için kötü bir görüntü çizen Ali Turan'ın yerine Serkan Kurtuluş , sağ açıkta Elano Blumer'in yerine Juan Pablo Pino'yu tercih etti. Yeni transferler Misimovic ve İnsua ise geçen hafta olduğu gibi bu hafta da ilk 11'de yerlerini aldı.

Bu takımın bariz bir sorunu var ; defans ile ofans arasında köprü oluşturabilecek futbolcu eksikliği. Bu görevi Ayhan ve Mustafa ile çözmeye çalışmamız başlı başına yanlış zaten. Her ikisi de oyunu yavaşlatan oyuncular. Topu alıp, kendi çevrelerinde 1 kere dönene kadar rakip yerleşiyor ve adamları marke etmiş oluyorlar. Neymiş Misimovic çok etkisizmiş. Yahu topu adamla buluşturamıyorsun ki adam alsın, birşeyler yapsın.

Mustafayla , Ayhana pek de kızmıyorum artık. Çünkü adamların kapasitesi bu . Suç, onları oynatan ve onlardan birşeyler bekleyenlerde. Sen Misimovic'i, Elano'yu alsan kaç yazar...Futbol şubesini profesyonellere bırakıcam diye Adnan Sezgin'e bırakırsan fazlasını da beklemiceksin.

Dün Ayhan golünü attı ve bizim açımızdan gerçekten çok önemli bir 3 puanı kazanmamızı sağladı. Herşey iyi, hoş ama biz Ayhan'dan gol atmasını değil, asıl olan görevlerini yerine getirmesini istiyoruz. Dün, açık ve net günü kurtardık. Bunun başka bir açıklaması yok. O sahada alınan 1 puan bile kazançtır bizim için. Kötü oynadık ama ben bu maçı futbolcularımız açısından değerlendirmeye almıyorum. Eleştirilerim, genel olarak yapılan hatalar ve yanlışlıklar üzerineydi.

Dünkü maç hakkında söylenicek elbet güzel şeyler de oldu ama öncesinde şu Mustafa/Ayhan ikilisini değerlendirmek lazım. Sene başında Mustafa'yı çok savundum ama eleştirelere de kulak verdim. Genel kanı, Mustafa'nın mücadeleci görünüp kaçan taraf olduğuydu ve cidden durum böyle. Rakibi kaçırdıktan sonra sadece izliyor, rakibe basmak yerine gitgide üstüne çekiyor. Eee durum böyle olunca orta sahamızı geçmek pek de zor olmasa gerek. İleri çıkıp gol atmak ve golden sonra çılgın gibi bağırmak "hırslı bu adam yeaa " denilmesine neden oluyormuş, bunu anladım ben. Ayrıca maçın son anlarında, müsait durumdayken, pası atmayan Pino'a "senin a..na koyim" diye bağırmasının hiçbir açıklaması yok. Herneyse takımdaki bu yabancı sayısı problemi çözülene kadar sanırım Mustafa'yı izlemek sorunda kalıcaz.

Ayhan ise Mustafa'ya nazaran bu takımda kabul edilebilecek bir oyuncu. Ama Ayhan'ı oynatıcaksanız yanına Mustafa Sarp gibi bir koymayacaksınız. 2'si son derece zayıf ve yetersiz bir 2'li oluşturuyor. Tabiki Ayhan, eski Ayhan değil. Belli dakikadan sonra fiziksel olarak düşüyor ama gene de bu adamın şut tehditi var. Sonuç olarak zamanında Gaziantep ve Beşiktaş'ta ofansif orta saha olarak oynadı bu adam. Tamam, zımba gibi şutlar beklemiyorum ama şut pozisyonu yakaladığında da vurmalı . Rijkaard da bunu farketmiş olucak ki devre arasında Ayhan'a şut çekmesini istediğini söylemiş.

Rijkaard'ı eleştirebileceğim nadir konulardan biri de bu orta sahadaki ikili tercihi. Hadi Lorik Cana yabancı kontenjanına takılıyor - bana göre nolursa olsun 6 kişilik kontenjanın biri bu adama ayrılmalı - peki Musa Çağıran neden denenmiyor. Bu adama mutlaka şans verilmeli. Geçen sene Bank Asya 1.lig'in en değerli oyuncusundan bahsediyoruz yahu. Açıkcası Mustafa'dan ya da Ayhan'dan daha kötü bir performans sergileyeceğini düşünmüyorum. Beşiktaş'ın Necib'e verdiği şansı Musa da bizim takımda hakediyor bence.


Herneyse... Kötü zemin, kötü oyun ve alınan 3 puan. Galatasaray, kabus gibi başladığı ligde üst üste 3. galibiyetini aldı. Bu kadar eleştirdik ama elbet geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bir kaç şey gözlemledik.
  • Takım kazanmayı öğreniyor ve güzel bir galibiyet serisi yakaladık.
  • 2 haftadır gol yemedik. Defans İnsua ve Serkan Kurtuluş'un katılımıyla biraz toparlandı.
  • Serkan kurtuluş'un gösterdiği iyi performans.

Maçı bu kadar konuştuktan sonra taraftarı es geçmek pek de adil olmaz sanırım. Asıl takdiri onlar hakediyor. Bu kadar berbat zeminde oynanan ve son derece sıkıcı geçen bir maçı 90 dakika canlı canlı izlediler. İşin şakası bir yana çok iyi destek verdiler. Öylesine berbat bir stadı 45.000 kişiyle doldurduğu ve coşkulu bir şekilde desteklediği için kendi adıma İzmir'e teşekkür ediyorum.

Daha güzel günler görmek umuduyla...


20100918

Spor Toto Süper Lig, 5.hafta || Bucaspor - Galatasaray

Stadyum: İzmir Atatürk
Tarih / Saat: 18.09.2010 / 20.30
Hakemler: Halis Özkahya, Cem Satman, Muhittin Gürses 4. hakem: Mustafa İlker Coşkun
Hava Durumu: İzmir’de maç günü havanın açık olması bekleniyor. Sıcaklık en düşük 19, en yüksek ise 33 derece olacak. Nem oranının ise maç gününde yüzde 57 ila 68 arasında seyredeceği tahmin ediliyor.
Yayın: Lig TV
İnternet: www.galatasaray.org

Lige kabus gibi başlayan ve son 2 hafta aldığı galibiyetlerle yükleşine geçen Galatasaray , serisini sürdürme peşinde. Takımda Arda Turan , Hakan Balta , Sabri Sarıoğlu ve Mehmet Batdal sakatlıkları nedeniyle kadroda bulunmuyor. Yeni transferler Misimovic ve İnsua ise maça hazır.

Nam-ı diğer türbülent'in takımı bucaspor , ligin yeni ve tecrübesiz takımlarından, Ayrıca stadları yenilenme çalışmalarına ev sahipliği yaptığı için iç saha maçlarını İzmir Atatürk Stadında oynuyorlar. Eee durum böyle olunca Galatasaray'a hasret İzmirlilere gün doğdu. Açıkcası maça 30.000 dolaylarında bir ilgi bekliyorum .

Offf bu kadar objektiflik canımı sıktı.

Ele güne karşı saldır Galatasaray !!

20100917

Elano Sorunsalı: Pozisyon, Verim Vs.

Futbol basit bir oyun değil. Burada Cruyff'un asıl maharet basit oynamaktır tadındaki sözünden bahsetmiyorum. Saha içindeki oyun elbette belli bir yere kadar basite indirgenebilir. Rakip takımın oyuncularını analiz edersin, kendi oyuncularını tartarsın ve ona göre bir stratejiyle maksimum verimlilik çerçevesinde oynar ve kazanmaya çalışırsın. yeri gelir, kaybetmemeye oynarsın.

Ama bahsettiğim basitlik saha içindeki değil. Futbolun basit olmayışı saha dışındaki ve içindeki pek çok farklı etkenden kaynaklanıyor. Ufak bir nem artışı, zeminin kötü olması, beklemediğiniz şekilde rakip oyunculardan bir yada ikisinin ekstra bir performans göstermesi, tribünden bir anlık baskı hissedip onu üzerinizden atamamanız ve belki de en basiti sadece o gün gününüzde bile olmasanız işler yolunda gitmez.

Bunlar sadece saha içerisinde oyuna etki edebilecek etkenler.

Ama bakın, Khadira ve Özil üzerine Mourinho'nun birkaç sözü vardı ilk hafta yaşadıkları puan kaybından sonra söylediği. as gazetesi bir röportaj yapmıştı, büyük bir bölümünü de çevirip yayınlamıştım. Orada diyordu Özil ve Khadira niye yedek başladı sorusuna verdiği cevap Elano için de aynı durumu özetliyor;

Mesut Khadira'yla, Khadira Mesut'la yaşıyor. Almanya'daki yaşam çok başka. Tek kelime İspanyolca bilmiyorlar, en fazla meraba diyorlar. Ayrıca takımın tamamıyla birlikte sadece 10 antrenman yaptık, bakın sadece 10. Madrid'teki yaşama alışmaları, takımın içerisine iletişim anlamında yerleşebilmeleri vakit alacaktır.

Evet, belki Elano bir senesini devirdi ancak hem Dünya Kupası için çok ciddi bir baskı altındaydı, çünkü oyuncu havuzu çok geniş ve en ufak bir sakatlık durumunda yerinden olabilirdi hem de İstanbul'daki hayatı Manchester'la kıyaslamamak lazım. İki üç kere Boğaz'a yemeğe götürmekle takıma adapte olunmuyor. Takım zaten birleşmiş milletler gibi. Evet, İngilizce'de bir ortaklık sağlanıyor kuşkusuz ki ama bir defa teknik direktörün ana dili Flemenkçe.

Ve her ne kadar arada bir asistan olsa da Rijkaard'ın dilediklerini tam anlamıyla oyuncuya sunabilmesi, anlaşılır olması ancak anadille mümkün olabilir ilk etapta. Tercüman aracılığıyla ise bu çok daha vakit alan bir süreç haline gelebilir.

Kaldı ki Mert'in "deplasman" için "vacation" yani "tatil" kelimesini kullandığını falan da biliyoruz.

Ayrıca Elano muhteşem oynadığı, gerek istatistik gerekse sahadaki görüntüsü anlamında çok iyi bir oyun sergilediği Dünya Kupası'na daha üçüncü dördüncü maçtan veda etmesi.. Buna salt "sakatlık" ve "antrenmansızlık" olarak bakarsak da hata ederiz.

Burada çok ciddi bir psikoloji var. Belki de Elano bir senesini sakatlanmamak için, Dünya Kupası'na gidebilmek için kullandı. Evet bunun için eleştirebilirim onu ama o kadar. Dünya Kupası 28-29 yaşına gelmiş birisi için, hele ki Brezilya gibi bir takım için çok büyük bir hayaldir. Bu kadar profesyonel olan birinin bile bu ihtimali riske atmasını ben düşünemiyorum.

Buyrun, Ballack'ı gördük.

Bu kadar kafa olarak kendisini hazırladığı bir kupada, mükemmel bir performansla başladığı bir kupada bir anda sakatlıkla dışarda kalmasının yaşatacağı psikolojik çöküntüyü tahayyül edebilir misiniz?

Ben bunu şuna benzetiyorum;

Bütün bir sene ÖSS'ye hazırlanıyorsunuz, eğitim ve devamındaki meslekî kariyeriniz ne yazık ki bu ülkede buna bağlı, sınava çok güzel başlıyorsunuz, sınıf şartları iyi, sorular beklediğiniz gibi ama bir anda mideniz bozuluyor, dağılıyorsunuz ve sınavın daha başlarından kopuyorsunuz. Bütün bir senelik beklenti, çalışma, hırs ve belki de bazı şeylerden ettiğiniz feragat, orada kalıyor.

Bundan çok daha büyük bir yıkımdır bu Elano için. ÖSS'ye bir daha girersiniz. ÖSS zaten işin sadece eğitim kısmını bir ölçüde belirler. Daha önünüzde bir de meslekî kariyer vardır.

Ama bu adam için meslekî kariyer zaten futbol. Eğitimini yaptı ve artık 28 yaşında en olgun çağında bir futbolcu, kariyerinin en üst seviyesine çıkma fırsatı yakaladı Dünya Kupası'yla. Bunun için belki de Galatasaray'daki takım oyunundan feragat etti. Tam karşılığını alıyordu ki sakatlandı.

Bitti. Kafa gitti. Sakatlığın getirdi antrenmansızlığı ekleyin bir de üzerine.

Elano yetenekleri, yapabilecekleri ortada bir adam. Geçen seneki Panathinaikos ve Sturm Graz maçlarını hatırlayın.

Elano Cana ve/veya Mustafa'yla göbekte de oynar, arkasındaki bir Sabri'yle iç forvet görevini üstlenecek şekilde sağ açık da oynar. Bakın, sağ kanat demiyorum. Çünkü elano bir kanat oyuncusu değil. Elano açık oynayabilen bir ofansif orta saha oyuncusu, bir iç forvet.

Elano'dan verim alabilmek için önce onun psikolojisini iyi tahlil etmek ondan sonra da yetenekleri ölçüsünde ona görev vermek lazım. Elano kafayı hallettiği ve yeterlilikleri ölçüsünde sorumluluklarla göbekte yada açıkta görev verildiği takdirde verimli olacaktır.

20100914

Spor Toto Süper Lig, 4.hafta || Galatasaray - Gaziantepspor





Galatasaray 1 - 0 Gaziantep || Nihayetinde 3 Puan

Oyunu, yine Mustafa/Ayhan/Neill üçlüsünün mücadelesi haricinde genel bir ruhsuzluk halinin olması vs'yi bir kenara bırakıyorum. Herşeye rağmen bir şekilde bu maçı almak oldukça önemliydi. Eskişehir'de maç öncesinde "beklenmeyen" bir galbiyeti almak ve Milli Takımlar arasından tekrar galibiyetle dönmek.

Çıkan ilk 11 aslında karşıdan bakıldığında Lincoln'lü dönemin 4-2-3-1'ine oldukça yakın gözüküyordu. Fakat top Elano'ya geldiğinde Elano çizgi üstünde bindirmeye kalkınca ben işi çakozladım. Elano'dan çünkü kanat oyuncusu olmaz; iç forvet olur. Ve Elano kanattan bindirecek şekilde bir oyun anlayışıyla sahaya sürüldüyse bu çok net 4-3-3 formasyonudur.

Evet zaten beklemiyordum Rijkaard'tan cart diye 4-3-3'ü bırakmasını ama Elano'yu kanatta kullanırken ve hele ki arkasında Ali Turan varken 4-3-3 anlayışıyla oynatacağını sanmıyordum.

Misimovic'i sıkça Baros'un arkasında görsek de maç başında, sonradan Ayhan/Sarp ikilisinin bir türlü bağlantı sağlayamaması, birbirinde kopuk görünmesi Misimovic'i çoğu kez geriye gelmeye zorladı. Böyle olunca asıl işi olan paslara giden süreci de kendisi yaratmak zorunda kaldı Misimovic; olmadı.

Bir de şu var, takım resmen bloklar halindeydi maçın çok büyük bir bölümü boyunca. Bir tek ikinci yarının başı, 4-2-3-1 görünümlü 4-3-3'ün kanadına Aydın'ın gelmesi ve ardına da Sabri'nin yerleşmesiyle birlikte savunma doğrudan öne çıkmaya başladı. Ama pas trafiği o kadar yavaştı ki zamanla ortasahayı Gaziantep ele geçirmeye başladı. Sosa'nın girişiyle birlikte de etkili olmaya çalıştılar.


Insua'ya parantez açmak istiyorum. Maça inanılmaz başladı. Beklediğim Insua maçın başında vardı. Harika oynadı ya, çıktı, aldı verdi, çalım attı (çalım asıl işi değil, yanlış anlaşılmasın.) verkaç yaptı, Kewell'ı kaçırdı, orta açtı. Herşeyi yaptı ve açıkçası yıllardır böylesi bir solbek performansını göremediğim için bünyeme biraz fazla geldi.

Ama zamanla Ali'nin çıkmaması, çıkmayı akıl etmemesi ve Elano'yu yalnız bırakmasıyla birlikte savunma arkada kalmaya başladı. Ve bu sebeple ilerde oynamak isteyen Insua iki kere adamını kaçırdı pozisyonuna düştü. Halbuki savunmadaki diğer üçlüydü bir anlamda buna iten çünkü bir hayli geride bekliyorlardı.

Ayhan iyi güzel mücadele ediyor ama bu yaştan sonra fizik bir yere kadar; ayakta duramayacağı için, omuz omuza yetmeyeceği için kendisini çuval gibi yere atıyor. Ama biraz kafayı kullansalar, Sarp'la beraber adam gibi bir kademe anlayışı yapıp Ali'ye rağmen savunmayı çok rahat ileriye çıkartıp önde basarak daha rahat bir şekilde alan paylaşabilir, kendisini fiziksel mücadelenin sertliğinden koruyabilir.

Mustafa ise belki de en kızılmayacak adam. Kafanın da fiziğinin de kapasitesi bu. Oyundan düştüğü zaman zarar verecek noktalardan kendisini yüreğiyle uzak tutmaya çalışıyor ama onu da sadece savunma özellikleriyle yapabiliyor.


Ve hep söylüyorum ve her seferinde görüyoruz; Mustafa'nın üzerinden sorumluluk yükü kalktığında bu adam etkili oluyor. Hücumu dikine koşularla, katlarla destekliyor. Duran toplarda direklere koşularla kendisine pozisyon yaratıyor ve oynadıkça kendi kendine "yürü ya kulum" diyor. Bu nasıl olacak peki? Bu kesinlikle Cana'nın oynamasıyla olacak. Bunun başka çıkar yolu yok.

Cana nasıl oynayacak, tabii ki Ayhan'ı keseceksin. Savunmayı öne çekiceksin ve Cana'dan, iş savunmaya kalmadan topları toplamasını bekleyeceksin, orta alana topla giren, koşu yapmaya kalkan rakibi kesmesini bekleyeceksin.

Aydın/Sabri ikilisinin oyuna girmesi ciddi şekilde katkı sağladı oyuna, bunu göz ardı edemeyiz. Ama Bünyamın Gezer'in alemin kralı tavırları Kewell'ı iyice zorlamaya başlayınca Pino oyuna girdi. Aydın sola geçince savunma dörtlüsüne bağlı oynayan Insua yeterli katkıyı veremeyince, Sabri Pino ikilisi de birlikte oynama alışkanlığına sahip olmayınca o 15 dakikalık kanat organizasyonumuz uçtu gitti.

Sonra Pino sola Aydın tekrar sağa geçse de oyunun ortasahadaki kontrolünü çoktan Antep'e vermiştik ve Beto'nun yerine Sosa'nın girmesiyle Popov-Sosa-Cesar üçlüsü epey zorladı. Karcemarksas oldukça güven verdi Antep kalesinde ve saman alevi gibi olan ataklarımızda iyi kurtarışlar yaptı. Baros ve Misimovic önlü arkalı oynamaya çalışsa da Misi'nin iki yanında göbekten gelen hücum katkısını veremeyince ortasaha, hiçbir olgunluk ve organizasyon sağlanamadı.

Ve işte yine burada geldik Cana/Mustafa ilişkisine. Cana arkada bir sigorta olduğu sürece Mustafa rahatlıkla ileriye çıkacaktır. Belki istenen pas verimliliğini maksimumda veremeyecek ama en azından hücumu göbekten kalabalıklaştıracak ve beklenmedik tek paslarını göstermeye çalışacak.


Kadro olmayacak değil. Tek önemli nokta oyuncuları oynadıkları pozisyonlarda kendi yeteneklerine göre görev yüklemek. Misal, Elano'ya saf kanattan ziyade bekini dip çizgiye kaçıran, bekinin desteğiyle içeriye kat edecek verkaçları yapacak şekilde kullanmak, iç forvet olarak kullanmak. Yada Mustafa'yı kademeler arasında koşturmasındansa ileriye dikine koşularla bindirme yapacak şekilde kullanmak. Ve tabi ki savunmayı ileride kurmak.

Ufuk kaleden çıkmayan biri değil. Oynadıkça savunmayla iletişimi de artıyor, bunu çok net görmeye başlıyoruz yavaş yavaş. Servet dönemiyor olsa da bir kere döndü mü fiziğine oranla oldukça yüksek bir hıza ulaşabiliyor. Ayrıca artık solbeklikten kurtulan bir Hakan var ki kafayı topladığı takdirde öne çıkan bir savunmanın stoperi rahatlıkla olabilir Neill'la birlikte.

Oynamadan kazanmayı da hatırladık tekrar. Bu da güzel. Milli Takım arası bir takıma bu kadar mı yaramaz gibisinden cümleler duydum tribünde ve açıkçası kafayı yedim. Takımın %80'i zaten milli takımlardaydı ve oyuncular bu ara'da tam kadro idman yapmadılar. Pino ve Insua A2'yle maça çıktılar. Sabri, Baros, Hakan, Arda, Servet .. Hepsi milli takımlardaydı.

Ruhsuzluk ve blokların arasının uzaması, pas iletişiminin kopması can sıksa da olmayacak iş değil. Bunu dünkü oyunla görmek biraz zor olsa da Polyannacılık ve biraz da içgüdü diyelim.

Son bir not; bu kadro üç kişiyle geriyi sağlama aldığını düşünürsek, Cana/Servet/Neill, tam olarak 7 kişiyle hücum yapabilecek kapasitede. Kanatlar hızlı tempoya ayak uydurabilecek düzeyde olsa da ortasahada ciddi bir sürat eksikliği var. Bunu da ancak hızlı paslarla, kısa alanda yaplacak doğru koşularla sağlamak mümkün olacak.

Olacak. Dokuzunca haftaya kadarki fisktürümüz de görece rahat diyebileceğimiz bir fikstür. Belediye'den kayıpsız kurtulursak bir de içerde Ankaragücü kalıyor Fener'e kadar.

20100830

Spor Toto Süper Lig , 3.Hafta || Eskişehirspor-Galatasaray

Eskişehirspor : 1 Galatasaray : 3 || Başlangıç...

Aylar sonra ligde alınan ilk galibiyet... Galatasaray geçen seneden kalan mağlubiyet serisine Eskişehir deplasmanında son verdi. Belki oynanan futbol kimseyi tatmin etmedi ama en azından sahada bir mücadele vardı, hırs vardı. Ve Galatasaray için lig şimdi başlıyordu...

Rijkaard son maçlarda iyice yerlerde sürünen Hakan Balta'yı kesip yerine Serkan Kurtuluş'u sahaya sürdü. Zaten bu hamle daha maçın maçında bizleri memnun etmeye yetti dersek yalan olmaz. Elano sol açıkta, Arda ise sağ açıkta başladı maça. Frank Rijkaard takımla biraz da olsa oynamak gerektiğinin farkına varmıştı ve maç içinde bunun meyvalarını da aldık.

Maçın henüz ilk dakikalarında Lucas Neill'ın defansın arkasına attığı topa Elano koştu, İvesa'nın hatalı çıkışını Baros affetmedi ve takımını 1-0 öne geçirdi. Açıkcası Eskişehirspor'dan daha agresif bir oyun bekliyordum. Fakat yeterli agresifliği gösteremeyince oyunun kontrolü Galatasaray'a geçti.


Son 3 maçtır kaleyi devralan Ufuk, maç içerisinde olumlu bir görüntü çizdi. Maç oynadıkça daha iyi olacağının mesajını bizler çoktan almıştık. 37.dakikada yaptığı hata tamamen tecrübesizlikten ötürüydü fakat futbol acımasız bir oyun ve bu hatayla skora denge geldi. Golün adı Vucko. Herşeye rağmen golden önceki pozisyonda Ufuk'un çıkardığı şut takdire şayandı. Ufuk elbet hata yapıcaktır. Daha önceki yazılarımda da yazdım bunları ama kimse merak etmesin bu hataların bir sonu olucak ve sonunda kazanan Galatasaray olacak.

Frank Rijkaard ikinci yarıya Elano-Aydın değişikliğiyle başladı. Teknik heyet Elano'nun maç eksiğini de dikkate alarak daha fazla yormak istemedi. Aydın ise belki de Galatasaray kariyerindeki son şanslarını kullanıyor. Son iki maçta oyuna sonradan dahil olsa da istekli oyunuyla dikkat çekti. Umarım bu şansların iyi değerlendirir ve sonunda beklenen patlamayı yapar. Unutmayalım ki bu adam henüz 22 yaşında. Barış'a, Serdar'a tahammül eden taraftar biraz da kendi evladına sahip çıkmalı bence.

İkinci yarıya çok hızlı başladı Galatasaray. Maçı istedikleri çok net görünüyordu. Dakikalar ilerledikçe artan stres 68.dakikada son buldu. Mustafa Sarp ve Arda'nın ver kaç'ı golle sonuçlandı. Volkan Yaman, Arda'nın vuruşunu çıkarmak isterken topu kendi ağlarına yolladı. Bu golden 2 dakika sonra sahneye Servet çıktı ve Galatasaray'ı rahatlatan golü attı. Maç 3-1 olmuş, Es-Es tribünleri Rıza Çalımbay'ı istifaya davet ediyor... Maç zaten o dakikada bitti. Galatasaray uzun zaman sonra 3 puanla tanışıp lig'e merhaba dedi adeta. Devamının gelmesi umuduyla...

Herşey güllük gülistanlık değil elbet. Yapılmayan transferler, Ağustos ayında yok olan Avrupa hayalleri unutulmadı... Zaten oynanan oyunda kimseyi kandırmasın. Dün kazanılan üç puan kesinlikle mücadeleden ve rakibin hatalarından ötürü alındı. Bunlar bizim gözümüzü boyayamaz Adnan Başkan. Son dakikaya bırakılan transferleri, Adnan Sezgin'i bu kadar kolay unutmayız. Transfer için son 2 gün. Misimovic, İbricic, Emana, Annan şu an için gündemde olan isimler. Bekliyoruz Adnan Bey... Alınan oyuncular bizi şampiyon yapabilir ama başarısız yöneticilikler unutulmayacak! Herneyse...

Es-Es tribünleri yıllardır övülür durulur fakat benim anlamadığım birşey var o da; bu adamlar maç boyunca rakip takıma küfür etmekten ve bandoyla lay lay lom yapmaktan başka birşey yapmıyor. At gözlüklerini çıkarıp, tribüne kulak verip ondan sonra konuşmak lazım.

Ve Arda Turan... Bir küs bir barışık olduğu taraftarıyla yeniden bir araya geldi. Bakalım bu barış nereye kadar sürecek. Halen kaptanlığı taşıyamadığını düşünüyorum . Umarım beni yanıltır... Ayrıca şu topla daha az oynaması lazım Arda'nın. Topu alıyor 5 kişi arasına dalıyor. Yanında boş arkadaşları var biraz kafasını kaldırmalı. Dua etsin Galatasaray bu maçı aldı yoksa gene oklar ona çevrilecekti.


Galibiyet almak güzel şey...

20100828

Spor Toto Süper Lig , 3.Hafta || Eskişehirspor-Galatasaray

Normalde ultrAslan imzalı birşeyi kullanmak pek adetim değildir ama bu iş çığrından çıktı. ultrAslan'ı seversiniz, sevmezsiniz bu hiç önemli değil. Bu işin sorumluları kesinlikle gerekli tepkiyi görmeli ve tribünde tek ses olmalıyız. Islıkla veya yuhalamayla değil, büyük Galatasaray taraftarına yakışacak şekilde yapılmalıdır.

Tamam, bu hafta Eskişehir'i yenebiliriz, süper iki transfer de yapabiliriz ama sizin sahadaki ruhsuz hallerinizi ve beceriksiz yöneticiliklerinizi unutmayacağız.

En yakın iç saha maçında görüşmek üzere... Galatasaray kültürüyle, adabıyla...


Tarih : 29 ağustos 2010
Saat: 22:00


SAHADA KİMSE VAR MI ?

20100823

Spor Toto Süper Lig , 2.Hafta || Galatasaray-Bursaspor

Galatasaray :0 Bursaspor : 2 || Ali Sami Yen'e veda yılı...

Bu sene son sene. Bu sene Ali Sami Yen'de son sene... Geçen sene enkaz halinde sezonu kapatan takım, bu sezonda aynen o şekilde devam ediyor. Şu ana kadar yaptığımız 5 resmi maçta sadece 1 galibiyet alabildik. Kafasındaki planları çözemediğimiz Adnan Polat ve yönetimi, transfer sezonunda şu ana kadar çok kötü bir görüntü çizdi. Kulislerde dolaşan şeytani planlar artık daha yüksek sesle duyulur oldu. Bazı tatlı su kurnazları, Frank Rijkaard'ı yollayıp 3. Fatih Terim döneminin peşinde. Fakat şu an buna teşebbüs edemiyorlar. Çünkü unuttukları birşey var o da; Galatasaray taraftarı öyle basit oyunlara gelmez, kimin ne b*k yediğinin gayet de farkında ve Frank Rijkaard'ın arkasında !

Herneyse... Gelelim Bursa maçına. Yenilgi sonraları yazmak ciddi anlamda canımı acıtıyor. Hele ki takım bu kadar kötü oynuyorken... 22 yaşındayım ve kendimi bildim bileli bu kadar kötü bir Galatasaray izlemedim. Ne Inamoto'lu dönem ne de o çok sövülen rahmetli Özhan Canaydın dönemi... Bursa maçında da bunu gözler önüne serdiler. Top genel olarak bizim ayağımızda olmasına rağmen elimizdeki mükemmel orta saha(!) topu kullanmayı beceremedi. Sürekli yan pas, geri pas ve sonunda Servet'le kurulan bir oyun. Tüm bunlara rağmen Galatasaray, Bursa'dan daha iyi oynadı. Ama bu sefer de futbol şansı ve Abdullah Yılmaz bize engel oldu.

Galatasaray, top kullanmayı beceremeyen orta sahasına rağmen bir çok pozisyon yakaladı ama futbolcuların basiretleri bağlamıştı sanki. 2-3 pozisyonda sadece dokunmak kalmıştı gol atmak için. Ama olmadı işte. Bazen ne yaparsan yap, olmuyor. Bunun yanı sıra ilk yarıda Volkan Şen'in yere düştüğü bir pozisyonda topa elle kasıtlı müdahalesine sarı kart veremeyen Abdullah Yılmaz da bu maçın yıldızıydı. Yahu adam bile "hassktr naptım ben" diye kendi kendine dövünürken, sen ne düşündün Abdullah Yılmaz! Kırmızı kartı vermeye yüreğin yetmedi mi!? Kontratak'la buldukları pozisyonlar hariç Bursa'nın neredeyse hiçbir pozisyonu yoktu. Attıkları 2 golde de şans faktörü ön plandaydı. Bursaspor, oynadıkları kötü futbola rağmen 2'de 2 gidiyor. Bakalım nereye kadar sürecek bu peri masalı.

Galatasaray ise halen umut vermiyor. İlk maçtan beri yakındığım ortasaha, bekler ve forvet alternatifsizliği problemi devam ediyor. Bu takım 4-3-3 oynayamaz bu kadroyla. Frank Rijkaard'ı eleştirebileceğim tek olay budur. Hakan Balta ve Ali Turan gibi 2 adet bekin ve Barış, Sarp, Ayhan gibi 3 tane orta sahan varsa, bu takım 4-3-3 oy-na-ya-maz. Gerçi 4-4-2 bile muamma ya neyse... Bu takım şu an oynasa oynasa "kaos futbolu" oynar. Hani 2007-2008 sezonundaki şampiyonluğu hepiniz hatırlarsınız. İşte tam da o sezona yakın bir kadro var elimizde. Ama ne var ki Frank Rijkaard ve ekibi bu oyunu kabullenemez. Belli bir futbol kültürü var adamım. Haklı olarak bir sistem oturtmaya çalışıyor ama gel gör ki Adnanlar buna izin vermiyor!

Haftaya Eskişehir deplasmanı var ve yıllardır süre gelen Es-Es takıntısı gene devam ederse, belki de tarihimizin en kötü başlangıcını yapmış olacağız. Umarım şu lanet transfer döneminde adam gibi 2-3 oyuncu alarak yeniden çıkışa geçeriz. Şu an için Emana ve Müslimovic sesleri duyulsa da transfer komitesinin başında Adnan Sezgin oldukça bunların hiçbirine inanasım gelmiyor.

Adnan Polat ve yönetiminin unutmamaları gereken çok önemli bir nokta var. O da; Rijkaard'ı yollayana kadar sırada kendileri var! Adnan Bey, bu taraftar sizin basit oyunlarınıza gelmez. Hee aklıma başka şeylerde gelmiyor değil. ultrAslan'ı arkanıza alıp, bunu karambole getirebilirsiniz. Sözde "Tam bağımsız" olan ultrAslan'ın nasıl da yönetimle bir olup, tribünde hareket ettiğini gayet iyi biliyoruz. Dün maçta "Adnan Sezgin istifa" diye bağırtanların sonrasında "Haldun Üstünel" diye bağıranları nasıl susturduklarını gördüm ben. Dün, geçen sene küfür ettikleri Mehmet Topal lehine tezahürat yapanları gördüm... Acı ama gerçek olan birşey var ki o da artık ultrAslan'ın manifestosuyla çeliştiğidir. Rahmetli Alpaslan Dikmen'den sonra meydanı boş bulan çakallar, şu anda tribünde cirit atıp, istediği gibi yönlendiriyor insanları.



Umarım senin de başını yakmazlar Frank Rijkaard...


20100821

Spor Toto Süper Lig , 2.Hafta || Galatasaray-Bursaspor

Zor günler bitmek bilmiyor.Sen sahada tükenirken , bizler de tribünde,televizyon başında ya da radyo'nun çektiği herhangi bir yerde kahroluyoruz...İçimizde hep bir umut ; bu maç gerçek Galatasaray'ı seyredeceğiz ! Kalbimiz ayrı mantığımız ayrı söylüyor...

Sen bizi boşverde asıl sen ne diyorsun aslanım ?... Haydi herşeyin üstüne bir sünger çekelim , sezona bu maçla merhaba diyelim !

Arman için oyna , forman için oyna , bizim için oyna , ölümüne oyna !


22 Ağustos 2010 / 21:00 ( Sezon açılışı ! )

20100815

Spor Toto Süper Lig , 1.Hafta || Sivasspor-Galatasaray

Sivasspor : 2 Galatasaray : 1 || Tepetaklak...

Belki de en zor olanı böylesi maçları yazmak...Kabus gibi bir sezon bitmiş , zaten anca sindirmişiz , adam gibi transfer yapılmamış ama siz gene de umut dolusunuz. Çünkü " Galatasaray'ın olduğu her yerde umut vardır"dememiş mi Jupp Derwall...

Maça iyi başladık aslında . Özellikle ilk 10 dakika oynanan oyun beni oldukça tatmin etti ama gel gör ki bu oyun 30. dakikaya kadar sürdü ve sonrasında oynanan oyunun adını koyamıyorum ben. Orta saha düşmüş , defans zaten Allah'a emanet , ofans desen Harry Kewell'a kalmış... Allahım sen sabır ver !

Maçın detayları ve skor hakkında konuşarak daha fazla sinirlerimi ve sinirlerinizi yıpratmak istemiyorum ama bu maçta değineceğim bir kaç nokta var ki bunlar düzelmediği sürece bu takımdan kimse hayır beklemesin.

Önce kaleden başlayalım. Mondragon'dan beri süre gelen bir sorun ; kaleci ! Yahu ben düşünüyorum , düşünüyorum ama bu aykut'un nasıl bu takımda ilk 11'de hatta onu da geçtim nasıl kaleci olduğuna bir anlam veremiyorum. Bir kaleci ceza sahasının sağ tarafından kullanılan serbest vuruşta nasıl olur da ön direkte durur ! ? sen sabri misin anasını satayım . hadi yan topta zayıfsında bare çizgide doğru yer al ulan ! Yetti artık ya. Şu aykut haricinde kaleye kim geçiyorsa geçsin artık.

Defans desen evlere şenlik zaten. Stoperleri bir kenara bıraktım(bıktım artık) da şu beklerin olayı nedir ? açıklayabilecek olan biri varsa beri gelsin. Yahu bir takımın 2 beki'de orta açma ve top kullanma özürlü olur mu . Koskoca 90 dakika boyunca 1 kere sıfıra inip orta açmadılar. Oraya beni koysan es kaza bir kere iner orta açarım be... Ali Turan'ın henüz hazır olmadığını ve ilk kez 11'de çıkmanın heyecanıyla gözardı etsek bile Hakan Balta'nın bu performansının hiçbir açıklaması yok. Sen git sigaranı yak koçum. Buralarda vakit harcama .

Orta sahamızdaki sorun ülke sınırlarını aştı , duymayan kalmadı ama Adnan beyler halen öylece bakıyor. Mustafa-Barış-Cana-Ayhan dörtlüsüyle bu orta saha yürümez. Aslında Cana ve Mustafa Sarp'ı bir kenara koymamız lazım. Cana henüz hazır değil ve belliki uyum sorununu atlatamamış. Mustafa Sarp ise her ne kadar tam olarak aradığımız orta saha olmasa bile en azından bu forma için canını dişine takıyor ve elinden gelenin en iyisini sahaya yansıtıyor. O bölgedeki en kalifiye adamımız. Kim ne derse desin bu adamı seviyorum arkadaş.

Forvet hattındaki alternatifsizlik başımızı ağrıtcağa benziyor. Tıpkı bir önceki sezon gibi... Gene Adnan beylerden ses seda yok. Herşey çok güzel , güllük gulistanlık. Harr Kewell her ne kadar elinden geleni yapsa da o bölge için bize Baros gibi defansı yorucak bir golcü lazım. Forvetin sağ kanadında yaşanan sakatlıklara birde Serdar Özkan eklenince o kanat dün itibariyle çöktü. Emre Çolak'ın kendine olan fazla (!) özgüveni , dün bizi bitiren faktörlerden sadece biriydi. Bu kadar olumsuzluğun yanında oyuna sonradan giren Mehmet Batdal'ın gösterdiği performans bana umut verdi. Oyuna girer girmez ceza sahası yayının üstünde 2 adamdan topu söküp , çektiği şut bir an ibrahimovic'i hatırlattı bana. Onun kadar efsane olmanı beklemiyoruz elbet ama umarım uzun yıllar bu takıma gollerinle hizmet edersin...

Şimdi sıra geldi bu durumun asıl sorumlularına...Ağustos ayı gelmiş , lig başlamış ve geçen sene şikayet ettiğimiz bütün sorunlar devam etmekte. Baros'a alternatif bulunmadı, kaledeki sorun devam ediyor , orta saha yokları oynuyor... 2012 kriteri ayağına resmen küçülmeye başladık. Keita satıldı , sorumsuzdu zaten dedik. Elano dediler , zaten bizde uyum sağlayamadı dedik ama sen bunları satarken yerlerine o kalitede bir adam almıyorsan neyleyim kulübün kasasına giren milyon dolarları ! Kulübü profesyonellere emanet edicez ayağına Haldun Üstünel'i ekarte ettiniz ama bu taraftar bunları unutmaz. Nedir yani , Adnan Sezgin mi bu iş'te profesyonel . Yıllar önce İstanbulspor'da , Fenerbahçe'yle olan saçma sapan transfer alışverişini yapmış olan Adnan Sezgin. Adı şike söylentilerine karışmış olan Adnan Sezgin...Vay arkadaş ne profesyonel dünya be...

Ligin daha ilk haftası olması itibariyle düzeltilemeyecek sorunlarla boğuşmuyoruz . Yeter ki herkes üstüne düşen görevi yerine getirsin. Yeter ki şu profesyonellikten biraz da olsa sıyrılıp , amatör ruhumuzu kaybetmeyelim...

20100814

Spor Toto Süper Lig, 1.Hafta || Sivasspor - Galatasaray


Sen şampiyon olacaksın !...

20100813

Sezona Başlarken...

Kabus gibi geçen bir sezonun ardından yeni bir sezon açılışı daha kapıya dayandı. Yaz ayları bu sezon bizim için son 2-3 yıla göre oldukça durgun geçti. Ne Elano , ne Baros , ne de Kewell gibi yıldızları kadromuza katmadık. Malum 2012 kriterleri doğrultusunda , kulüp dengelerini sarsmayacak transferler yapıldı ki sanırım gene buna uygun olaraktan 1-2 yabancı transferi daha gerçekleşecek. Yönetim Rosicky, Ledesma gibi transfer söylentileriyle uyutulan bizleri memnun etmenin o kadarda kolay olmayacağın farkında ve buna uygun olarak transfer gerçekleştireceğimizi umuyorum.

Takım da halen sezona tam olarak hazır değil. Belgrad maçları bunu gözler önüne serdi…Belgrad gibi Türkiye’de 2.lig’de bile orta sıralara oynayabilecek bir takıma o kadar çok pozisyon verdik ki. Orta saha sorunumuz bu maçta iyice gün yüzüne çıkmışken oranın “Mustafa-Ayhan-Barış” üçlüsüyle yürümeyeceği apaçık ortada. Mustafa’yı farklı bir yere koyarsak, Emre Çolak ve Musa Çağıran’ın, Ayhan ve Barış’a göre çok daha yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu çocukları Ayhan ve Barış sevdamız yüzünden kaybetmemeliyiz…

Lorik Cana’nın yanına bir partner arayan yönetimin bu transferi bu kadar uzatmasının mantıklı bir açıklaması yok. Umarım en yakın zamanda bu transfer sonlandırılır ve orta sahamız daha güvenilir bir hal alır. Bunun yanı sıra; Milan Baros’un alternatifinin olmayışı, kalede yaşanan problem ve Lucas Neill’in partneri olan Servet’in form durumu akıl karıştıran birkaç detay.

Mehmet Batdal gelecek vaad eden bir oyuncu olmakla beraber bu sezon için tecrübesinin yeterli olacağına inanmıyorum. Ama bu adamda büyük bir potansiyel var. Umarım kendini geliştirir ve uzun yıllar takımımıza hizmet eder.

Kalede yaşanan problem ise Mondragon’dan sonra süre gelen bir şey ve yönetim bu sene yerlilerle devam etme kararı aldı. Şu an için Aykut kaleyi koruyacak gibi görünse de bizlere pek güven verdiği söylenemez. Yan toplardaki zaafı çok başımızı ağrıtacak gibi duruyor. Bu kadar sorun edene kadar Ufuk’a şans vermeyi neden düşünmüyoruz hiç anlamıyorum. Kaleci dediğin illa ki hata yapar, bunu kabul ediyorum ama Aykut ne zaman kaleyi devralsa aynı hataları tekrarlıyor. 1, 2, 3, 4 … bu uzar gider. Ufuk da hata yapacaktır ama inanıyorum ki bu hataların bir sonu olucak ve biz kalemizi uzun yıllar ona teslim edebileceğiz. Yeterki bu çocuğa yeterli şans verilsin.

Servet sorunsalı geçen seneden beri devam etmekte olan bir problem. 2 senedir Avrupa’dan teklif alan şu adamı gönderemedik gitti. Servet Çetin, orta seviye bir süper lig takımında rahat oynar ama bu adamın bizim takımda işi olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca kimse kusura bakmasın ama ben takımında böyle profesyonel(!) adam istemiyorum. Ali Turan veya Hakan Balta’nın bu bölgede değerlendirilmesi taraftarıyım.

Bu kadar sorunun yanında iyi şeyler de oluyor muhakkak. Harry Kewell’ın ve Milan Baros’un dönüşü, Arda Turan’ın sezona harika başlamas , güzel sayılabilecek birkaç haber. Özellikle Arda’nın yazı iyi değerlendirdiği çok bariz. Geçmiş yıllarda şikayet ettiğimiz zayıf şutları, bu sene füze halini almış gibi. Ayrıca fazla kilolarından da kurtulması onu daha çevik bir hale getirmiş. Nazar değmesin kaptanım, aynen devam ;)

Kabaca takımın son durumu böyle. Yarın Sivasspor’la deplasmanda karşılaşarak sezonu açacağız. Umarım her şey gönlümüzce olur ve kupalarla kapatırırız sezonu…

20100517

Helal Olsun.

Dün gece inanılmaz şeyler yaşandı bu topraklarda. İster mucize diyin ister ilahi takdir diyin. Bunların hiçbiri yetmez büyük ihtimalle tarif etmeye. Hele ki ben bir Galatasaraylı olarak, belki sadece 1/10'ini hissedebiliyorum bu heyecanın ve dün gecenin şokunu.

Dün geceyi bir, anons hatası yüzünden sahaya atlayan bir Fenerli'ye bir de Bursa'da iki dakikalık bitmek tükenmeyen bir bekleyişi yaşayan Bursalı'ya sormak lazım.

Sadri Başkan şu ülkenin belki de Yılmaz Vural'la birlikte en esprili spor adamıdır. Ve onu Yılmaz Vural'dan ayıran en büyük özellik de söylediklerinin kaygısını taşıması ve o ince espri anlayışının yanlış yerlere çekilmesine müsaade etmemesidir.

Kupa'dan sonra gazetecilerin sıkıştırmasından sonra kürsüden inmesine ramak kala kurduğu bir cümle vardı, ben o an "Bursa şampiyon" demiştim kendime;

"Tamam hadi bakın bişey söylicem, yarın yazarsınız bunu gazetelere; Fener bize kupayı verdi biz de onlara şampiyonluğu vericez, hadi eyvallah"

..ve indi kürsüden

Gerek Aziz Yıldırım için sürekli söylenen o "satın alma" işlemleri gerekse Şenol Güneş'in oyun bilgisiyle Sadri Şener'in kişiliği, o an bana Bursa'nın şampiyon olacağını söylemişti.

Çünkü; Sadri Şener çok sıkılmıştı şike'ydi şaibe'ydi. Son maç Fener'e yatacaklar, beşincilikleri garanti laflarından usanmıştı. Aziz Yıldırım'ın işlerine akıl sır ermez ama büyük ihtimalle kendisi de kalede böylesi, klişe bir cinasla, "Onur" mücadelesi vereceğini tahmin edemezdi Trabzon'un.

Ama oldu, gerek 4 büyükten biri olarak ve haklı olarak Fener'in şampiyonluğunu istememe ihtimalleri ve gerekse de basında dönen rahatsız edici şaibe lafları yüzünden Trabzon bu maça puan kapmak için hazırlandı.

Ve attıkları gol o kadar akıllıcaydı ki; Şenol Güneş maç içerisinde biri spiker tarafından da belirtilmek üzere pek çok kez sahanın kenarına gelerek oyuncularını hakeme itiraz etmemeleri konusunda uyardı. Ve Fener, yine Emre sayesinde hakeme üçlü itiraza gidince Burak Yılmaz'ı unuttular serbest vuruş esnasında. Burak kaleyi düşünmüştür yada düşünmemiştir, o top kaleye girdi.

Onur'a değinmek lazım; ben Guus Hiddink olsam kaleyi kayıtsız şartsız Onur'a bırakırım. Saracoğlu'nda, Fener'in şampiyonluk maçında, 50bin kişinin ve Aziz Yıldırım'ın karşısında bu konsantrasyon, bu oyun. Hakikaten çok özel bir maç çıkarttı Onur. Giray'ın kurduğu etten duvarı da unutmamak lazım.

Belki biraz Barcelona - Inter maçını andırdı çoğu zaman maç fakat Trabzon saf bir mücadele koydu ortaya.

Hiçbir Galatasaraylı haklı olarak Fener'in şampiyonluğunu istemez, istemedim de. Ama Bursa'nın şampiyonluğuna ve Trabzon'un gurur mücadelesine sevindiğimden çok daha az sevindim Fener'in şampiyon olamayışına. Çünkü buna bu sezon hakkım yok; ne kadar spekülasyonlar dönse de ne kadar "satın alma" lafları her sinirli anda dillere pelesenk olsa da Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu altın senesinde, hemen her branşta final ve şampiyonluk gördüğü senede sanki Galatasaray şampiyon olmuş gibi kıç yırtanları buradan kınıyorum.

Ertuğrul Sağlam'a en içten tebriklerimi, ülke futboluna yaptığı ve yapacağı katkılardan dolayı da teşekkürlerimi iletiyorum.

Fener her ne kadar sayısız gol pozisyonu bulsa da Bursa 2-0 yapana kadar ve Trabzon 1-1'i yakalayana kadarki ataklarıyla sonrasındaki atakları arasında dağlar boyu fark vardı. Alex'in son pozisyondaki kaçırışı, Gökhan Ünal'ın alır almaz vurması gereken pozisyon bir o yana bir bu yana çekmesi, panik halinde sürekli ileriye oynanması. Atakların olgunluğu bir anda gitti Fener'de, statta o 50bin kişinin inanılmaz ıslığı ve tezahüratı bir anda tedirgin mırıldanmalara ve kesik bağırışmalara bıraktı yerini.

4 sene önce yine 34. maçtı. Fener yine yendiği takdirde arkasına bakmayacaktı. Galatasaray 2-0 yenerken Fener yine 1-1 berabere kalacaktı. Ve o Denizlispor'da bir adam vardı; Mustafa Keçeli.

Aynı Mustafa Keçeli, 4 sene sonra ve yine bir 34. haftadan Fener'den şampiyonluğu çalan takımda kupayı kaldıran isim oldu.

Bir Trabzon vardı, Fener'in şampiyonluğunu garantileyen bir maç vardı. Sürekli 96'nın intikamı deniyordu. Van'ın Gazabı vardı dillerde. Trabzon büyükler arasında belki de en temizidir. 96'nın intikamını düşündüklerini sanmıyorum ama kapatılacak bir hesap vardıysa da belki de bu maçtaki mücadeleleri hala daha kafaları 96'da kalanlara cevap olmuştur.

Yarınki sınavı atlatim, daha çok konuşuruz bu şampiyonluk üzerine.

20100331

"Franco Kaçıyor Mu"ymuş?

Evet, gol hatalı.
Tamam, zemin ıslak.
Tamam, top sekiyor.
Evet, bir bel sakatlığı var.

Taraftar, gerizekalı. Henüz uzatmayla birlikte maçın bitmesine yarım saat varken yuhlanıyor. Sezon başından beri sürekli, her fırsatta tartışılan, ben ve pek çok Rijkaard'a olan inancı yok yüksek ve kendi açımdan biraz Rijkaard fanatikliğine kaçsa da sonsuza yakın bir kredi tanıyan taraflarca da pek çok kez Franco'nun artılarından bahsettik.

Rijkaard Rüştü'yü niye Barça'da tutmadıysa Franco'yu da o yüzden takıma aldı dedik, Aykut'la olan zıtlıklarından bahsettik, çizginin çok ötesinde olduğunu, Servet gibi bir ağır abi varken araya atılan topları Mondi'den farklı olarak çok çabuk bir şekilde toplayabildiğinden bahsettik.

Son derbide Fener'in ancak uzaktan deneyebildiğini, Güiza'ya atılan ara pasların gerek Neill gerekse de Franco sayesinde toplandığını gördük ve birkaç blog'a yorumlarda bahsettim.

Şimdi bir sezon başından itibaren bakalım, sürekli eleştirilen bir kalecisiniz. Skor yorumcuları tarafından "her gelen topu kaleye alıyor" dendiğini gördük. Ve son maçta da ip koptu, yarım saat kala yuhlanmaya, ıslıklanmaya başlandınız. Ve şimdi de antrenörünüzden izin alıp ülkenize, biraz kafa dinlemeye gidiyorsunuz.

Bu ülkede şu duruma düşmek şaşırtıcı değil, yabancı bir kaleci olarak bu tip bir baskıyı kolay kolay göğüslemeniz de çok kolay değil. O yüzden Leo'ya "niye gittin" demiyorum. Hatta "git, kafanı topla" diyorum.

Ama Franco Kaçıyor Mu? haberleri doğru çıkar ve Leo dönmezse, o zaman vay Franco'nun haline de derim. Sezon sonu gönderilir, gönderilmez. Bunu bilemem. Hatta arkada Ufuk gibi bir yetenek varken belki de gönderilmesi doğru bir karar olur. Franco'yla derdim yok, hatta sistem oturduğu takdirde, orta alandaki boşlukları kapattığımız takdirde Franco'nun da üstüne gidilmesine gerek kalmicağını düşünüyorum.

Ve fakat oturtulmaya çalışılan da bir sistem var ortada. Yedek bekleyen Ufuk varken, Juve'deki Maninger'ın son maçta gösterdiği performansları sergileyebilecek artık olgunlaşmış bir Aykut varken sanırım yabancı kontenjanını kaleciyle doldurmak sisteme büyük darbe vurur. Hamit hayalim var, eğer olmazsa yerine yüksek ihtimalle bir yabancı transferine gidilecektir. Franco kaldığı takdirde Jo ve Santos'un alınmaması durumunda geriye iki yabancı şansımız kalıcak. Kewell gönderileceğini sanmıyorum bir orta yol bulunacaktır.

O yüzden, Franco dönsün İspanya'dan. Sezon sonuna kadar da oynasın bikaç maç Ufuk'a yer verelim. Ha keser kesmez Leo'yu, bunu Ufuk oynarsa göreceğiz. Ama kesemezse de Franco dönsün oynasın. En azından sezon sonunda gönderilicekse bile daha güzel gitsin. Ha yok gönderilmeyecekse de dönsün, oynasın ve biraz güven oyu versin taraftara.

Ama şu haber, çok rica edicem, gerçek çıkmasın.

20100125

Galatasaray 1 - 0 Gaziantepspor

Herşeyin evvelinde iki şey söyleyeceğim; birincisi tabii ki bu maçın oynanmaması gerektiği. Tıpkı Fener maçının da oynanmaması gerektiği gibi. Ama olsun, bir yanım da iyi ki oynandı diyor. Çünkü bizim medya çirkef, bizim medya saldıracak yer arar. Kimse istemez böyle kötü bir havada takımını çıkartmak, oyuncularını riske atmak. Maç oynanmasaydı başlardı kargalar, oynanmasın diye bıraktılar derlerdi. Taraftar da istemez böyle havada maç ama bizde bu duruma gelene kadar çok fırın ekmek lazım.

İngiltere'de maçların ertelendiği haftalarda sahalar gayet iyi koşullardaydı, zemin oyuna müsaitti. Ama neden ertelendi; taraftar gelebilsin diye. Haftasonu haftasonu berbat bir ulaşım yaşamasın, rahat rahat gelsin güzel güzel maçını seyretsin diye ertelendi. Pek çoğunun sebebi bundandı. Bizde bu evreye gelene kadaar..

Maça dair iki şeye değinmek istiyorum öncelikle. Birincisi iletişimsizlik ikincisi Caner.

Bu iletişimsizlik biraz dert olabilir başımıza. Malûm uzun zamandır olmadığı kadar çok yabancı oyuncumuz var ve dahası tamamı ilk 11'in oyuncusu. Bu durumda iletişim farz, yeni katılanların da alışma sürecini ciddi ölçüde etkileyecek bir etmen bu dil işi. Ve maçta da şahit olduk; iki tane çok bariz durumda.

Birincisi Neill ile Franco arasındaydı. Hatta o anlaşmazlık yüzünden gol yiyecektik neredeyse. Ayrıca Servet'le de güzel gözükmüş olsalar dahî bu maç savunma dörtlüsü için çok da ölçü değildi. O yüzden kademenin daha da sıkışacağı maçları, düzgün zeminleri ve doğru futbol ortamını beklemek lazım Servet Neill ikilisi için; işte o zaman göreceğiz iletişimin ne kadar önemli olduğunu.

Bu iletişimle ilgili ikinci olayı da Jô'nun orta alanda aldığı topla gördük. Evet Arda bağırıyordu, birileri sesleniyordu ama ne istediklerini anlayamadı Jô. Duraksadı, ne yapacağını bilemedi ve geriye döndü. Bu problemin çok çabuk aşılması lazım; zira eldeki yeteneklerin haddi hesabı yok. Doğru kullanamazsak, sahaya sokamazsak o uyumu çok yazık olur.

Caner inanılmazdı. Çok ilginç bir çocuk. Çok acayip. Yaptığı işlerin hiçbiri kolay değil, o ivmelenme, o topla beraber kat etme, çarçabuk bir çalım. Bunların hiçbiri kolay değil. Hele ki böyle bir havada, böyle bir zeminde daha da zor. Ama işte Caner'i farklı kılan, son maçlarda hepimizi kendisine hayran bırakan oyununun temeli de buradan geliyor. Yaptığı şeyleri o kadar basitmiş gibi gösteriyor ki Caner rakibin gözüne batmıyor, o kadar rahat hareket ediyorki topla takım arkadaşlarına güven veriyor, rahatça koşu yapmalarını sağlıyor.

Birkaç aydır söylüyorum Hakan Balta'nın kötü performansı yüzünden sol kanat iyice gavur evladı oldu diye ama dün akşam öyle değildi. Hakan da çok iyiydi, Caner de hairkaydı. Kewell'ın sakatlığı Caner'i tam anlamıyla kazanmamıza vesile olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Kewell varken Caner'i ancak bek rotasyonuna katabiliyordu Rijkaard. Ancak şimdi sol ön boşaldı Kewell'dan sonra. Ha rotasyonla gene halledilir o apayrı ama Caner'in o bölgeye kaydırılmasıyla kendi yerini bulduğunu gördük maçta.

Nonda evet çok kötü oynadı ama unutmayalım ki ölmüş iki dize sahip birisi. 30 yaşının üzerinde, leş gibi bir sahada leş gibi bir hava koşulunda ve baltalı ilah gibi sert bir savunmaya karşı oynuyor. Tamam, en azından çalışıyor. Ne kadar kötü oynarsa oynasın Nonda'ya çabalamıyor diyemezsiniz, mücadele etmiyor diyemezsiniz. Penaltı kaçırdığı için de ona kızmamalısınız. Arda'ya, onu oyunun içine sokmaya çalışmasına kızmalısınız.

Jô istekli gözüktü, top aldı top vermeye çalıştı. İletişim kuramadı. Ama topunu indirdi Arda'ya. Konuşturdu orda hava hakimiyetini. Daha çok iş yapacak bu çocuk bizle. Ibrahimovic havasında işler bekliyorum ondan eğer dikişi tutturursa. Ibrahimovic ayarında demiyorum bakın, havasında diyorum. Uzun boyu, hava topu hakimiyeti, sürati, tekniği ve pas yeteneği. Tek dezavantajı fiziği işte. Bir de iletişim. Elano mükemmel sinyaller verdi; bir kez daha ne kadar büyük bir profesyonel olduğunun sinyallerini de verdi.

Adam söyleyip duruyordu benim için tamamen farklı bir lig diye. Takıma alıştım, devre arası benim için çok iyi bir fırsat tüm gücümle çalışıyorum ikinci devrede benden bekleneni vereceğim diye boşa konuşmuyormuş adam. Verdiği sözü de tutan birisi işte Elano. Artık daha da Lincoln'le karşılaştırmayın arkadaş. Ama ben şimdi asıl Lincoln'le Linderoth'u bir tutmaya başlayacak olan zihniyete şaşıyorum da neyse artı, hiç girmeyelim bu mevzuya.

Uğur'u beğenmedim, gene çok boş bırkamadı hücumu ama koşamıyorum ayakta duramıyorum. O kadar koca göte rağmen nasıl denge kuramıyor anlayamıyorum. Ha koşamaz, hızlanamaz vs ama dengede durursun. O da yok. Kilolar aynen duruyor. En uzun tatil yapan biziz, kendi kendimize gelin güvey olup da 2010'a gidecekmişiz gibi lig fikstürü hazırladığımız için. Ve buna rağmen Uğur hala daha aynı hımbıllıkta.

Hoş Arda da hala daha kalın belli, kalçaları benim kadar. İki kişiye çalım atacağı zaman yarmadan geçemiyor, dip çizgiye indiğinde topa basıp çok çabuk bir şekilde içeriye çeviremiyor topu. Kilo vermesi lazım, Uğur'un da.

Elano dediğim gibi çok iyiydi, Arda ise ruh. Yapması gereken hiçbir şey yapmadı, iki kere dip çizgiye indi o kadar. Sen bu takımın 10 numarası değil misin arkadaş? Kaç yaşına geldin? Niye bir tane bile şutun yok, uzaktan golü bile geçtim. Neden Elano'nun yapmaya çalıştığı seken topa şut ihtimalini değerlendirecek bir vuruşun yok? Hava karlı, top ıslak, yağış var ve görüş alanı düşük. Ee Arda? N'apar n'eder bu kaleciler? Bi' yokla bakalım hele?? Ama yook. Aman.

Düşündüm de, bu kadar kötü havada bile bu kadar güzel pas yapabildiysek. (Gaziantep'in 10 kişi kalışını saymıyorum, asıl rakip havaydı çünkü) Sol kanadı Caner'le bu kadar temiz kullanabildiysek. Keita'yla Sabri dönünce sağ kanat da işlemeye başladığında. E biz kanatlanıp uçmaz mıyız?

20091220

Galatasaray 1 - 0 Gençlerbirliği

Maçtan ilk gözüme çarpan şey filelerin rengi oldu. Tekrar sarı-kırmızı olmuş fileler. Sami Yen'de geçen muhtemel son sezon diye mi bir önceki yüzyıla dönmüşler? Çok güzel olmuş ama, sevindim görünce.

İkinci gözüme çarpan şey Thomas Doll; zira Kahe'nin kaçırdığı iki gole delirip el kol yapa yapa zıplayan iğrenç montlu birini görmeden edemezsiniz. Hakikaten çok çirkindi montu. Ama Gençler'e güzel oyun oynatıyor.

Üçüncü çarpan şey; Elano'nun orta üçlüde ters yere geçtiği. Yani soldan sağa. Barış'ın kulübeye gidişinden sonra Sarp sol içteydi ve ne hikmetse kendini Elano'nun kramponlarında sanmışçasına Elanoluk yapmaya çalışıyordu. Eh, Topal da arkada yanlız kalıyordu. Ve; Elano'nun benim o iğrenç Freedocast ve Justin TV arasında gidip gelen berbat yayınıma rağmen rahat 3 kere kollarını havaya kaldırıp görün beni diye veryansın ettiğini gördüm.

Başka başka.. Hah, Caner. Savunma bilgisizliği yada uygulama eksikliği; Kahe'nin pozisyona girmesinin başlıca sebebiydi. Ama çok beğendim, bunlar zamanla oturacak şeyler. Topü kontrolü, o topa ilk temas edişi geçen maça göre daha iyiydi. Bikaç keredir söylüyorum, sol kanat sağ kanadın yanında gavur evladı kalıyor diye. Bu sefer Caner oraya gereken hareketliliği getirdi. Artık Sabri'yle oynasalar da Sfenks olup kanatlansak, ama Sfenks'in vücudu aslandı. Neyse.

Son olarak da Elano Kasparov. Sekiz adım, üç pas ötesini düşünen adam.

Şimdi finale yetişmem lazım, çıkıyorum. Gece daha detaylı bişeyler yazarım. Dün akşam da biyoloji çalışmak zorundaydım, hazırlayamadım yazıyı. Akşama uzatırım.

Devam edelim;

Şimdi şu var. Caner kötüydü. Hayır değildi abi, Sabri geçen sezonun sonuna kadar neydiyse Caner de şuan O'nun biraz üstü. Sabri nasıl ki ciğersiz ciğersiz koşup geliyorduysa, nasıl pozisyon almayı bilmiyorduysa, nasıl rakibin hareketlerini okumayı ve ona göre hamle yapmayı bilmiyorduysa Caner de şuan bunu bilmiyor. Hatta şimdiden bu kadar peşin hükümlü olmayalım, şey diyelim. Henüz takımın savunma yapısına ve kademesizlik anlayışına alışkın değil. İkinci devrede yine şimdiki gibi fırsat bulacğına inanıyorum çünkü çok olumlu işaretler verdi, 20. haftaya doğru iyice anlarız Caner'in savunma durumlarını.

Hatta Caner'in Sabri'nin bu sezona kadarki halinden bir artısı daha var; hücumda daha aklı başında gibi hareket ediyor. Ve bir de şu var. Sağ kanatta eskiden Keita gibi bir pegasus yoktu, o yüzden Sabri'nin koşuları da boş işmiş gibi gözüküyordu. Şimdi Keita geldi, Sabri kendini geliştirdi. Sağ kanat güzelleşti. Şimdi ise sol kanat çok durağan, Kewell sağ kanattaki hızı koşularıyla değil, içeriye paslarıyla sağlıyor. Ortada oynadığındaysa Arda zaten solda oluyor ve daha çok içeriye kat etmeyi tercih ediyor. Yani sol kanatta yine bir kanat aksiyonu yok. Hakan'ın son zamanlardaki bekten çok uzak halini biliyoruz. Bu noktada Caner'in özellikle bu maçtaki işleri, top alma isteği, pas vermeyi ve gerekirse de Arda gibi dip çizgiyi zorlayabileceğini gösteriyor. Yani Caner göze batabileceği, öne çıkabileceği bir yerde.

O yüzdendir ki, ben inanıyorum Caner'in çok faydalı olacağına. Hatta şöyle olsa. Servet gitse, devre arasında şöyle ayağı güzel güzel pas yapan koşan, hızlı, savunma bilgisi yüksek olan çevik bir stoper alsak. Yanında da Hakan Balta/Gökhan Zan'ı dönüşümlü kullansak. Sağla sol da Caner/Sabri'ye emanet olsa. Emre Güngör de kurtulup form tutarsa ilk 11 stopere adaydır. Bence çok da güzel olur. Böylece Mehmet gibi formunda olduğunda top kesip doğru pası yapabilecek bir adamı da stopere kaydırıp içteki üçlünün pas trafiğini sıkıntıya sokmamış oluruz.

Ligin başındaki o gözü kapalı gol attığımız dönemde yaptığımız çok önemli birşey vardı; bilinçli pres. Ve uzun zamandır belki de ilk defa bu kadar düzgün pres yaptık, ilk yarı boyunca takımın boyunu kısa tuttuk. Ama yorulduk. Gençler ikinci yarıya öyle aman aman bir değişiklikle girmese de 65'e kadar tuttular oyunu. Caner değil, Hakan'dı aslında ofsaytı bozan.

Ve aslında bu maçta iki hayalkırıklığı vardı. Birincisi kesinlikle Mustafa Sarp. Diğeri ise Arda. O her duran toptan arkadaşlarının önüne top indiren, adeta Barçalı Figo'nun iki gömlek küçüğü gibi olan Arda şimdi yok. Solda aksiyon diyip duruyorum ama bunda aslında Arda'nın da suçu var. Ne bir kademe arkasındaki Elano'ya pas geçirebildi, ne de yanına sürekli gelip kendisiyle oyun kurmaya çalışan Caner'i maça dahil edebildi hücumlarda. Bu anlamda Arda kesinlikle hayalkırıklığıydı.

Bir de Mustafa Sarp. Şimdi niye bu kadar göze girmişti, bu kadar sevilmiş Sarp. Çünkü içten oynuyordu, herşeyini koyuyordu oyuna. Ama Mehmet'in soluna geçip de Elano'yla yer değiştirince olmadı. Ne peki bu adamdan beklenen? Fiziğin var, pres yapabiliyorsun, top kapabiliyorsun. E ilk geldiğinde boş adamı çok çabuk bulup en kolay ve en doğru pası bulup atıyordun. En çok pası yapan sendin. Ee n'oldu şimdi Sarp? Elano yanında sana kollarını açıyor, adam utanmasa yalvaracak. Ama yok! Sen ya Keita'ya dön Elano'yu es geçip yada Arda'ya oyna. Oynama Mustafa. Sen kaptığın topu ileriye şişirmeyeceksin. Sen mümkün mertebe Elano'yu bulucaksın, bulamadın mı? İşte o zaman Arda'yı arayacaksın, Keita'yı zorlayacaksın en olmadı Mehmet'e döneceksin. Ama Elano'yu yok saymayacaksın.

Neyse bu yazı uzadıkça uzar. Nasıl olsa Galatasaray için devre arası. Şu dakikalarda da liderlik mücadelesi veriyor Trabzonspor bizim için :) Finallerim de ayın sonunda bitiyor tamamen. Yani bir ay boyunca hiçbir işim gücüm olmayacak. O arada geniş bir değerlendirme yaparım Galatasaray için.

Fenerbahçe attı. Olmadı bu şimdi. Neyse, bitti yazı.

20091211

Antalyaspor 2 - 3 Galatasaray

Üç puandan fazlası kazanıldı bu akşam; Elano Blumer. Hakan Balta'nın göbekte çıktığı bir savunma dörtlüsüne anlam verememiştim; taa ki Mustafa Sarp'ın cezalı olduğunu hatırlayıp kıpkırmızı kesilene kadar :)

Mustafa Sarp'ın yokluğunda Galatasaray'ın orta alanda iki seçeneği vardı, ya Mehmet Topal göbeğe inecekti yerine tam olarak hazır olmayan bir Ayhan oynayacaktı ve akıcılık olarak sıkıntı yaşayacaktık yada Mehmet Topal yerinde kalacaktı ve defans hattında rotasyona gidilecekti. Rotasyonu tercih etti Rijkaard ve Gökhan'la Sabri'nin yokluğunda tecrübesi ve gününde olduğunda o güçlü fiziğini kullanabilecek olan Hakan'ı Servet'in yanına çekti. Böylece solda da Caner'i izleme fırsatımız oldu, sağda zaten Sabri'nin yedeği Uğur vardı.

Bakınca ilk başta oldukça sinir bozucu sonuçlar çıkarabilecek bir dörtlüydü. Ve başlangıçta böyle oldu. Ama Hakan'ın da Caner'in de başından aşağıya kaynar su döküldü yediğimiz ikinci golden sonra ve özellikle Hakan kanatta yaşattığı işkence dolu günlere dur der gibi oldu. Tüm aklıyla birlikte sahadaydı ve fiziği önceki haftalardaki o çirkin görüntüsünden uzaktı; hızlı ve çevik bir formda Servet gibiydi. Caner ise solda takıma adapte olmaya başladığını, zaten sakatlıklarla boğuşma konusunda kronikleşen takımda rotasyon dahil edilirken güven duyulabileceğini gösterdi.

Uğur'a gelince. Önceki maçta ortaları biraz daha güven vericiydi. Ama bir gerçek vardı soğuk su gibi çarptı; Uğur'un fiziği bir garip. Kilosu mu fazla, hızını mı yitirmiş yoksa sadece formsuzluk mu tam olarak anlayamadım ama fiziksel bir sıkıntısı olduğu aşikar. Ayrıca konsantrasyon eksikliği de söz konusuydu, Sabri'nin yedeği olarak kalmaktan ilk 11'de çıkınca ne yapacağını şaşırmış gibiydi. En çok şüphe edilecek kişi Caner iken Hakan'la birlikte iki solak gayet iyi oynadılar.

Ertuğrul zaman zaman koşularıyla etkili oldu, dengemizi bozdu ama kanat organizasyonlarında çok eksik kalmış Özdilek. Uğur'un geçilmeyeceğini bile düşünmüş olsa (ki yok öyle bir dünya) bile ilk bakışta en kırılgan nokta gibi gözüken Caner'in kanadını bile sadece serbest rol olarak sağ/sol arasında mekik dokuya Zitouni'yle kullanmaya çalıştı. Uğur'dan pozisyon kollasalar da Ertuğrul'la, Şenol'la, Caner'in kanadını özellikle Hakan/Mehmet tandemiyle hiç kullanamadılar. Caner oldukça istekliydi, arkadaşlarının hücumda ne yapmayı sevdiğine de alıştıktan sonra hücumda daha etkili olmaya çalışacaktır.

Djiehoua süratli, iyi kötü top da tutabiliyor. Bizim Servet böyle giderse ve yanına hakikaten çok süratli ve kademe anlayışı/savunma bilgisi üst düzey bir stoper alınmazsa Djiehoua'yı cebinden çıkarak forvetlerle karşılaştığımızda çok fena sıkıntılar çekeriz.

Bunların haricinde ikinci yarıda oyunu toparlamış olsak da, Antalya'nın çok genç olmasa da koşan ve oynamak isteyen bir hali vardı. Djiehoua ve Necati kendi yetenekleriyle bir şeyler yaratmaya çalıştılar. Onun haricinde Keita'nın savunmasında büyük hata ettiler; tecrübeli ve savunma bilgisi yüksek Orhan Ak'ı sol kanada çekip Keita'yı taç çizgisinin de yardımıyla 1.5 kişiyle marke edebilirdi Şifo. Yapmadı, Keita da bir geçti attı, iki geçti attırdı.

Öte yandan Antalya'nın bu koşan ve kendi çabasıyla da olsa yaratmak isteyen kadrosuna karşı aslında iyi direnç gösterdik, Belediye'ye yapamadığımızı Antalya'ya yaptık ve presle olmasa bile çoğunlukla tam saha yaptıkları preste fazla pasla koşmalarını sağladık, yoruldular. Belediye'yi yoramamıştık ve eğer atamadığınız yetmezmiş gibi bir de 70.dk'ya kadar rakibi yoramadıysanız atamayana atıyorlar. Gerçi direkten ne toplar döndü ama oyun olarak Belediye'nin son 15dk'sında yaşadığımız mental çöküşü yaşamadık.

Son olarak kısaca hücum 4'lümüzden bahsedip bitireceğim. Önce Kewell. Maç heyecanıyla artık yaşı dolayısıyla tutamadığı veya saklayamadığı toplara küfür edilebiliyor. Ama zeka, her daim zekadır. Ve top tutmakla, adam geçmekle alakası yoktur. Aksine bugün Kewell gösterdi ki, bazen o topu tutmamaktır asıl olay.

Arda'ya gelince. Birşeyler yapmaya çalışıyor, o Ankaragücü'nden sonraki süreçteki gibi isteksizlik yok. Ama kafası rahat değil, bunu görebiliyorsunuz. O sezon başına kornerden Mustafa'ya Kewell'a gol attırdığı ortaları, kaleyi cepheden gördüğün kavisle kale önüne indirip Hakan'a dokunmak kaldığı pozisyonlarını göremiyoruz. Maç esnasında bir var bir yok, zaman zaman çok yanlış kararlar veriyor. Bugün özellikle bir pozisyonda (dakikayı hatırlayamadım) hemen yanından Caner'in bindirmesi vardı, Arda da gayet akıllı bir şekilde ortaya doğru kat ederek Antalya'nın sağ bekini ve Jedinak'ı üzerine çekip Caner'in bindirmesini markajdan kurtardı. Sonra ne yaptı? Bastı, durdu, döndü ve en sonunda orta alanın gerisine çıkardı topu.

Son olarak Keita ve Elano. Aslında bu takımın şuan için iki yeni transferi. Keita cezadan sonra Rijkaard'ın izlediği disiplin politikası, Elano ise nihayet beklenen düzeye çıkmak üzere oluşu. Keita yine koşuyordu ama hafif bir kırıklık vardı üstünde, sanki Rijkaard'ın kendini tekrar kanıtlamalı sözüne içerlemiş de "hoca daha ne kanıtlayacağım, Ronaldinho'yu da PSG'den almıştın beni de Lyon'dan aldın" dermiş gibiydi. Ama bu oyuna istediği anda ağırlığını koymasına engel olmadı, ve böyle de olmalıydı. Oyuncu psikolojisi, Govou'nun arkasında kalıp da beklemediği bir Lyon macerası yaşayıp Galatasaray'da takıma çarçabuk adapte olduktan sonra demirbaş haline gelmesi. Böyle bir süreci göz önünde bulundurduğumuzda Keita'nın bu içerlemiş gibi hali normal. Ama güzel olan, bunu Arda gibi oyununu takımı ciddi şekilde etkileyecek kadar bozmamış olması. Neyse saat geç olmuş, cümleler lastikleşti uzuyor. Belki gündür elden geçiririm, kusura kalmayın.

Ve son olarak da Elano'yla bitireceğim. Elano'nun sezon başından beri olması gereken yerdi zaten orta 3lü. Nihayet bunu insanların gözüne soktu. Belki de sezon başından itibaren takıma alışması için ilk olarak orada görev verilseydi, daha çabuk kendini gösterirdi. (fiziksel yeterlilik hariç, devreden sonra tam bir Elano bekliyorum) Ama Belediye maçında ufak parçalar izletti. Bu akşam ise devre arasından sonra nasıl bir Elano bulacağımızı gösterdi.

Aralık'ın ikinci haftasında üç puanı tekrar hatırladık. Belediye ve Antalya maçları gösterdi ki bu takım sezona nasıl girdiğini hatırladı. Tekrardan bu seviyeye ulaşmak için çabalamalıyız. İkinci yarıya da sezon başı gibi girebilir ve bu devredeki kadar anlamsız puan kayıpları yaşamazsak şampiyonluk potasının en büyük adaylarındanız.

Gecenin ilerleyen saati ve bastıran uyku yüzünden saçma ve uzun cümleler kurmuş olabilirim, yarın gündüz tekrar gözden geçirir düzeltirim yazıyı. Galibiyetin keyfini çıkaralım.

Ha ayrıca ikinci yarıda oyunu toparlamamıza rağmen yine dört kişiyle hücum ettik, bu belki de söylenebilecek tek ve büyük olumsuzluktu ikinci devredeki oyunumuz için. Ama zaten Barış'ın sağ beke kaymasıyla birlikte takıma henüz hücum anlamında alışamayan bir Caner'in varlığı yeteri kadar kısır kılmıştı orta alandan başlayan kanat hücumlarını. Ama bu sefer de şunu gördük ki bu takım dört kişiyle, kendi kademesinde bulunan ve geriden koşarak yetişmeye çalışmayan dört savunmacıyla aslında düzgün bir görüntü çiziyor, görece.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails