20101005
2010-2011 NBA || New Jersey Nets
Genel Bakış
Nets’in o büyük üçlüler ve Rod Thorn’un harika GM’liği eşliğinde ligde inanılmaz ses getirdiği günler çok da eski değil. 2000ler’in ilk yarısından itibaren 2004-2005’e kadar gelen bir süre. Richard Jefferson, Jason Kidd, Kenyon Martin ve Vince Carter.
Nets taraftarlarına belki de en heyecan verici kadroyu sundu Rod Thorn ve aslında şampiyonluk haricinde de bunun karşılığını aldılar. Şampiyonluğu da sanırım ki beklemek gibi bir hayalperestlik yapmıyorlardı :)
Özellikle Thorn bu takıma kattıkları inanılmaz fazlaydı. O kadar akıllı bir adam ki resmen takaslarla önündeki iki sezona yönelik kadro planlaması yapıyordu. Ve Brook Lopez’in Harris’le birlikte başını çektiği şu Nets kadrosunun da franchise gitmesini, Brook Lopez gibi çok önemli bir geleceği takıma kazandırmayı başaran da Thorn oldu.
Ama artık Thorn yok. Philadelphia’nın yolunu tuttu ve artık oraya Igoudala ekseninde ve zamanla bu eksen çıkabilecek yeni bir takım kurma peşinde. Nets’te ise işler biraz daha farklı biraz daha heyecan verici bir hal almaya başlıyor gibi. Takımın artık yeni bir sahibi var ve başını Avery Johnson’ın çektiği müthiş bir koç kadrosu var.
Nets’i Nets yapan en büyük kişi Rod Thorn’du kuşkusuz ki özellikle bu son dönem içerisinde. Çok da güzel şeyler yaşandı Nets’te. Sonrasında o büyük üçlüyü bozup takımı franchise’a götürmekle çok eleştirildi, Kidd gibi formasının salona asılabileceği bir isim varken kadrosunda, onu da gönderdi.
Bu sebeplerle çok eleştirildi ancak şu sezon başında görüyoruz ki yapılan akıllı adımlar ve Prokhorov’un takımı almasıyla birlikte Rod Thorn’un planları işlemeye başlayabilir yavaş yavaş, her ne kadar kendisi artık Sixers’ın başında onları Ed Stefanski’den kurtarmaya çalışmakla uğraşıyor olsa da.
2009-2010 Sezonu
Nets eminim ki geçtiğimiz sezonu hatırlamak bile istemiyordur. Lopez’in daimi çabası, Harris’in etkisizi kalışı ve Chris-Douglas Roberts’ın istikrarsız halleri ile birlikte yanlış yönetilme de eklenince rezalet bir sezon geçirdiler. Neredeyse her alanda ligin dibindeydiler.
Resmen bunu da kaybedecekler mi diye takip edilmeye başlamışlardı. New York’la yarışıyorlardı adeta. Çok çok kötü bir sezonu geride bıraktılar. Hani ne diyebileceğimi de bilmiyorum açıkçası öylesi bir sezon için.
Tek olumlu, tek güzel şey Brook Lopez’in gösterdiği gelişimi izlemekti açıkçası. Başka da zaten elle tutulur bir şey yoktu. Ayrıca yeni sezonda o kadrodan sadece dört oyuncu yer alacak Nets kadrosunda, dolayısıyla bu biraz daha zorlaştırıyor 2009-2010 Nets’inin üzerine birşeyler karalamamamı.
Neyse 2009-2010’u biraz kısa kesiyorum bu seferlik. Bakalım Artılar ve Eksiler’de Nets’i baya değerlendirmeyi planlıyorum. Belki orası buranın eksikliğini giderir.
2010 Off-Season
Demin de dediğim gibi Nets’in 12 galibiyetlik kadrosundan sadece dört oyuncu kadroda tutuldu. Herkes kendi yoluna durumu yaşandı. Her gelen isim de takımın bleli bir eksikliğine çare olacak yetenekler olarak geldiler. Bu da takımın kurduğu kadronun ne kadar dengeli tutulmaya çalışıldığının bir göstergesiydi.
Anthony Morrow takımın dibe vurduğu üç sayı çizgisinin gerisindeki yüzdeye çare olabilecek bir isim. Şutör ve genç. Gelişmeye de açık olursa takıma çok ciddi şeyler katacaktır. Öte yandan Outlaw da aynı şekilde. Ve dışarda bir şut tehdidinin varlığı hem Brook Lopez’in üzerinden savunma baskısını azaltacaktır hem de Devin Harris’e penetre edecek kanallar oluşmasında yardımcı olacaktır.
Outlaw ayrıca Miller Time tadındaki anlar için de önemli bir isim. Geçtiğimiz sezon baya son topa kalan maçı olmuştu Nets’in ve bu tipte bir oyuncuları olmadığı için hepsini kaybetmişlerdi. Outlaw bu anlamda da bir artı. Ayrıca savunmaya da hırs ve istek getirecektir.
Troy Murphy’nin Brook Lopez’le kuracağı ikiliyi anlatmanın bilmem bir gereği var mı? Müthiş transfer. Harika bir katkı. Kenyon Martin gittiğinden beridir adam gibi bir dört numaraları olmamıştı Nets’in. Ama şimdi hem çok iyi, çok genç ve hırslı bir beş numaraları, hem de onun oyununun tamamlayıcısı olabilecek niteliklerde dış şut tehdidi olan ribaundçu bir dört numara. Harika bir iş Murphy’nin takıma getirilmesi.
Öte yandan Rafer Alston’ın varlığı da çok iyi. Geçen sene 40dk’nın üzerinde süreler aldıktan sonra bu sene Harris ve Outlaw’ın yedeği olarak çok da büyük bir derinlik sağlayacaktır bench’e.
Kort üzerindeki eklemelere ara verelim ve belki de takımın bu sezonki en büyük katkısına gelelim; Avery Johnson. Bunda kuşkusuz ki Mikhail Prokhorov’un katkısı çok büyük. Ve parasının tabii ki. Harika bir koç kadrosu kurdular Avery Johnson’la birlikte.
Avery Johnson önce defans anlayışı olan ama hücum yapmaktan da geri kalmayan bir koç. Ayrıca elinde böylesi genç ve gelişmeyi bekleyen bir kadro varken çok güzel işler yapabilir Nets’le birlikte. Tabii bu oyuncuların ne kadar “Defence always leads to offence” mantığına ayak uydurmak isteyeceklerine bağlı.
Son olarak da Damion Jones’tan bahsedeyim. Damion Jones Big 12 konferansının tüm zamanlardaki ribaund lideri. Çok da iyi bir savunmacı potansiyeli var. Şutu ortalamanın üzerinde. Sezon boyunca inanılmaz bir derinlik katacaktır ve Avery Johnson’ın savunma planlarının içerisinde oldukça önemli yerler edinecektir.
Artılar & Eksiler
Nets’in en büyük artısı kesinlikle boyalı alandaki müstakbel hakimiyeti. Dört ve beş numaralarda gerçekten çok önemli isimler var ki Brook Lopez belki de bütün ligin en iyileri arasına girme yolunda çok hızlı adımlar atıyor. Ve bu genç adam henüz sadece 22 yaşında.
Geçen seneki o kötü takıma rağmen 18 sayı ortalaması tutturdu ve takımdaki belki de tek istikrarlı hücum silahı olduğu için bunu ikili hatta bazen üçlü sıkıştırmalara karşı başardı. Ancak bu sene çok daha verimli oyuncular olacak etrafında ve rakipler sadece Brook Lopez’e önlem alamayacak. Bu da onun üzerinden ciddi bir yük kaldıracak. Brook bu sene çok daha iyi derecelerle ve çevresindekilerin de yardımıyla çok daha iyi yerlerde bitirecektir sezonu.
Ayrıca bu genç adam NBA’de geçirdiği iki sezon boyunca sakatlık sebebiyle tek bir maç dahi kaçırmadı.
Ayrıca Troy Murphy gibi bir katkı var ki tutarsa, Brook Lopez’le oynayacakları oyunları izlemek oldukça keyifli olacaktır. Murphy eski bir all-star. Çok iyi bir ribaundçu ve içerden olduğu kadar dışardan da çok ciddi bir şut tehdidi var. Alçak ve yüksek post’tan güzel oyunlar görebiliriz bu ikiliden.
Ayrıca Farmar, Morrow ve Outlaw’un dışardaki varlıkları çok daha ciddi bir şut tehdidi getirecek. Bu da içerdeki Lopez’in işini çok daha rahatlatacak, üzerindeki savunmacı sayısını azaltmakla beraber hücumda kendisine hayli opsiyon sağlayacaktır.
Ayrıca Avrey Johnson ve Sam Mitchell. İkisi de Yılın Koçu seçilmiş isimler ve Tim Duncan/Kevin Garnett gibi 5/4 numaraları belki de şuan bulundukları noktaya getirmiş isimler. Nets’e bakınca da 5’te Brook 4’te Murphyli bir düzen görüyoruz.
Ama tüm bunların haricinde Nets’in belki de en büyük artısı yeni sahibi; Mikhail Prokhorov. Multiznegin bir basketbol manyağı. Nets taraftarları geçen senenin ardından artık önümüzdeki yıllara daha umutlu bakabilirler.
Kağıt üzerinde kadro gerçekten çok dengeli, şut tehdidi, atletik özellikler ve yaş ortalaması açısından çok güzel gözüküyor. Ama parçalara tek tek baktığımızda da birkaç tane soru akla takılıyor haliyle. Outlaw ilk defa ilk 5 oyuncusu olacak, buna ne kadar hazır? Bundan çok şüphem yok ama aklıma gelen bir soruydu.
Öte yandan Anthony Morrow’un şutlarını ne kadar daha geliştireceği ve dahası oyununa şuttan başka, dribling üzerinden içeriye penetre etme gibi özellikler ekleyebilecek mi? Savunma yapmaya gönlü ne kadar razı olacak, kolu bacağı ne kadar gidecek.
Bunların haricinde zaten çok genç bir kadro. Bu bile başlı başına soru işareti teşkil ediyor kocaman. Herşey kağıt üzerinde çok iyi çok dengeli gözükse de bu takımın üzerinde çok ciddi bir baskı olacak. Sadece 12 galibiyet aldıktan sonra artık insanlar çok daha başka şeyler bekleyecek.
Ve bir diğer eksik nokta, daha doğrusu belirsiz nokta, Devin Harris ve benzerlerinin savunmay ne katkı vereceği. Harris Dallas’tayken çok iyi bir savunmacıydı ama Nets’e geldiğinden beri bunu göremiyoruz. Savunma çok önemli olacak bu takım için. Ayrıca geçen seneki kadrodan sadece 4 oyuncu kaldı takımda ki bu da biraz uyum sürecini uzatacak bir şey.
Hedef & Beklentiler
Öncelikle taraftara tekrar ulaşmaları lazım. Salon değiştirdiler, New Jersey’nin dışına çıktılar. Ve 12 galibiyetlik bir sezonu geride bıraktılar. Tabii ki ilk işleri kesinlikle seyiriciyi geri kazanmak ve onlara daha fazla galibiyet izlettirmek olacaktır hedef.
Herşeyden 12’den fazla maç kazanmaktır hedefleri ama Avery Johnson gibi bir adamla çalışıyorsanız bu yeterli kalmayacaktır. Takıma savunma ve disiplini oturttuğu takdirde play-off’lar için hesap kitap yapmaya başlayacaktır.
Öte yandan ligin bu belki de en genç kadrosunun gelişime açık olduğunu, bulunduğu seviyenin çok çok yukarlarına çıkabileceklerini göstermeleri, gelişmeye devam etmeleri lazım. Brook Lopez’in özellikle artık yavaş yavaş 20/10 istatistiklerini zorlaması, oralara doğru çıkması gerekecektir.
Her maça kazanbilecekleri inancıyla çıkmaları, mücadele etmeleri lazım ki hme Johnson çıldırmasın hem de taraftarın içine biraz su serpilsin. Gerçi bu off-season’ın ardından kesinlikle çok büyük bir beklenti ve umut içerisindedirler ama tabii ki bekleyip izlemek lazım.
İzlenmesi Gereken: Brook Lopez, Anthony Morrow ve Kenar Yönetim
Gidenler: Keyon Dooling, Courtney Lee, Yi Jianlian, Rod Thorn, IZOD Center
Gelenler: Mikhail Prokhorov, Billy King, Avery Johnson, Jordan Farmar, Derrick Favors, Damion James, Anthony Morrow, Troy Murphy, Travis Outlaw, Prudential Center
20100920
2010-11 NBA || Philadelphia 76ers
Genel Bakış
Philadelphia 76ers benim için her daim çok özel olmuştur Iverson sebebiyle. Hele döndüğünde yaşadığım heyecana denk geldiyseniz blog'ta anlamışsınızdır :) Ama Sixers Larry Brown'lı Iverson'lı Aaron McKie'li dönemlerden beridir sürekli bir düşüş halinde. İki AI'ın varlığı birşeyleri düzlüğe çıkartır diyorduk ki Iverson'ın ayrılışı geldi vs vs.
Philadelphia zaten çoğunlukla iki kişinin sırtında yükselen bir yapıya sahip olmuştur. Bunu Moses Malone/Julius Erving ve Charles Barkley/Julius Erving zamanlarından görmek mümkün olduğu gibi Iverson dönemleri de benzer şekildedir ama burada Iverson'ın biraz daha tek kaldığını atlamamak lazım.
Igoudala geldiğinde double AI oldular ve Igoudala'nın Iverson'dan sonra bu takımın franchise oyuncusu olacağı konuşuluyordu. Aslında 2006'da Iverson'ın Nuggets'a geçmesiyle birlikte bu görevi de aldı. Ve giderek gelişen bir seyir izledi.
2008'de çok daha olgun bir Igoudala vardı karşımızda. Her alanda kendini geliştiren, pas yollarını kollayan bir Igoudala. 41-41'lik bir sezon derecesiyle Philadelphia'yı play-off'lara taşıdı. Her ne kadar ilk turda elenseler de Igoudala $80m'luk kontratı kapmayı başardı.
2009'a ise daha da iyi girdi. Tamamen olgunlaşmıştı artık ve savunma yönünü inanılmaz derecede geliştirmişti. Blok, ribaund ve asistte çok yukarılara çıktı. Bu sene de takımın superstar'ı tabii ki Igoudala ama Igoudala tek başına Konferans Finali oynatabilecek birisi değil. Takımın diğer parçalarının da özellikle savunmaya çok daha ciddi katkılar vermesi lazım.
2009-2010 Sezonu
Eddie Jordan getirildi takımın başına. Sonrasında ise Aralık'ın hemen başında Iverson ikinci Sixers baharına başladı bir senelik garantisi olmayan bir kontratla ve 2006'da 76ers'ı bırakıp gittiği Nuggets'a karşı ironik bir maça çıktı. 11 sayı, 6 asist ve 5 ribaundla oynadı ancak Philly 10 sayı farkla maçı kaybetti.
Igoudala'nın savunma yetenekleri ortadaydı ancak NBA takımları arasında takımın yıldızı olan oyuncularda en düşük sayı ortalamasına sahip isimdi Igoudala 17pts ortalamayla. Ayrıca büyük gelişimler beklenen Speights da sakatlıklarla uğraşıyordu ve toplamda 20 maç kaçırmış, istenen katkıyı da verememişti, istikrar yakalayamamıştı.
Louis Williams'ın performansı arttı ki bu çok önemliydi Sixers için. Öte yandan Elton Brand hemen her maçta oynadı kabus gibi geçen 2008-2009'un ardından ama onun da efektifliği yerlerdeydi. En büyük hayal kırıklığı belki de Dalembert'ti. Ribaundlarda ortalaması çift haneleri bile göremedi. Ancak öte yandan Thaddeus Young 20'ye yakın maç kaçırmasına karşın iyi işler yaptı.
Öte yandan Eddie Jordan'ın oynatmaya çalıştığı sürekli hareket halindeki, pas ve katlarla dolu hücum oyunu, Princteon hücumu tutmadı takımda. Ama bunda ısrarcıydı ve takım içerisinde bu durum huzursuzluk yaratmaya başlamıştı. Zaten takımın yapısı buna uygun değil. Kısalar çok hızlı uzunlar çok yavaş. O yüzden 1-4 ve 2-5 arası yapılan pick&roll'lardan yeterli verimi alamıyorlardı.
Iverson Aralık ayında gelmişti takıma ve 14 sayı ortalama yakalamıştı, güzel sinyaller veriyordu, biraz daha izlettirecekti kendini sanki. Ama olmadı. Şubat ayında kızının teşhis koyulamayan hastalığı sebebiyle takımdan süresiz olarak ayrıldığı açıkladı. Ardından da Ed Stefanski'nin sezonun geri kalanı boyunca takıma dönmeyeceğine dair açıklama geldi.
.329'luk bir galibiyet yüzdesiyle, 32-55'le tamamladılar. Doğu'da 13. Atlantik'te ise 4.lükte kaldılar ve haliyle de play-off'lara çıkamadılar. Tarihinde çokça büyük dönemler görmüş bir takımın şu halden en azından biraz daha yukarılara çıkması beklenir. Onlar da buna yönelik birkaç değişikliğe gittiler yaz boyunca ama ilk etapta yeterli olacağını sanmıyorum.
2010 Off-Season
Bu yaz da uzun zamandır olduğu gibi yoğun geçti Sixers adına. Öncelikle off-season'da yapılan değişimlere bakalım kısaca.
Çok önemli bir değişim var Sixers'ta; Ed Stefanski'nin ne yaptığını bilmez halleri sıkıntıları artırınca görevine bir anlamda son verildi ve benim en çok beğendiğim GM'lerden biri olan Rod Thorn'la anlaşıldı. Stefanski hala kulüpte, ancak kararların tamamı Thorn'un elinden geçecek.
Thorn 78-84 arasında Bulls'taydı. 2000-2010 arasında Nets'teydi ki benim için ölçü olan Nets yıllarıdır. The Big Three'yi kurdu burada; Richard Jefferson, Kenyon Martin, Jason Kidd. Sonrasında da Vince Carter. Ama genç isimleri de takaslarda takıma kazandırmaktan geri kalmadı.
Özellikle bu üçlüyü bozması, salary cap'te dünya kadar yer açıp Brook Lopez, Chris-Douglas Roberts gibi isimleri draft ederek takımı yeniden yapılandırması çok önemli hamlelerdi. Belki Jefferson ve Kidd'in gönderilmesi, muhtemel bir Nets Hall of Famer olmaktan alıkoydu bu iki ismi ama öte yandan da geleceği yapılandırma anlamında çok ciddi fırsatlar verdi kulübün eline.
Özellikle ilk 4 yılında Nets'e müthiş zamanlar yaşattı. Ardından da takımı gençlere yönlendirdi. Takımı bıraktığında Nets'in elinde önlerindeki 3 yıl içinde kullanacakları 10 tane draft hakkı ve $15m'a yakın da salary cap'te boşlukları var.
Böylesi bir ekonomi/performans oranı anlamında deha olan, takım ihtiyaçlarını, ne zaman yenileneceğini, ne zaman yıldız takaslarına gidileceğini iyi analiz eden birinni Sixers'a kazandırılması bence çok önemli bir adımdır. Zira Ed Stefanski'nin yaptıklarına pek de anlam yükleyebilmek mümkün değil.
Ayrıca koç değişikliğe de büyük bir değişiklik getirecek. Princeton Hücumu takım içerisinde ciddi huzursuzluk getirmişti. Hücumdaki hız, savunmaya da savruk dönüşü getiriyordu. Takımda zaten ciddi şekilde bir sertlik eksikliği mevcuttu bir de üzerine bu takımı disiplinsizliğe itecek cinsten akışkan hücum anlayışı eklenince Jordan'ın Sixers macerası sadece bir sene sürdü.
Jordan ve kadro birbirlerinin tam zıttıydı. Bu yüzden Sixers, Jordan'ın tam zıttıyla; Doug Collins'le anlaştı. Collins, Jordan'ın tma tersi. Gençlerle iletişimi iyi olmasının yanında sahaya koyduğu mantalite de bambaşka. Çalıştırdığı üç takım da inanılmaz gelişimler gösterdi; Bulls 1986, Detroit 1995 ve Washington 2001. Üç takım da galibiyetlerini ortalama 16 maç kadar artırdı. Savunmalarında gözle görülür bir artış vardı. Detroit'in 2000ler'de bir kez daha Bad Boys olmasının bir anlamda da selefi olmuştur.
Baktığımızda Sixers Collins için biçilmiş kaftan. Çünkü fizik, hareketlilik ve savunma becerileri anlamında üç genç ismi oluğu zaman elinde, Collins'in sistemi işlemeye başlıyor; Igoudala ve Jrue Holliday. Üçüncü ismi zamanla göreceğiz. Ama bence Evan Turner olacaktır bu.
Şimdi kadroya bakalım; Dalembert Sacramento'ya gönderildi. Yerine ise 22 yaşındaki Spencer Hawes ve Andres Nocioni alındı. Karşıdan bakınca kötü gibi gözüküyor. Çünkü ben her ne kadar yetersiz bulsam da Dalembert bu takımın boyalı alan dahilindeki tek uzun tehdidiydi. Ama uzun vaadede baktığımızda Hawes'ın bir yıllık kontratı var ve bu sezondan sonra uzun vaadede faydalı olup olamayacağına karar verilebilecek. Ayrıca Nocioni'nin kontratı da iki senelik ki burada da Elton Brand'in rezalet ötesi cap kaplamaktan başka bişeye yaramayan kontratıyla aynı senede biteceğini söyleyebiliriz; 2013.
Öte yandan benim için en önemli isim ise Evan Turner. 2013 de Sixers için kilit sene. Evan Turner Sixers'ın franchise player'ı olabilecek bir isim ve bu seneden itibaren katkısını gösterecektir. Turner skorer katkısını artırdıkça da Igoudala'nın savunma meziyetleri daha da ön plana çıkacaktır ki bu da Sixers'ı daha sağlam bir hale getirecektir.
Şuan için inanılmaz atlet, çabuk ve Collins'le beraber savunmasını ön plana çıkarabilecek bir takım yolunda ilerliyor takım. Tam 12 Dev Adam hesabı; savunmasıyla var olacak ve tek ayak üstünde yakalayacaktır rakiplerini. Bu da doğru pası yaptıkları anda çok daha fazla skor üretebilecekleri anlamına geliyor.
Artılar & Eksiler
Artılara baktığımızda inanılmaz atlet ve çabuk bir takım görüyoruz. Eddie Jordan yönetiminde göremesek de Collins bu fiziksel meziyetlerden maksimum savunma meziyetlerini ortaya çıkarabilecek bir isim. Bu kadar atlet isimlere sahip olduktan sonra da "transitions" dediğimiz, fastbreak'le est arasında kalan, savunmanın dengesiz kaldığı hücumlarla çok ciddi tehditler yaratacaklardır.
Ayrıca Evan Turner da Igoudala ve Holiday ikilisini tamamlayacak ve savunma üçgenini sağlayacak isim olacaktır. Muazzam bir atlet. Bu üçlü savunmayı oturttuğu anda hücum anlamında da çok daha rahatlayacaktır Sixers takımı. Doug Collins çok doğru karar.
Eksiler ise biraz daha fazla. Takımın en büyük eksikliği dış şut, dahası üç sayı. Ayrıca boyalı bölge savunması ve sete set hücum. İyi savunmayla hücuma çıkmak istiyorlarsa bu potaaltı savunmasını artırmalı ve ribaundlara ekstra bir konsanstrasyon vermeleri lazım.
Ayrıca Iverson gitti gideli yarı saha hücumunu yapamıyor Sixers. Turner, Speights ve Holliday sahip olduklarının tamamını ortaya koymadan bu problemi çözebileceklerini de pek sanmıyorum.
Dalembert'in gidişi ribaund anlamında sıkıntılı gözükse de uzun vaadede Turner'ın girişi ortalamada artış sağlayacaktır Sixers'ta. Yarı saha hücumundaki eksikliklerini iyi savunma ve çabuk hücumla bir yere kadar kapatabilmeleri mümkün ama potaaltı çok sıkıntılı duruyor. Potaaltının yükünün hafifletmek de yine kısalara düşüyor. Penetreleri durdurdukları sürece potaaltı da daha rahat edecektir.
Hedef & Beklentiler
Büyük ihtimalle hedef play-off'lara kalmak olacaktır. Yapılabilir mi? Mümkün. Ama daha gerçekçisini isterseniz bence Collins yönetiminde savunmayı oturtup şekli şemali belli bir strateji ve takım kurarak gençleri ilerletmek ve Thorn idaresinde de Brezec gibi fail takasların yerine takımın geleceğinin ihtiyacı olan oyuncular ve zaman zaman da beklenen günleri çabuk getirmek için yapılacak takaslar olmalı.
Ama eğer Doug Collins istediklerini çabucak takıma oturtursa, o zaman play-off'a kalmaları da şaşırtmamalı diye düşünüyorum.
İznlenmesi Gereken: Evan Turner
Gidenler: Samuel Dalembert, Eddie Jordan, Rodney Carney,
Gelenler: Rod Thorn, Evan Turner, Spencer Hawes, Andres Nocioni, Doug Collins
20091017
20090921
Delonte West Tutuklandı

20090911
Answer The Call: Iverson Memphis'te





20090909
Iverson Memphis Yolunda
Twitter'a yazmış "Tanrı kariyerime devam etmem için Memphis'i seçti" diye. Tek yıllık, €3.5m'a kontrat atmak için şartları anlaşmışlar. Michael Hesley'le görüşmüş Iverson, sözlü anlaşmaya varmışlar. Bir yıllık kontrata varım demiş AI. OJ Mayo ve Rudy Gay gibi genç ve yetenekli bir Memphis'e katıcağı çok olabilir Iverson'ın. Zaten ilgilenen diğer iki takım, Miami ve Charlotte, önümüzdeki yaz için salary cap boşaltmaya çalıştıklarından Iverson'a olan ilgileri doğrudan suya düşmüştü. Bakalım bakalım neler olucak Memphis cephesinde. Biraz daha iyi bir yerlere gelebilecekler mi. İlk sezondan zor ama Iverson'dan güzel beslenirlerse Memphis'in gelecek yılları için güzel bir deneyim olmuş olur gençler adına. Geçen sezon da kariyerinin en düşük sayı ve süre ortalamasını yapan Iverson da tekrar kendini gösterme şansı bulur.
20090904
Bruce Bowen Emekli
12 sezon, 3 yüzük, 7 bilek ve 2 surattan sonra Bruce Bowen emekliliğini açıkladı. Üzüldüm. Üzülmedim değil çünkü yavaş yavaş beni NBA'yle tanıştıran jenerasyondan geriye hiç kimsenin kalmayacağı fikrine kendimi alıştırmam gerektiğini bir kez daha gördüm. Ama gelen gençlerin The Rash'in gazabından kurtulacağını bildiğim için de sevindim. Kurt Thomas ve Richard Jefferson'ın da dahil olduğu bir takasla Milwaukee'ye gitmişti bu yaz başında. Ama Bucks ekibi sanırsam ki salary cap sorunları dolayısıyla 31 Temmuz'da kontratını iptal etmişti Bruce'un. O da bir ay sonrasında bıraktığını açıkladı. Üzgünüm The Rash için. Özellikle de "pis" olarak görüldüğü için. Tamam, lakabınız The Rash ise bunun bi nedeni vardır ve Bowen da kaşınmıştı. Yaptıkları kastî değildi, hele ki kişiliği sert oyununun tam tersiydi. Şampiyonluk yolunda Ginobili, Parker, Duncan ve hatta Popovich'in de arkasında kalmıştı Bruce ama sessiz sessiz rakibin sinirini de bozmuş, savunmasını yapmıştı. Ama buna rağmen performansının en üst noktasında olduğu yıllarda NBA'in En İyi Defansçısı ödülünü dört kere Ben Wallace'a bir kere de Marcus Camby'ye kaptırdı. All-Defensive Team'e seçilmesine rağmen NBA Defensive Player of the Year ödülünü alamadı.
Basın açıklamasını yaparken Spurs'ün yaptığı bu takası anlayışla karşıladığını, takasın sonucundaki kadronun takım için çok daha iyi olduğunu söyledi ve her zaman Spurs'le olacağını ama artık bunu oldukça uzaktan yapacağını da ekledi. Gazetecilerden biri de sordu "Kobe Bryant ve Steve Nash'in emekliliğinize vereceği tepkiler ne olacaktır?". Burce Bowen da kıkırdayarak "eminim bir sürü insan memnundur bundan" dedi.
Peki bu kadar insan neden memnun kalıcak The Rash'in gidişinden? Spurs taraftarları gönülden teşekkürlerle uğurlarken diğer pek çok NBA oyuncusu yaka silkerek, alınlarındaki teri fiyuv! diye silerek gönderdiler Rash'i. Popovich'le Duncan Bowen'ın defansif yeteneklerini övdükçe övselerde rakip gardlar özellikle Bowen'ın elinden ve ayağından çok çekmiştir. Bowen yıllar boyunca rakiplerini tut-çek-it'le hırpaladı ama bir türlü rakip oyuncuyu yoklamak'la alakalı bir kural sokturamadı NBA'ye. Özellikle rakibini eliyle yaptığı müdahelelerle sürekli rahatsız etmesiyle nam salmış olan Bowen'a en güzel yakıştırmayı ise zamanında Phil Jackson yapmıştı, Bruce Bowen'a "Edward Scissorhands" demişti.
Fakat ne kadar çok el kol soksa da en büyük hasarı hep ayağıyla verdi Bowen. Wally Szczerbiak'a blok amacıyla zıplamaya çalışırken attığı uçan tekmeyle başardı bunu. Hatta Isiah Thomas, Jamal Crawford'a yaptığı bi hareket yüzünden Bowen'ı "dirty" ilan etmişti ve Knicks takımının tamamından tehditler aldığı iddia edilmişti. Hakkında daha pek çok kastî olduğuna dair itham var. Bikaçı da şöyle olması lazım hatırladığım kadarıyla. Amare Stoudemire Bowen'ın bilerek aşil tendonuna bastığını söylemişti. Daha sonra bi keresinde, sanırım aynı play-off serisinde, Steve Nash'e arkadan yaptığı çok tehlikeli bir müdahale vardı.
Bi huyu vardı Bowen'ın. Rakibi çok yakın aldığı için ayakları sürekli rakibin, özellikle de şutörlerin, ayağının altında dururdu. Bu huyu yüzünden bi maçta Steve Francis çıktığı bir smaçtan sonra Bowen'ın ayağının üzerine inmişti ve bileği dönmüştü. Oldukça ciddi bi sakatlıktı. Ayrıca Paul Pierce, Dirk Nowitzki ve Ray Allen gibi şutör oyuncular Bowen'dan oldukça fazla kereler şikayetçi olmuşlardı. Hah Ray Allen demişken, Ray Allen'a yaptığı bir faul sonrasında centilmenlik dışı kararı çıkmıştı ve Allen büyük bir sakatlığın direğinden dönmüştü. Bundan sonrası için var olan arkadaşlıklarının bozulduğu söylenir. Gerçi kendisi kaşınmıştı, sonrasında çıkıp kastî olarak yaptığı tek hareketin Ray Allen'a yaptığı faul olduğunu açıklamıştı. En trajiği de Vince Carter'a çektirdiği. 2004'te sezonu kapatmasına sebep olduğu yetmiyormuş gibi 2005'te de aynı şeyi yapmaya kalkmıştı. Ha bide tabi Richard Hamilton çok çekmiştir Bruce'tan.
Neyse sonuç olarak toparlayayım birazcık. El kol yaparak savunması ve rakibi yakın alması yada sert olması bi yana ama karşı taraf için, karşı tarafın kariyeri için çok riskli olan ayak bağı olayıydı onu asıl damgalayan. Ama hakikaten çok riskli bir hareket. Bir kere maçta başıma gelmişti, kinetik enerjiyle de birleşince sahip olduğunuz tüm enerji dönen bileğinizin üzerine geliyor. Turnikeye yada şuta çıkıldığında Bowen'ın ayağının üstüne inmek herkesin korkulu rüyasıydı. 12 sezonda yaklaşık 4.000 maç eder. Bu saydığım olayların da 4 yada 5 tanesinde ceza almıştı. Yani 4.000 maç içinden 4-5 ceza alıyorsa bi oyuncu, o oyuncunun kastîliği konusunda şüpheler oluşmalıdır.
Hoşçakal The Rash. Spurs seni özleyecektir.
20090830
Yoksa Memphis mi?
Önce Twitter şimdiyse resmi site. Allen Iverson'ın menajeri Grizzlies'den resmi bir teklif aldıklarını söylemiş. Memphis GM'si bu konuyla ilgili henüz bi açıklama yapmış değil ama Iverson'ın menajeri Leon Rose kontrat sunulduğuna dair haberleri doğrulamış. Iverson da Twitter'da menajerinden haberi aldığını, Memphis şehrini ve takımını çok sevdiğini ve oynamak isteyebileceğini yazmış. Chris Wallace da free agent olduğundan beri Iverson'la ilgilendiklerini doğrulamış. Tabi Twitter'da değil bu, ESPN'e yapmış galiba.20090822
Iverson Nereye?

20090819
Magic ve Williams Birlikteliği
Ancak gelin görün ki White Boy 10 senelik bir NBA kariyerinin ardından 2008'de emekliliğini açıkladı. Bir sene boyunca kortlardan uzak kaldı ama şimdi yeniden yapılandığını söyleyebileceğimiz Orlando Magic'e imzayı attı. Evet çok şaşırdım, döneceğine ihtimal vermiyordum fakat Nelson'ın sakatlıkları ve Rafer Alston'ın gidişiyle bir numaraya takviye zaten gündemdeydi. Ne diyelim, hayırlı olsun.
Magic GM'si Otis Smith anlaşmanın detaylarını açıklamasa da Jason Williams'ın takıma katılmasından duyduğu memnuniyeti paylaşmaktan geri kalmamış. "Jason kadromuza derinlik katacak ve bench'in lideri olacak. Tecrübesi sayesinde Orlando'yu hedefine giden yolda nasıl taşıyacağını biliyor. Gelişinden dolayı çok memnunuz." diye duygularını ifade etmiş.
Bakalım J-Will bir senelik ayrılığın ardından NBA'e nasıl dönüş yapacak. Jason Williams'in tüm sezonunu widget'ta bi aksilik olmadığı sürece buradan görebilirsiniz.

























