20101229
Masters || Ladbrokes Sponsor Oldu
Yani sponsorluk işlerinin çoğu zaman snooker'ın başını ağrıttığını söyleyebiliriz. Hatta zaman zaman artık düzenlendiklerini yerlerle simgeleşmiş Dünya Şampiyonası, Britanya Turnuvası gibi organizasyonların eli cüzdanında bekleyen Asya'ya doğru taşınabileceği bile konuşulur olmuştu.
Ama Barry Hearn bir ara çok büyük bir kriz haline gelen sponsor arayışlarını da ciddi şekilde rayına oturtmuş gözüküyor.
Ladbrokes bu kadar önemli bir snooker organizasyonuna ilk kez sponsorluk yapıyor ve bunun da hakkını vermek için milyonluk bir fon ayırmış durumda.
Bu sene ayrıca Dünya Dart Şampiyonası'nın da sponsoru Ladbrokes. Şimdi de Wembley'ye doğru geldiler. 9-16 Ocak tarihleri arasında yapılacak olan, ilk 16'daki oyuncuların yer aldığı Masters, tam 37 yıldır çoğunlukla Britanya'ya, ilerleyen televizyon yayıncılığıyla da tüm dünyaya en özel maçlardan birkaçını seyrettirdi. Ve bu sene de en iyi 16 isim, £500,000'lık ödül ve o muhteşem Masters kupası/prestiji için mücadele edecek.
Bekliyoruz heyecanla.
20101031
2010/2011 Power Snooker Sonuçları
2010/2011 Power Snooker
Öte yandan Barry Hearn'ün gelişiyle de oyunun geleceği için, ulaşılabilirliği için ve elbette ki sunuşu için çok ciddi atılımlar yapacağını biliyordum. Bu konuda da heyecanlanmıyordum desem yalan olur. Altı kırmızılı turnuva, World Open Series, Power Snooker vs vs.
Ama ayrıca yarışmanın formatını duyduğumda da çok mutlu oldum. Snooker'ın baş tacı olan Masters, Britanya Açık ve Dünya Şampiyonası'nın formatı, yeri ve zamanı değişmediği sürece bütün yeniliklere, denemelere varım. Power Snooker da bu açıdan çok güzel olmuş. Bayıldım. Tek kelimeyle muazzam bir organizasyon.
Seyircinin oluşturduğu atmosfer müthişti. Özellikle kaplan desenli kostümleriyle bir grup vardı ki susmak bilmediler ve çok eğlenceliydiler.
Ronnie'nin Barry Hearn'ü ne kadar sevdiğini, snookerın geleceği için ona ve yapacağı atılımlara ne kadar inandığını biliyoruz. Ayrıca konsanstrasyon sorunu, uzun maçlara gelemeyişi de ortada. Bu anlamda bu tip organizasyonların da Ronnie'ye yarayacağı bir gerçek.Bu organizasyonun sene içerisinde 5-6 kez gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu bilet satışlarına bağlıydı ki seyirci sayısı çok fazlaydı. Ayrıca Eurosport'tan yayınlandı ve bildiğim kadarıyla ITV de yayınladı. Bu açıdan oldukça da yoğun televizyon izleyicisine ulaştığını da tahimn etmek güç değil.
Bu kalıcı olacaktır gibime geliyor. Bu sene belki biraz oturtulmasıyla geçer ancak önümüzdeki sezondan itibaren ben çok keyifli, eğlenceli bir Power Snooker serisine sahip olacağımıza inanıyorum.
Power Snooker'ın bir diğer güzel yanı da oyuncuları doğal halleriyle görebilmek. Pek çok renkli karakter var snooker aleminde. Ve bu isimleri böyle rahat bir ortamda izleyebilmek, seyirciye reaksiyonlarını, birbirleriyle olan ilişkilerini görmek hakikaten çok keyifli.
Öte yandan Luca Brecel gerçeği vardı ki müthişti. 15 yaşındaki Belçikalı. Jimmy White, veteran. Roket, bu oyunun en yeteneklisi. Selby, muazzam eğlenceli bir adam, Kaptan Ali, Neil Robertson, Shaun Murphy.
Hakikaten çok keyifliydi. Ve özellikle Ronnie'nin gözünden okunuyordu ne kadar çok keyif aldığı. Umarım planlandığı gibi tekrar gelir bu sezon içerisinde. Dağınık oldu yazı, kusura bakmayın. Snooker'a ve yeni gelişimi üzerine söylemek istediğim çok şey vardı ama bir türlü Barry Hearn'ün gelişinden bu yana toparlayıp da anlatamadım. Onlar bir anda üşüştü kafama, dağıldı yazı.
Bulun izleyin özetlerini derim eğer kaçırdıysanız, zira bir sonraki ayağı kaçırmak istemeyeceksinizdir.
20100907
2010 Shangai Masters || Turnuva Programı
2:30pm
Jamie Burnett v Tian Pengfei (TV)
Andrew Higginson v Rouzi Maimaiti
Ken Doherty v Mohammad Sajjad
Rob Milkins v Jin Long
7:45pm
Dave Harold v Passakorn Suwannawat
Mike Dunn v Mei Xiwen
Martin Gould v Li Hang
Joe Delaney v Li Yan
Tuesday September 7th
2:30pm
Liang Wenbo v Matthew Stevens
Stephen Maguire v Judd Trump
Graeme Dott v WC3 winner
Mark Allen v Stuart Bingham
7:45pm
Ronnie O’Sullivan (withdrawn) v WC1 winner
Marco Fu v Mark Davis
Mark Williams v Ricky Walden (TV)
Ryan Day v WC2 winner
Wednesday September 8th
2:30pm
Neil Robertson v Peter Ebdon
Ali Carter v WC5 winner
Mark Selby v WC6 winner
Jamie Cope v Steve Davis
7:45pm
Ding Junhui v WC4 winner
Shaun Murphy v Stephen Lee
Stephen Hendry v WC7 winner
Mark King v WC8 winner
Thursday September 9th
2:30pm
Last 16
Last 16
Last 16
Last 16
7:45pm
Last 16
Last 16
Last 16
Last 16
Friday September 10th
2:30pm
Quarter-final
Quarter-final
7:45pm
Quarter-final
Quarter-final
Saturday September 11th
2pm
Semi-final
7:45pm
Semi-final
Sunday September 12th
2pm
Final
7:45pm
Final
20100419
World Snooker Championship || Crucible, Day 1
17 Nisan'da başladı Crucible'daki Dünya Şampiyonası heyecanı. Ve daha ilk günden oldukça çekişmeli günler yaşayacağımızı gösterdi. Zaten günümüzde artık çok ciddi dominasyonlar görmüyoruz. Mark Allen - Tom Ford
Mark Allen cuma akşamı ulaşabildi İngiltere, volkan patlaması yüzünden sekteye uğrayan uçuşlar onu da buldu. Biliyorsunuz, kendisi İrlandalı. Ancak feribot ulaşabildi Liverpool'a ve ailesiyle birlikte bir taksi/minibüs ayarlayıp öyle geçtiler Sheffield'a.
Tom Ford ise maça başlarken ilk kez bir Dünya Şampiyonası'nda ana tablo maçı oynuyormuş gibi değildi, oldukça rahat gözüktü ve bir century-break yaparak ilk frame'de avantaj elde etti. Fakat snooker'ın kara talihi; bir kırmızı kaçınca masayı Mark Allen'a bıraktı ve o da 66'lık bir seriyle elini ısıtıp ilk frame'i aldı. Yol yorgunluğunu atmış gibiydi.
Sonrasında da elde ettiği ilk fırsatları güzel seri inşalarıyla değerlendirerek bir anda 4-0'a getirdi skoru ve arkasına aldığı rüzgârla 7-0 gibi çok büyük bir avantaj yarattı. Biliyorsunuz, ilk tur maçları 19 frame üzerinden oynanıyor ve dolayısıyla da 10 frame alan taraf turu geçiyor.
Skor 7-0'a geldikten sonra maç boyunca belki de ikinci şansını elde etti Tom Ford ve tabelaya 107'lik bir seriyle ilk frame sayısını yazdırmayı başardı. Ancak hemen bir sonraki frame'de Mark Allen bütün seyircileri inanılmaz heyecanlandıran bir girişim yaptı ve 147 şansı yakaladı, herşeyi çok güzel götürdü. Gayet iyi toparlama vuruşları çıkardı. Fakat kırmızıların dağılımı yüzünden siyaha kalamadı ve sarıya dönmek zorunda kaldı.
Bundan sonra da skor 8-1'e geldi. Buradan sonra Tom Ford'un maçı çevirmesi imkansıza yakındı; sadece tek bir frame verme imkanı varken 7 frame kazanmak zorundaydı. Ama en azından daha hoş bir skorla turnuvaya veda etme fırsatı vardı; bunun için de pazar sabah seansını beklemesi gerekecekti.
John Higgins - Barry Hawkins
Geçen senenin şampiyonu John Higgins, Barry Hawkins karşısında oldukça zorlandı ilk gün. İlk frame'den sonra masayı resmen Hawkins'e bıraktı. O da century break'lerle durumu bir anda 3-1'e getirdi ve Higgins'e bu maçın hiç de kolay geçmeyeceğinin sinyallerini verdi. Barry Hawkins, ritmini bulduğunda oldukça tehlikeli olabilen bir oyuncu. Konsantrasyonu her ne kadar çabuk dağılsa da fırsat bulduğunda çok kolay kaçırmayan bir isim. Ve Higgins de ona bu fırsatları verdi.
Sonrasında Higgins toparlanır gibi oldu ve durumu 3-3'e getirdi. Ancak devamındaki iki frame de Barry'ye gitti; gayet güzel seriler gerçekleştirdi ve 5-3'e getirdi. Günün son frame'ini Higgins kazanarak farkı tek frame'de tutmayı başardı; 5-4.
Akşam seansına gelindiğinde salon iyice dolmuştu; işten çıkan isimlerin de maça gelmesiyle salon iyice hareketlendi. Belki de taraftar desteğinden mütevellit, Higgins bambaşka bir oyunla geri döndü. Durumu 5-5'e getirdi. Ardından yaptığı 121'lik seriyle ilk frame'den bu yana ilk kez öne geçmeyi başardı. Higgins'in oyunu güçlendikçe Hawkins silikleşmeye başladı ve durum bir anda 8-5'e geldi. Artık o dakikadan sonra da Higgins'in galibiyete yürüyüşünü izledik.
Galibiyetten sonra yaptığı açıklamada sabah seansını sadece tek framelik bir farkta tutabildiği için şanslı olduğu itiraf etti Higgins ve ekledi; "Sabah seansında tam bir sinir küpüydüm, çok gergindim. Ama akşam seansında oyunumu yukarıya çekmeyi başardım. Sadece benim için değil, Barry için de oldukça gergin bir maç oldu."
Stephen Hendry - Anda Zhang
Stephen Hendry oldukça zor geçecek, hatta bir seans arasında kendisine emekliliği düşündürtecek bir maça çıkacağını tahmin bile edemezdi sanırım 18 yaşındaki Zhang'ın karşısına çıkarken. Fakat daha ilk seanstan belliydi; O'Sullivan'la birlikte çalışan ve akranım olan Anda Zhang oldukça güçlü bir performans sergiledi. Hendry sadece 5-4'lük bir liderlikle kapattı ilk seansı.
Hatta Zhang'in güçlü performansını şöyle açıklayayım; maça gayet iyi başlayan Hendry, Zhang karşısında 4-0'lık avantaj sağlamıştı. Bu noktadan sonra henüz 18 yaşındaki bir gencin oyundan kopmasını beklersiniz büyük ölçüde değil mi? Öyle olmadı. 4-0'ın ardından 4-3'e getirdi. Hendry seansı önde kapamayı garantiledi 5-3'le ancak seansın son frame'ini Zhang'e kaybetti ve genç oyuncu takibini sürdürdü; 5-4.
Michael Holt - Joe Perry
Çok iyi arkadaş olan bu ikilinin karşılaşmasında Perry tecrübeli ve sinirleri güçlü taraf olarak iyi başladı. Holt 32 yaşına gelmiş olsa da hala daha kamera karşısında oldukça gergin oluyor. Yine böyle oldu ve kameralar da inat edermişçesine onun her stres belirtisini çekmek için uğraştılar.
Holt'un oyunu pek çok hatayla bölündü. Bir türlü ritm yakalayamadı ve Perry'ye sürekli fırsatlar verdi. Perry de bu fırsatları geri çevirmeyerek 5-1'lik bir sonuca yürüdü hızlı bir şekilde. Özellikle beşinci frame çok önemliydi; Holt 63'lük bir seri yakalamasına rağmen çok uygun durumdaki masayı Perry'ye bıraktı.
Perry de frame'i o noktadan alarak kazandı ve belki de Holt'un bu seans için maçtan kopmasını hazırlayan en büyük etken oldu. Yedinci frame'de de fırsatlar yakalmış olsa da Holt, bir türlü istediği serileri yakalayamadı ve yedinci frame'i de Perry'ye bıraktı. Holt'un konsantrasyondan çok uzak oyunu seans boyunca sürdü.
İş böyle olunca da Perry oldukça rahat bir oyunla durumu 7-2 yaptı ve seans arasına girildi.
20100112
Mark Williams Trafik Kazası Geçirdi
Geçtiğimiz gün Rory McLeod'u rahat bir şekilde yenen eski dünya şampiyonu Mark Williams ufak bir trafik kazası geçirmiş. Henüz detaylı bir bilgim yok ancak akşamki maça çıkacağını açıklamış. Haberi Dave Hendon'ın twitter'ından duydum. Yeni bir gelişme yada daha detaylı bir açıklamaya ulaşırsam güncellerim.Bileğiyle ilgili problemler yaşıyordu geçtiğimiz yıllarda, sezona toparlanmış başlamıştı. McLeod karşısında da iyi bir oyun sergilemişti, kesmeleri yine muhteşemdi. Umarım bu küçük de olsa geçirdiği kaza konsantrasyonunu bozmaz. Geçmiş olsun dileklerimizi iletelim burdan.
Edit I: Stephen Hendry de arabadaymış. Mark Williams boynunu, Hendry de sırtını incitmiş. Arkadan giydirmiş birisi. Son durum böyle, henüz detaylı bir bilgim yok, güncellendikçe aktarmaya devam edeceğim.
Edit II: Son bilgileri de aldım; Hendry ve Williams bir restoranta gidiyorlarmış. O sırada arkadan bir Mini Cooper oldukça yüksek bir hızla çarpmış araçlarına. Mark Williams ise durumu şöyle açıklamış Global Snooker'a yaptığı açıklamada;
20100111
The Masters 2010 || Birinci Gün
Masters Turnuvası nihayet başladı ve ilk tur maçları Pazar günü, birinci günde oynandı. Aslında bakarsanız çok ciddi sürprizler yok ama gelin görün ki pek çok tek taraflı geçen maç var. Bu da aslında işi biraz da olsa sıkıcı yapıyor. Günün maçları şu şekildeydi; Selby - Ding, Ebdon - Fu ve King - White. En çok heyecan vaad eden maç elbette ki Mark Selby ve Ding Junhui'nin karşılaşmasıydı ama dediğim gibi, birinci turda çok fazla tek taraflı maçlara şahit olduk.
20100109
Masters'a Doğru
Bakışlardan bile alaycılık, bir deha ve bolca yetenek akıyor ya.. Neyse, Ronnie'den başlamışken çok uzatmayıp Masters'a geçelim ve kısaca bahsedelim bu yıldki Masters'dan, Barry Hearn'ün emellerinden, ki buna daha detaylı değineceğim, son dakikada bulunan sponsordan ve tabii ki bu senenin finalini yönetecek kişiden; Michaela Tabb.Barry Hearn'ün başkanlığa gelişi kuşkusuz ki başta Ronnie O'Sullivan olmak üzere snooker camiasındaki hemen herkesi sevindirdi. Çünkü hem artık yeni bir kan gerekiyordu hem de Barry Hearn tam bir spor aşığı bir para babasıdır. Futbol kulübü sahipliği de yapmıştır ve şuan hali hazırda bildiğim kadarıya Profesional Dart Corporation'ın da başındadır. Ve eğer şuan dart bu kadar izleniyorsa, turnuva ödüllerinde milyon dolarlardan bahsediliyorsa ve artık iyice uluslararası kabul gören ve yayınlanan bir spor haline geldiyse bunda Barry Hearn'ün katkısı tartışılamaz.
Şu anda da zaten tüm oyuncular Hearn'ün arkasında. Dartta yaptığının bir benzerini aslında 80ler'de Steve Davis'li altın yıllarda snooker'ın şuanki yeni cenneti olan Asya'ya açılımı sağlayan Barry Hearn'dü. Yanlış bilmiyorsam eğer şahsi yakınlığı olan Steve Davis ve dönemin hatırı sayılır oyuncularını kendi cebinden bir turnuva düzenleyerek uzakdoğuya götürmüş ve belki de farkında olmadan henüz portakalda vitamin olan Ding Junhui'nin doğmasına katkıda bulunmuştur.
Şimdi sırada daha büyük işler var, ciddi şekilde kan kaybeden snooker'ın yeniden ayağa kalkmasını sağlamak için pek çok farklı planı var. Bunların ilk adımını ise Jimmy White ile attı. Evet, Jimmy White. Yıllardır üst düzey turnuvaların ana tablosunda göremediğimiz 47 yaşındaki efsane. Yorumculuk yapan, hatta ülkesinde çeşitli televizyon programlarında yer alan Jimmy White. Hearn ona bir wildcard sundu ve Masters'a katılmasını sağladı.
Bu sadece White'a bir jest değildir, bu snooker'ın geleceği için atılmış önemli bir adımdır. Belki de PokerStars bu hamleden sonra sponsorluk teklifini resmîleştirdi ve belki de bu hamle snooker'ın geleceği için çok da büyük şeylere kapı açacak.
Ha neden Steve Davis değil de White, neden Parrott değil de White derseniz.. Bana kalırsa Hearn burda da stratejik düşünmüş; saydığım bu üç veteran isim arasından fizik ve mental açıdan en üst düzey olan kanımca Jimmy White. Ayrıca üst düzey seyir zevki sağlayabilecek ve her ne kadar Steve Davis'in repertuarı geniş olsa da ona göre daha hızlı bir snooker'ı sever White. Ve bu da oyunun izlenebilirliğini, ilgilenilebilirliğini büyük oranda etkiler.
Şöyle örnek verim, en klasik ve en net anlaşılır örnek. Bir Peter Ebdon maçı mı izletmek istersiniz ilk kez snooker izleyecek birisine yoksa Ronnie'nin maçını mı? Ha Ebdon - Ronnie maçı derseniz ona lafım yok, (+) vs (-) :)
İşte Masters'la başladı yıla snooker ve Barry Hearn'ün hamleleri.
PokerStars.com da işte Hearn'ün dahîane hamleleri sayesinde turnuva başlamadan sadece bir hafta evvel sponsorluğu aldı. Beraberinde de pek çok önemli isim hakkının sahibi oldu. Wembley'de düzenlenecek olan oyunun adeta bayrak turnuvası Masters'ın bu seneki sponsoru PokerStars.com oldu.
Aslında burada sponsorun kimliği de önemli. Poker. Kart oyunu, kumar. Heyecan. Adrenalin. Bu noktada tekrar başa dönüyoruz; snooker'ın tekrar canlanmasına, yeni bir izleyici kitlesine; gençlere ulaşmasına. Bunların hepsini ayrı bir yazıyla incelemek lazım aslında. Yukarıda Jimmy White'tan yola çıkarak uzun uzadıya konuştum ama ayrıca bir yazı yazmak lazım Barry Hearn ve kafasındakilere dair.
Neyse, burası böyle. Sponsorluk sorunu ortadan kalktı, Jimmy White gibi keyifli ve önemli bir isim turnuvaya dahil edildi, Barry Hearn güzel günlerin kapısını araladı ve en önemlisi. Finalin sahibi; Michaela Tabb. Daha doğrusu bunun ihtimali diyelim.
Şimdi ayın başında her yerde Tabb'in adı açıklanmıştı. Ancak son okuduğum habere göre anneannesini kaybetmiş ve ailesinin yanında olmayı istiyormuş. Geçen seneki Dünya Şampiyonası Finali'ni yönetmişti. İyidir, candır Bayan Tabb. Severiz kendisini. Üzüldüm anneannesi için, umarım kendisini toparlar ve azgın Wembley seyircisini dizginleyebileceğini herkese gösterir.
Wembley seyircisini finalde Ronnie'nin rakibini kırmızı olarak algılayan boğalar olarak görmek mümkün. Bunun son kurbanı da bildiğimiz gibi Ding Junhui, ağlamıştı çocuk. Ama gerçekten çok vahşiler ya, resmen azıyorlar Ronnie'yi finalde görünce. Gerçi aynı şekilde Wishow Büyücüsü'nü de desteklerle, Hendry'yi de ama Ronnie'nin yeri, Ronnie'nin fanatikliği bir başka. Snooker'da holiganizm olmaz demeyin, Wembley'de Ronnie varsa finalde, her şey olabilir o tribünde :)
İşte böyle. Barry Hearn'e ayrıca değineceğim. Yolumuz açık, Ronnie'nin morları da hayırlı olsun. Manyak ha. Stephen Hendry ıstakası kırıldı diye yeni ıstakaya alışmak için kıçını yırtar, bu deli Ronnie Masters'a o gün eline geçen bir ıstakayla başlar şampiyonluğa yürür. Hey allahım, ne adamsın. Açmış ama mor, tuttum.
Eh Galatasaraylı insanın mor smokinli snooker'cısı olmalı dimi ama.
Aman, Ebdon olmasın da o morlu. Gerçi o pembeyi seviyor.
Neyse işte, böyle. Hadi bitsin.
20091214
2009 UK Champion: Ding Junhui
İskoç inadı Ding'e sökmedi. Evet Higgins çok kötü oynadı, hatta maç boyunca en iyi oynadı diyebileceğimiz 17. frame'de bile hiç temiz olmayan ve kaçması kuvvetle muhtemel potları oldu ama o büyülü yarı finalden sonra çok da üstüne gitmemek lazım Wishow Büyücüsü'nün. Çok güzel olurdu o harika geri dönüşe karşı durabildikten sonra üçüncü Birleşik Krallık Kupası'nı kaldırsa ama olmadı.Maç bittiğinde Higgins'in ne kadar yorgun olduğu gözlerinden okunuyordu. Kaçırdığı kırmızıdan sonraydı sanırım, çok sinirlendi haliyle. Ve bu turnuvada belki de böylesine sinirli görmeye alışkın olmadığımız ikinci tepkiydi. İlki de Kaptan Ali Carter'dan gelmişti. Tabii ki Higgins çok büyük. O kadar geniş bir repertuarı var ki oyuna dair, o kadar komple bir oyuncu ki belki de bu alanda Stephen Hendry'yle yarışabilecek tek kişi.
Çünkü Ronnie'ye baktığımızda Hiç stabil olmayan, sürekli değişen açılışlar izliyoruz. Ki açılış belli bir alışkanlık gerektirir. Ayrıca Ronnie tam anlamıyla bir hücum oyuncusu, sıkılır güvenli vuruş oyunlarından. Ha bilmez mi masayı, benim diye snooker'dan pot çıkarmayı bilmez mi? Bilir. Ama sevmez. Hemen sonuca gitmek, masayı çarçabuk temizlemek ister. Ama Higgins bunların hepsini yapan, yapabilen bir oyuncu. Ve bu yüzden de çok büyük bir oyuncu.
Ding'e baktığımda ise büyümüş, olgunlamış bir Ding gördüm. Maçın ağırlığını, karşılıklı hatalarla birbirlerine sundukları fırsatlarla 9-8'e gelen bir maçta gerçekten çok büyük bir sabır ve sakinlik sergiledi. Ronnie'yle iki sene önce geçirdiği o korkunç maçın ardından gerçekten çok şey öğrenmiş bir şekilde geri döndü.
Maç genel olarak kötüydü. Gerek Higgins'in kötü performansı gerekse Ding'in zaman zaman kaldıramadığı stres gerçtekten sıkıcı bir maça sebep oldu. Tabii bu maçtan sadece bir gün önce inanılmaz bir yarı finale şahitlik ettikten sonra sanırım uzun bir süre daha izleyeceğimiz maçlar görece "sıkıcı" olacaktır ama böylesine iki uçta geçen bir maç da beklemiyordum.
Maçın tek heyecanı başa baş giden skordu. Zaman zaman gerçekten çok güzel vuruşlar olmadı mı, elbette ki oldu. Ama ruhsuzluğu giderecek boyuta ulaşamadı. Higgins eğer Ronnie'nin kendisini yıpratmasına izin vermemiş olsaydı, yada Ronnie bunu başarmasaydı demek daha doğru olacak, o zaman dün gece kupayı alan Higgins olacaktı kuşkusuz.
Ama Ding'in de hakkını yememek lazım, skor 7-6'ya geldiğinde ve geriye düştüğünde tam 3 frame arka arkaya aldı ve "Ding is on fire!" dedirtti NBA ağzıyla. Eski Ding olsa 4-2'den beraberliğe gelen dönemde kopardı oyundan. Ama ödül töreninde de söylediği gibi, iki sene boyunca çok şey öğrenmiş kendisini geliştirmiş.
Higgins maçın sonlarına doğru 4 snooker'a ihtiyacı varken masaya döndü. Kızamadım, niye elini sıkmadın diyemedim çünkü çok istiyordu. Böylesi bir yarı finalden sonra repertuarı bu kadar geniş bir oyuncunun 9-8'deyken elini sıkıp gitmeyeceğini az çok biliyorum çünkü. Ve bunları da gösterdi aslında, çok güzel iki snooker bıraktı Ding'e ama Ding de aynı mükemmelikte cevap verdi. Renkliler harika bir şekilde kümelenmişken masanın alt kısmında, Higgins sürekli ıstaka topunu oraya gönderdi. Kırmızıyı o keşmekeşin içine sokabilseydi, o zaman Ding'in pembe yada maviye yapacağı bir tuşla 4'ten daha yüksek ceza puanı yazdırabilirdi.
Ama olmadı. Ding geri döndüğünü ilan etti, depresyonu aştığını ve artık tekrardan sadece snooker düşündüğünü gösterdi. Stephen Hendry, Mark Williams, Steve Davis, John Higgins ve tabii ki Ronnie O'Sullivan'ın izinden gidişini sürdürdü Ding, 2005'ten sonra 2009'da da kazandığı ikinci Birleşik Krallık şampiyonluğuyla.
Ve tabii sponsor Pukka Pies'ın hediyesi olan ağırlığınca keki de cebe indirdi. Bu arada Ali Carter'la Stephen Lee'yi de tebrik etmek lazım, maximum'un gelmediği turnuvada 141 yaparak 5,000 poundluk ödülü kırışacaklar. Bir teşekkür de Peter Lines'a gelsin, gerçekten büyük renk ve heyecan kattı turnuvaya. İlerleyen yıllarda ise Peter'ın henüz 12-13 yaşında olan ama snooker otoritelerince daha şimdiden potansiyel bir Dünya Şampiyonu olarak değerlendirilen oğlu genç Lines'ı, Oliver Lines'ı da Eurosport ekranlarında görmek isteriz.
İngilizceyle hala rahat değilsin Ding ama ilerletmişsin, It's been a crazy week falan dedin, kaçırmadım. Bu arada son bir cümle de Higgins'e gelsin. Bu adam o kadar büyük bir adam ki gerçekten çok kötü oynadığı bir maçtan dahası yiten bir şampiyonluktan sonra bile genç rakibini, genç şampiyonu çok güzel sözlerle onore etti.
Haftaya 6 Kırmızı Dünya Şampiyonası başlayacak. 6 kırmızı ile düzenlenen ilk Dünya Şampiyonası olacak. Ondan sonra da Masters turnuvasını izleyeceğiz. Ronnie'yi anmadan geçemeyeceğim, başkanlığın değişmesiyle devam edebileceğini söylemişti. Masters'ı al da görelim devamını Roket!
20091213
Snooker'ın Büyüsü: Telford'da Yarı Final
Ronnie’nin aradaki farkı kapatacağına, 8-2’ye gelmiş ve en iyi 17 frame üzerinden oynanan bir maçta rakibine (ki bu rakip Wishow Büyücüsü) sadece bir frame yetiyorken Ronnie kasmaz. Zaten genel olarak konsantrasyon problemi yaşayan, çok umursamayan bi heriftir. Çok umursamaz. Ama her koşulda da şaşırtmayı bilir.
Bundan tam üç sene önce yine bu zamanlarda Stephen Hendry’yle UK Championship’te çeyrek finalede karşı karşıya gelmişlerdi. Skor 4-1’ken ve 6. frame’de ıstaka Ronnie’deyken kritik bir siyahı pot yaptıktan sonra pozisyon alamayıp kırmızıyı kaçırmıştı. Bunun üzerine henüz skor 4-1’ken ve masaya dönme şansı varken gitmiş masaya doğru gelen Stephen Hendry’nin sonra da Jan ver Haas’ın elini sıkıp maçı concede etmişti. Evet, frame’i değil; maçı! Sonra da arkaya yürüyüp gitmişti.
Üç sene önce nasıl şaşırdıysam, nasıl ağzım açık kaldıysa üç sene sonra 2009 UK Championship’te yarı finalde’de öyle şaşırdım, öyle ağzım açık kaldı. Bu sefer ki sebep geri dönüşüydü.
Çünkü yakın zamanda çok şahit olduk Ronnie’nin dağınıklığına, kafasını boşaltamayışına. Hiç unutmam 2005 Dünya Şampiyonası, Crucible’da haliyle, öyle bir çeyrek final kaybetmişti ki; 8-2 yaptığı maçı 11-13 kaybetmişti. Yani anlayacağınız üzere Ronnie genelde geri dönen değil, geri döndürendir. Bu kadar fark yiyorsa ya kızdığı, sinirini bozduğu bir şey vardı ve çok kötü oynuyordur yada kafasında yine bir şeyler kuruyordur ve kafası maçta değildir. O yüzden de çok ilginç bir geri dönüştü.
Kim derdi ki O’Sullivan altı frame ard arda alacak ve maç decider’a gidecek?
Aslında maçı bu kadar büyülü, bu dönüşü böylesine muazzam kılan yine Ronnie’nin kendisiydi. Gerek 13. frame’deki olay (birazdan değineceğim) gerekse ritmini bulduktan sonra gerçekleştirdiği muazzam uzun mesafeli potlar ve kesme vuruşlar.
Peki ne oldu maç boyunca. Açıkçası maç 8-3’ken izleyebildim. Ve o andan sonra çok ilginç işler oldu.
Higgins gerçekten uzun seriler inşa etti, century’ler yaptı ve farkı beşe kadar açtı. Hatta altı.
12. frame’e gelindiğinde O’Sullivan seyirciyi tekrar arkasına aldı; yaptığı 53’lük seriyle beraber seyirciyi tekrar heyecanlandırdı çünkü maç seans arasına uzayacaktı. Toplamda 134’le masayı süpürerek 12. frame’i alarak 8-4 yaptı skoru.
13. Frame’in Büyüsü
Ve sıra geldi 13. frame’e. Ronnie’ye belki finalin kapısı aralayan frame. Tam 6 kırmızı ve 5 siyah atmışken ve ben dahil seyircilerin tamamının kafasına 147’nin kımıl zararlısını sokmuşken 6. kırmızıdan 6. siyaha pozisyon almaya çalışırken bant beyazı bir kaç milim fazla attı ve beyazın önü bir kırmızının inanılmaz bir incesiyle kapandı, siyahı göremedi. Kahverengi topu seçti ve faul&miss’lerle tam yedi kez denedi. Dört yada beş kere aynı güzergahı, son iki yada üç seferde başka bir güzergahı denedi.
Tam sekizinci kez denemek için köprüyü kurup masaya yatmışken Jan ver Haas’tan bir “foul” sesi daha çıktı ve ”John Higgins, seven” dedi. Miss kararı yoktu; çünkü Ronnie’nin köprüyü kurduğu eli siyah topa temas etmişti. Bu durumda miss kararı çıkamazdı ve Higgins’in tekrarlatma şansı kalmamıştı. İşte bu tüm ivmeyi Ronnie’ye çevirdi. 8-5’e geldi skor ve Higgins sitem eder ver Haas’a salondan çıktı, molaya gitti.
Şans da Ronnie’nin yanındaydı, sağ siyah cebin önü siyah topla kapanmışken ve Higgins sarıyla snooker bırakmaya çalışırken ıstaka Ronnie’ye geçti. Pembeyle sarı top dip dibeydiler ve siyah topun yerine yakın duruyorlardı. Sarının incesinden siyah topa temas etmeden masanın alt tarafına geri götürmeye çalışacaktı Ronnie ıstaka topunu. Ama Newton’un azizliği; merkezi çarpışma/momentum. Pembe ve sarı tamamen zıt yönlere gittiler, beyaz top dönmesi gereken yere gitti ama sarı top cepteydi!!
Sonraki frameleri de alarak decider’a taşıdı maçı Ronnie. İyi de başladı. Ama masayı işleyebilmesi adına sağ orta cebe giden bir pembeyi seçip kaçırınca, Higgins masaya döndü. Higgins’in kaçırdığı toptan sonra aralarındaki fark çok küçükken Ronnie Higgins’in elini sıktı.
Beklenmedik bir hareket miydi? Asla. Hem Ronnie oluşundan hem de Peter Ebdon gibi masanın suyu çıkana kadar, 356 tane snooker’a ihtiyacı olup da kurallar frame’i otomatik olarak bitirinceye kadar masaya döneceğine edebiyle adabıyla sıktı John’un elini, zaten yeteri kadar hafızalara kazımıştı maçı.
Finalin Adı; Ding Junhui – John Higgins
Ve son olarak bugün oynanacak finale değinip bitirelim. Bugünkü final Higgins – Ding mücadelesine sahne olacak. Çok isterdim Ronnie’nin finalde olmasını çünkü o zaman şampiyon %95 Roket olur diyebilirdim.
Çünkü yaklaşık iki, iki buçuk sene önce yanlış değilsem bir Masters finalinde karşı karşıya gelmişti Ronnie ve Ding. Ronnie’nin uç kişiliğine yaraşır cinsten uç taraftarlara sahip olduğunu biliyoruz. Masters finalinde de böyle olmuştu, sanırım 147’ye gidiyordu ve tüm salon Ronniee!! Go Ronnie! Diye bağırıyordu. Hatta aralarda Ding’in aleyhinde söylemler de vardı.
Ding ise Henüz 19-20 yaşında, 2005-2006’dan beri bulunduğu profesyonel snooker kariyerinde bu kadar çabuk yükselmenin mental ağırlığı ve böylesine bir anti-taraftar topluluğu karşısında kırılmıştı. Ağlamıştı. Ve O’nu teselli eden, Ronnie O’Sullivan’ın kendisi olmuştu. Ding, Ronnie’nin omzunda ağlamıştı.
Evet belki Ding o günden bu güne hem oyununu hem de mental gücünü biraz daha geliştirdi ama hala daha zihinsel olarak oldukça zayıf kalabiliyor. Bu yüzden finalde Roket olsaydı, şampiyon da Roket olurdu. Böylesine epik bir geri dönüşü şampiyonluksuz bırakmazdı ama olmadı.
Şimdi ise oldukça yorgun bir John Higgins, görece rahat bir maç çıkaran ve öyle finale gelen Ding karşısına çıkacak. Ding Pukka Pie’ın keklerini almaya çok meraklı gözüküyor, keyifli bir maç olacaktır.
Ama her ne kadar Ronnie’yi yenmiş olsa da gönlüm Higgins’ten yana. Ding’e de Liang’e de alışamadım. Liang gene daha rahat bi karakter. Ama Ding böylesi büyük bir yeteneğe sahip olmasına rağmen kendi kendini bitiriyor, depresyonlara sürüklüyor. Ve hala daha dil sorununu çözemiyor! Yapma Ding, biraz gevşe, rahatla. Snooker vitrininde şuan belki de potansiyel Dünya Şampiyonları’ndan birisin. Ve hiçbir snooker izleyicisi yeni şampiyonluk adaylarına, yeni efsanelere hayır demez. Biraz toparlan da seveyim seni.
Ama yine de bu Pazar günü Wishow Büyücüsü’nden büyülerini yapmasını bekleyeceğim.
Ah Ronnie, ah..
20091212
Telford & Puka Pies
Ve yapılan açıklamaya göre turnuvanın şampiyonunu belirleyek final maçından sonra şampiyon, ağırlığınca Pukka Pie'la ödürlendirilecek. En sevdikleri Pukka Pie ürünü doğrudan evlerine ulaştırılacak. 1963 yılında bir aile şirketi olarak kurulan bu firmadan böyle espirili ve sıcak bir ödüllendirme görmek çok da şaşırtıcı değil.
Bu açıklama yarıfinaller öncesinde yapıldığından yarıfinalistlerin ağırlıkları ve kazanacakları muhtemel Pukka Pie miktarları şöyle verilmiş;
Stephen Maguire: 89kg/356
Ding Junhui: 69kg/276
John Higgins: 80kg/320
Ronnie O'Sullivan: 80kg/320
Aslına bakarsanız güzel bir sponsorluk gerçekleştirdiler turnuva boyunca. Oyuncuların genel izlenimi de çok olumlu. Bu kriz döneminde sponsor bulamayan snooker'a ilaç gibi geldiği kesin Pukka Pies'ın.
Pazar günü oynanacak finalden sonra ödülleri pazarlama direktörü Peter Mayes tarafından verilecek.
Ding Junhui de espiri yapmış;
"Elimde olsa kıyafetimin içine ekstra kat giyeceğim. Hatta masadan iki tane de top atsam cebime. Ama izin vermiyorlar ne yazık ki."
20091207
Birleşik Krallık İlk Tur Sonuçları
İkinci tur eşleşmelerinin iyice şekillenmesi için bugün son gün. Ali Carter, Ding Junhui, Ronnie ve Marco Fu'nun maçları bugün oynanacak. Diğer maçlar ise dün itibariyle son buldu. İlginç maçlar vardı ama sürpriz sonuçlar olmadı. Bir yada iki tane beklenmedik skor vardı, onun dışında favoriler ikinci tura çıktı.Mark Selby - Jamie Cope; 9-8
Beklenmedik sayılabilecek bir skor. Sonuç şaşırtıcı değil ama Cope'un tekrar oyuna dahil olması ve Selby'nin hala daha eski formunu yakalayamayışı açısından incelenmesi gereken bir maç. Maça iyi başlayan Selby'ydi ama o bildiğimiz düşük hatalı oyunundan uzak, Cope'un hediye ettiği fırsatlarla frame'leri alan bir Selby vardı. Beşinci frame'i alarak 3-2 yapan Cope, konsantrasyon olarak tekrar maça döndü. Selby ise yaptığı hatalardan sonra biraz dağınık bir görüntü sergiledi. İlk seansta 3-1'ten sonraki 4 frame'in üçünü alan Cope, ikinci seansa 4-4'lük başa baş bir skorla gitmeyi başardı.
Cope tehlikeli bir oyuncudur, yeteneği yüksektir ve gününde olduğu sürece eline geçen fırsatları iyi değerlendirir. Maçta da böyle oldu, Selby hatasız oyunundan ödün vermeye devam edince Cope'u tekrar oyuna davet etti resmen. Ama ikinci seansta Cope'un devam eden oyununa dur dedi, tekrar o uzun serilere yatkın oyununu sergiledi, 115 yaptı ve maçı son frame'e taşıdı. Son frame'de de geriden gelmenin rüzgarını ardına alarak ikinci tura yükseldi. Böylece tekrardan ilk 16'ta yükselme şansını taze tuttu.
Liang Wenbo - Ryan Day; 9-3
İşte sürpriz sayılabilecek bir sonuç. Ryan Day'in geçen sezonki performansı ortada. Ama aynı zamanda Wenbo'nun yükselen formu da. Seribaşı olarak katıldığı turnuvada ilk turda eşleşebileceği en zor isimlerden birine denk geldi açıkçası. Aslında Day yine uzun seriler yapmıştı, 147'yi ucundan kaçırdı. Ama 125'te kaldı. Liang Wenbo ise yükselen performansını bir seribaşını eleyip ikinci tura çıkarak taçlandırdı adeta. Asya'nın yükselen yıldızlarından ve belki de Ding'den sonra en önemlisi. Marco Fu da var ancak kendisi biraz daha uzun süredir snooker sahnesinde ama onun da oyunundaki gelişmeyi göz ardı etmek mümkün değil.
Ryan Day ise her ne kadar 147'nin direğinden dönmüş olsa da Wenbo yakaladığı fırsatları o kadar güzel değerlendirdi ki Day'in 147'ye yaklaştığı frame'de skor 8-2'ydi. Daha ilk seanstan problem yaşamaya başlamıştı Day. Onibirinci frame'i alsa da Day, Wenbo daha fazla uzatmadı ve 9-3 gibi önemli bir üstünlükle geçmeyi başardı Ryan Day'i.
Stephen Hendry - Steve Davis; 9-6
Biri 52 biri 40 yaşında. Biri 1980'lerin biri 1990'ların dominant ismi. İkisi de bu oyunun efsaneleri. Çok büyük keyif, çok büyük bir maç. Nostaljisi kalitesinden çok daha yüksek olan bir maçtı. Bir daha bu eşleşmeyi bulmak, bu iki efsaneyi birbirlerine karşı bir kez daha izlemek. Büyük ihtimalle bundan sonra pek mümkün olmayacak.
Zaten Steve Davis birkaç yıldır bırakmaktan bahsediyor, bir süre yorumculuk yapıyor sonra tekrar geri dönüyordu. Ama büyük ihtimalle yakın zamanda bir emeklilik beklemek çok da sürpriz olmaz.
Toplu sonuçlar ise şöyle;
Stephen Hendry 9-6 Steve Davis
Stephen Lee 9-8 Mark Allen
Peter Ebdon 9-4 Judd Trump
Mark Selby 9-8 Jamie Cope
Stuart Bingham 9-4 Joe Perry
Neil Robertson 9-3 Tom Ford
Liang Wenbo 9-3 Ryan Day
Şuan oynanmakta olan maçlar;
Ronnie O'Sullivan - Matthew Stevens
Ali Carter - Rory McLeod
Mike Dunn - Ding Junhui
Peter Lines - Marco Fu
20091205
Birleşik Krallık ve İlk Tur Eşleşmeleri
Evet, nihayet snooker sezonu hareketlenmeye başlıyor. Sezonun Dünya Şampiyonası'ndan sonra en prestijli sıralama turnuvası olan Birleşik Krallık Şampiyonası 5 - 13 Aralık tarihleri arasında Telford'da oynancak.Snooker özellikle krizden bu yana iyice sponsor ve dolayısıyla da kan kaybı yaşamaya başladı. Bu yüzden Birleşik Krallık'ın sponsorluğu da üç senenin ardından bir kez daha el değiştirdi. Bu yıl Pukka Pies'ın sponsorluğunda düzenleniyor. Hatta bu bahsettiğim kriz o kadar felaket boyutlara ulaştı ki artık Asya'nın giderek iyice snooker fabrikası olması, ilginin özellike Ding Junhui, Marco Fu ve yeni dönemde de Liang Wenbo ile artışa geçmesi, haliyle de fon anlamındaki kaynakların muhtemel çokluğu yüzünden Crucible Arena ile bütünleşmiş olan Dünya Şampiyonası'nın Asya'ya doğru taşınması gündeme gelmişti.
Snooker'ın ne kadar büyük bir gelenek sporu olduğunu düşünürsek, geleceği için globalleşmesi, globalleşen dünya şartlarına ayak uydurması gerekiyor varlığını sürdürebilmek için. Ama Dünya Şampiyonası'nın da Ada'nın dışına çıkma ihtimalinin bile düşünülmesi bu krizin ne kadar büyük boyutlarda olduğunun göstergesi.
Turnuva Tarihinden Notlarım
Birleşik Krallık'a 1984 yılına kadar Galli, İngiliz ve İrlandalı oyuncular katılabiliyordu. Bu bile ne kadar kendi içinde, ne kadar sıkı geleneklere sahip olduğunun bir göstergesi. Her ne kadar 1984'te tüm profesyonel snooker oyuncuları turnuvaya katılma hakkı kazansa da 2005'e, Ding Junhui'ye kadar, sadece Galli, İngiliz ve İrlandalı oyuncular kazanmıştı.
Hatta 2005 yılında Din, 15 yıl aradan sonra finale çıkan üstad Steve Davis'le karşılaşmıştı. 10-6'lık bir skorla şampiyonluğa ulaşmış ve bu turnuvayı kazanan ilk (görece) "yabancı" oyuncu olmuştu.
Turnuvanın geçmişine baktığımıza 80ler'de ağır bir Steve Davis dominantlığı görüyoruz; 6 şampiyonluk ve bir ikincilikle. 90lar'da ise Stephen Hendry çıkıyor ve 5 şampiyonluk/2 ikincilikle ağırlığını koyuyor. 2000ler'de ise yaygınlaşan snooker'la beraber farklı isimlere, 2005'te ise farklı bir uyruğa şahit oluyoruz. Yanlış değilsem izlediğim ilk UK C'ship finali 2003 yılındaki Matthew Stevens - Stephen Hendry maçıydı. Stevens şampiyonluğa ulaşmıştı. Ronnie O'Sullivan ise Davis ve Hendry'nin ardından 4 şampiyonlukla turnuva tarihinin en başarılı isimlerinden.
Birleşik Krallık Şampiyonası - 2009
İlk tur eşleşmelerine baktığımızda öyle bir maç görüyoruz ki iki efsanenin mücadelesi; Stephen Hendry - Steve Davis. İkisi de bu turnuvanın en büyük isimlerinden. Özellikle Steve Davis sürekli bıraktı bırakacak, ama her seferinde de bir sonraki sezonda geri döndü. Bir ara artık yorumculuk yapacağım dedi ama geri döndü. Evet artık eskisi kadar yüksek bir konsantrasyon ve yaş dolayısıyla da fiziksel yeterlilik sağlayamıyor. Ama yine de Steve Davis gibi büyük bir ismi elinde ıstakayla çuhada izlemek büyük bir keyif. Stephen Hendry ise zaten "snooker'ın başarılısı" olarak hiçbir kimsenin itirazı olmadan tanımlanabilir.
Diğer bir önemli eşleşme de Matthew Stevens - Ronnie O'Sullivan. Stevens yukarıda da bahsettiğim gibi izlediğim ilk Birleşik Krallık turnuvasının şampiyonuydu. Ve bu iki isimden birinin daha ilk turdan turnuvaya veda edecek olması aslında biraz da üzücü. Ama daha en başından harika bir maç, çok keyifli anlara gebe bir maç bekliyor bizleri. Nasıl ki demin yukarı Stephen Hendry'ye "snooker'ın en başarılısı" dedim, Ronnie O'Sullivan da aynı şekilde "snooker'ın en yeteneklisi". 4.30 dakikada yaptığı 147, restten nefret ettiği tersine gelen banda yapışık durumlardaki beyaza vurabilmek için sol elle de oynamaya başlaması ve ritmini tutturduğunda makina gibi masayı işleyen, seriler yapan ve adeta çuhayı rakibine dar eden bir adam. Ama gelin görün ki, bir o kadar da deli, bir o kadar da konsantrasyon problemi yaşayan maçtan çok çabuk kopabilen biri. O yüzden zaten "en başarılı" değil, "en yetenekli".
Judd Trump ve Peter Ebdon. Peter Ebdon tam bir uzun maç adamıdır. Bu açıdan bu eşleşme de ilginç olacaktır aslında. Uzun uzadıya güvenli vuruşlar yapar, snookerlar bırakır, oyunu ağırdan alır Peter Ebdon. O yüzden aslında Ronnie'ye en ters kaçan tiptedir. Trump ise takip edebildiğim kadarıyla açık oynayan, genelde hızlı oynamayı, çabuk vuruşları ve doğrudan pota gitmeyi tercih eden bir oyuncu. Dolayısıyla bu eşleşme birbirine zıt iki oyun tarzının kapışması şeklinde geçecek. Peter Ebdon oyunu yavaşlatabildiği, Trump da oyunun içinde kalabildiği sürece maça dahil olacaklardır.
Son olarak Mark Williams - Graeme Dott maçına değineceğim. Greame Dott tıpkı Ken Doherty ve diğer birçok Dünya Şampiyonu gibi Crucible Laneti denen totemin etksinden çıkamamış, bu Dünya Şampiyonluğu'nun tesadüften ibaret olmadığını kanıtlayamamıştır. Ama yine de her daim dikkat edilmesi gereken bir oyuncudur, her yiğin harcı olmayan bir apoleti var ve Dünya Şampiyonu unvanıyla salona çıkan oyunculardandır. Öte yandan Mark Williams, o da bir türlü sahip olduğu yeteneği süsleyememiştir. Bileğindeki sakatlıktan dolayı da uzunca bir süredir ya sargıyla çıkıyordu turnuvalara yada hiç çıkmıyordu. Oynadığı maçlarda da bir yerden sonra bileğinin verdiği rahatsızlık yüzünden kopuyordu. Ama gene de keyifli bir maç olacağı ortada.
Yazamadım hiç snooker blog'a başladığımdan beri. Nihayet vakit ayırdım da yazabiliyorum. Dolmuşum, turnuvanın heycanı da var tabi. Güzel bir hafta bekliyor. Birinci tur eşleşmeleri de aşağıdaki gibi;
20090913
Shangai Masters: O'Sullivan Şampiyon





