UEFA Europa League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UEFA Europa League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20101105

N'Gog Ucuz Atlattı


Şöyle bir giriş yaptı Aronica, David N'Gog'un bacağına doğru. Sarı kart bile görmedi. Fakat fotoğrafın yanındaki küçük yazıda da belirtildiği gibi UEFA görüntülere sonradan bakarak bir ceza verebilir. Verilsin de zaten. Krasic İtalya'da hakemi aldatmaya yönelik hareket gerekçesiyle iki maç ceza alıyorsa Aronica'nın bu insanlık dışı müdahalesine de ceza verilmeli.

20100827

UEFA Avrupa Ligi , Play-off || Karpaty Lviv - Galatasaray

Karpaty Lviv : 1 Galatasaray : 1 || Bir efsane yok olurken...

İşte koskoca 2 yılın özetidir bu fotoğraf... Kalite, kadro derinliğ , yıldız transfer ne ararsan var. Eee Rijkaard efendi, neden bu durumdayız? Sen de teknik direktörsen ben futboldan hiçbir şey anlamıyorum. İnsanda biraz iş ahlâkı olur. Bak Adnan Polat'a, bak Adnan Sezgin'e onlar ne güzel işlerini yapıyor. Transferse tranfer, paraysa para. Ne istediysen vermediler mi? Dur dur sen efendi adamsın aksi bir şey olsa da diyemezsin o yüzden ben cevap vereyim. Sen ne istediysen aksini yaptılar...

Zor dostum inan çok zor... Böylesi maçları yazmak artık canımı acıtmıyor, beni içten içe bitiriyor. İnan kolay değil Adnan başkan. Ben Hagilerin, Popescuların, Hakan Şükürlerin oynadığı takımın, kazanılan UEFA kupalarının çocuğuyum. Ağustos ayında Avrupa'dan elenmeyi sindiremem... Ben, Bülent Korkmaz'ın UEFA kupası finalinde omzu çıkmasına rağmen canıyla, kanıyla, ruhuyla oynadığını bilirim. Bana Arda Turan gibi iki lafa yüz asıcak kaptanlar lazım değil. Ben Ergün Penbe gibi maçın son anına kadar mücadele eden, konsantrasyonunu bir an bile kaybetmeyen bir sol bek'le büyüdüm. Hakan Balta gibi
"çok yorulmuştum maçta nasılsa bitti diyerek o topa koşmadım" diyebilecek yüzü olan adamı çekemem. Ben sevinçten ağlayan Galatasaraylılarla büyüdüm, maç sonu göz yaşlarını tutamayan taraftarlara hiç alışık değilim. Çünkü biz Galatasaraylıyız, bize maval okuma Adnan Başkan. Biz bunları yutacak, sindirecek kadar ruhumuzu kaybetmedik...

Maç hakkında ne yazılabilir ki... Galatasaray, koskoca 90 dk boyunca pozisyon bulamadı. Takımı yönlerdirebilecek, liderlik yapabilecek bir oyuncumuz yoktu. Kimse bana Arda Turan demesin. Arda Turan, bu takımda ne kaptanlığı ne de 10 numarayı hakediyor. Çılgın gibi hakeme itiraz etmek değil benim Galatasaray ruhum !

90'ıncı dakika atılan es kaza bir gol ve 2 dk dayanamayıp yenilen bir gol... Maçın özeti budur. Ayhan, Ufuk iyi oynadı, Arda, Serdar yoktu falan bunlara girmek bile istemiyorum. Şu sıcak Ağustos ayında hayatı bize zehir ettiniz. Tüm sorumlulara teşekkürü bir borç bilirim...

20100826

UEFA Avrupa Ligi , Play-off || Karpaty Lviv - Galatasaray



"Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak , bir renge ve isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek."

Ali Sami Yen

Stadyum: Ukraina
Tarih / Saat: 26.08.2010 / 21.45
Hakem: Thorsten Kinhöfer
Hava Durumu: Lviv’de maç günü hava az bulutlu olacak. Hava sıcaklığı maç günü en düşük 15, en yüksek ise 22 derece olacak.
Yayın: D Smart




20100820

UEFA Avrupa Ligi , Play-off || Galatasaray - Karpaty Lviv

Galatasaray : 2 Karpaty lviv : 2 || 2-2 mi ?

Başlık işin esprisi tabi ama cidden 2-2 mi ? Galatasaray gibi bir takım nasıl olurda kendi sahasında Karpaty gibi bir takımdan 2 gol yer ve o maç berabere biter. Gerçekten yazık. Takımdaki hiç kimsenin Galatasaray gibi bir efsaneyi bu hallere düşürme hakkı yok.Aslında bazen kızamıyorum bile. Bu adamların kapasitesi bu diyorum fakat ruh olmalı arkadaş ruh ! Galatasaray'da oynuyorsun lan kendine gel ! Kötü oyna eyvallah ama koş , faul yap , ruhunu koy ortaya !

Takımdaki ruhsuzluk bir yana teknik heyet de bir alem. Frank Rijkaard'a sonsuz saygım var ve futbol bilgisine , taktik anlayışına falanda güveniyorum. Herşey iyi hoş ama Ali turan'dan sağ bek ve Aykut'tan kaleci(!) yapma çabalarını çözebilmiş değilim. Hele ki Hakan Balta'dan sol bek yapma çabasını hiç çözemedim. Oynatmaya çalıştığı sistem gereği orta saha çok iyi pas yapmalı , bekler hücuma katkı vermeli . Öyle değil mi ? Ayhan-Barış-Mustafa Sarp-Hakan Balta-Ali Turan'la olucak iş mi peki ? Kimse bana elindeki kadro bu demesin. Bu kadro madem 4-3-3 oynayamıyor o zaman 4-4-2 dene ne bilim yap birşeyler.

Genelden özele doğru gitmeye devam ediyoruzzzzz. Sıra geldi asıl sorumlulara. Yıllardır Adnan Polat'a destek vermişimdir. "Galatasaray için canını dişine takan , taraflarına kulak veren bir başkandır."demişimdir. Sanırım atladığım bir nokta var ki Aziz Yıldırım'la ortak bir paydaları bu. İkisinde egoları inanılmaz yüksek. Asla ve asla bir başkasının kendinden öne geçmesine tahammül edemezler ki etmedilerde. Zamanında Aziz Yıldırım'ın Hakan Bilal Kutlualp'i al aşağı etmesi ve son olarak Adnan Polat'ın Haldun Üstünel'i ekarte etmesi bunlara en güzel örneklerdir. Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'yi günahım kadar sevmem , umrumda değil ama kimsenin Galatasarayıma bu denli zarar vermesine göz yumamam. Rahmetli Başkan Özhan Canaydın dönemine söven Galatasaraylılar , bugünü de bir kenara not alsınlar.

Kimse Galatasaray'dan büyük değil ! Galatasaray kimsenin değil ! Unutma bunu Adnan başkan. Yoksa bir gün çok daha acı bir şekilde karşına çıkar bu gerçekler...

Adnangillerden sezgin olanı için sıfır'a (0) basınız. Dıttttttt ! Kendisi profesyonelleşmiş bir yöneticidir. O yüzden futbol şubesine Haldun Üstünel yerine o atanmıştır. Ne sandınız yeaaaa.. Öyle profesyoneldir ki 3 aydır transfer görüşmesi yapar ama nerdeyse hiçbirinde başarılı olamaz ve bunu alanen yapar. Transfer görüşmesinde gizlilik diye birşey yoktur. Biz de herşey şeffaf aga ! Alıcı değil Satıcıdır. Keita'yı , Mehmet Topal'ı nasıl sattık ama ! Monakoyim bir de şu Elano'yu satsak. Satıcılığı futbolcularla sınırlı değildir. Zamanında İstanbulspor başkanıyken , Fenerbahçe'yle olan biteni cümle alem biliyor ... Şu transfer dönemi bitsin , kimi alırsan al umrumda değil sonrasında bizden uzak Allah'a yakın ol Sezgin !

Maç hakkında diyeceğim çok şey var ama Sivas maçında yazdıklarımla aynı be hacı. Sana zahmet şurdan oku ; http://akilpiyadeleri.blogspot.com/2010/08/spor-toto-super-lig-1hafta-sivasspor_15.html Ben çok yoruldum affola...

Bu maç için illaki birşey söylenecekse o da ; Harry Kewell & Milan Baros , iyi ki varsınız...

20100818

UEFA Avrupa Ligi , Play-off || Galatasaray - Karpaty Lviv

Stadyum: Ali Sami Yen
Tarih / Saat: 19.08.2010 / 21.00
Hakemler: Mark Clattenburg, Darren Cann, Stuart Burt 4. hakem: Anthony Taylor (İngiltere Futbol Federasyonu)
Hava Durumu: İstanbul’da maç günü hava açık olacak. Hava sıcaklığı maç günü en düşük 26, en yüksek ise 32 derece olacak.



Gene sıcak bir yaz akşamı , gene bunaltıcı bir gece... Umutsuzluk hakim camiada. Üstümüzde kara bulutlar dolaşıyor . Medyanın da gazını arkasına alan taraftar şimdiden isyan bayrağını çekti. Olası bir kötü sonuç ve bunun üstüne Bursaspor karşısında kaybedilecek puan kaybı , kemiğe dayanmış bıçağı daha da derine sokacaktır.

Uyuma Galatasaraylı ! Onların istediği de bu zaten. Medyanın oyuna gelmemeliyiz. Tamam , transferler gecikti , takım iyi oynamıyor ama bunlar elbet aşılacak sorunlardır. Galatasaray zor günlerin takımıdır ! Geçen sezon mükemmel başladık da noldu ? Hatırlıyor musunuz ? Hani ligi 3.bitirdiğimiz , Avrupa'dan şubat ayında elendiğimiz sezon...

Kötü günde tek yumruk , tek yürek olmak , Galatasaraylılığın esaslarındandır...



Olalım Tek yumruk Tek yürek ! Sana söz yine baharlar geri gelecek...

20100806

2010/2011 UEFA İki Ön Eleme Kuraları

Nyon'da çekilecek kuralar ve TSİ 14.30'da. 

20091218

UEFA Avrupa Ligi Kuraları

Şampiyonlar Ligi kuralarını hemen yazıcak vakit bulabilmiştim ama Avrupa Ligi için biraz geç kaldım. Sağlık olsun. Resme de Horst Hrubesch'in Marseille'yı çektiği anı koyup hem kendisini hem de biraz da veliahtı Bjorn Kopplin'i anmış olalım.

Eşleşmeler ise şöyle;

Ajax - Juventus
Rubin Kazan - Hapoel
Athletic Bilbao - Anderlecht
Kobenhavn - Marseille
Panathinaikos - Roma
Club Brugge - Valencia
Fulham - Shaktar
Standar Liege - Salzburg
Atletico Madrid - Galatasaray
Liverpool - Unirea
Hamburg - PSV
Villarreal - Wolfsburg
Twente - Werder Bremen
Lille - Fenerbahçe
Everton - Sporting Lisbon
Herta Berlin - Benfica

Yine çok keyifli mücadelelere gebe eşleşmeler var ve bunlardan ilk dikkati çeken kuşkusuz ki Juventus - Ajax eşleşmesi. Tabi Avrupa Kupaları'nda Juventus - Ajax dendiğinde muhtemelen akla ilk gelen 1996 Şampiyonlar Ligi maçıdır. Davids penaltı kaçırmıştı, zaten ondan sonra İtalya'ya uçmuştu, Milan'a. Sadece bir sezon sonra da Juventus almıştı. Juventus da penaltılarda kazandığı kupadan sonra İtalyan geleneğini bozmadı ve "hadi donla kutlayalım" şeklinde coşmuşlardı. Çok güzel eşleşme, çok.

Bunun haricinde elbette ki Madrid - Galatasaray eşleşmesi de çok keyifli olacaktır. Baktığınızda oldukça denk takımlarız ve maçları takımların 7 hafta sonraki performansları belirleyecek. Ayrıca Chelsea'nin kesenin ağzını açacağını düşünürsek transfer yasağı gelmeden evvel, Kun'un devre arasında takımdan ayrılması bizi çok daha avantajlı bir konuma sokacaktır turda.

Hamburg hızlı, kanatları çokça kullanan oyununu oynayabilecek olursa PSV eşleşmesi de çok güzelleşir. Ayrıca Villareal - Wolfsburg mücadeleleri de çok yüksek heyecana sahne olacaktır eğer Wolfsburg geçen seneki oynunu oynayabilir ve devre arasında kan kaybetmezse. Bunların haricinde Panathinaikos - Roma eşleşmesi de Roma'nın istikrarsız oyunu açısından Yunanistan ayağında çok büyük heyecan vaad ediyor bence. Everton, Benfica, Bremen, Valencia ve eğer adam gibi oynayacak olurlarsa Liverpool için görece kolay kuralar oldu. Fenerbahçe açısından bakıcak olursak Lille oldukça ters gelecek bir takım.

Athletico Madrid ve Lille'e Galatasaray ve Fenerbahçe açısından bir ara değerlendirmek lazım. Şu finaller bitse de adam gibi yazılar yazabilsem. Neyse, sonuç olarak takımlarımızın son derece dikkatli oynaması gerekecek olan iki kura ve çok güzel mücadelelere sahne olabilecek eşleşmeler çıktı kuradan diyip bitirelim yazıyı.

20091217

Sturm Graz 1 - 0 Galatasaray

Graz tribünleri gibi kara bir maçtı gelecek için. Hani gençlerle çıkılacak diyoruz ya, değil arkadaş genç. Dün akşam sahada iki genç vardı; Serdar Eylik ve Çetin Güngör. Artık günümüz futbolunda 17-19 yaş genç sayılıyor. Belki biraz da 20. 20'den sonra ise siz artık futbolcusunuz. Genç falan değil. Orta genç diyebiliriz belki.

Annem şey yapar, şöyle bir bakar maça. Amaan der, bi cacık olmaz yerler birazdan. Birazdan yemesek bile hakkaten bir cacık olmaz annem böyle derse. Ama maça baktığı süre 13.-16.dk.lar arası :) Genelde de bilir, anlamam. Ben de uyuz olurum.

Dün akşam yine dedi, yine öyle oldu. Ama kaybedilen maç değildi; gençlerin geleceğiydi. Aslında biraz şaşırdım savunma dörtlüsü konusunda. Alpaslan uzun süredir beklediği ikinci şansı yakalamıştı ama ben onu sol bekte, Caner'i de orta üçlünün sonunda görmek isterdim. Keita'yı forvette izlemek de daha keyifli olurdu. Belki Barış da sağ bekte oynar, Antalya maçının son bölümünde olduğu gibi 4 kişiyle bile olsa etkin bir hücum sağlayabilirdik.

Ama olmadı. Alpaslan belki de ters ayakta olmasından dolayı biraz ürkekti, çekingendi ama yine de konsantrasyonu yüksekti, fizik olarak hiç sırıtmadı. Tabii Rijkaard'ın Alpaslan'ı terste denemesini de anlamak mümkün, Keita'nın arkasından yapılacak bindirmelerle ters ayakla avantaj sağlayabilir mi ilerleyen yıllarda, bunu ölçmek istedi belki de. Zaman zaman Keita/Kewell ikilisinin, bazen de Arda/Kewell ikilisinin yer değiştirmesiyle denendiği gibi. Sabri'nin hızlı koşuları ve hırsıyla, Uğur'un da hımbıllığını gidermesi halinde daha başarılı paslarla sağlayacağı sağ kanat derinliğini ters ayakla daha da zenginleştirebilecek mi Alpaslan diye baktı Rijkaard.

Aydın'ın ortada denenmesi aslında Arda'nın ortada denenmesinden daha bile kötü bir tercihti. Sonuçta ikisi de görece zayıf fizikliler. Gerçi Arda'nın işine geldi mi nasıl da vücudunu araya koyup adam eksilttiğini de biliyoruz ama kalıplı savunmacılar arasında sırtı dönük top aldığında dönmekte de zorlanıyor. Ama Aydın daha da zordu; Graz takımı teknik kapasitesi oldukça düşük dolayısıyla da fiziğiyle kazanmaya çalışan bir ekip, mücadeleyle. Dün de aslında iyi mücadele ettiler. Böyle olunca da Aydın'ı Arda'dan ayıran farklar gün gibi ortaya çıktı bir kez daha; doğru karar, soğukkanlılık ve yerinde bir hırs. Bunlar Aydın'da çok eksik. Ama çevikliğini, top hakimiyetini de gördük Gordon'dan söktüğü topta. Sonra da nasıl yanlış kararlar aldığını; kaleciyi yatırdığı çalımı yanlış tarafa attı ve arkadan gelen savunmacı rahatlıkla kesti topu.

Mesela ben Keita'nın ortada olmasını beklerdim. Bir kaç kere bahsettim neden Keita'nın ortada oynamasının faydalı olabileceğinden, bitiricilik hariç (ki gerçekten çok güçlü isabetli şutlar çıkarabiliyor zaman zaman) bir forvetten beklenen herşeyi karşılayabiliyor olması.

Serdar Eylik. Hata yapmamak için uğraştı, top almaktan ve dribling yapmaktan kaçtı. Silikti. İleri üçlünün solunda oynuyorsanız hata yapmamaktan çok daha fazlasını yapmak zorundasınızdır. Genelde çünkü Galatasaray'a baktığımızda kanat organizasyonlarının daha çok sağ kanattan gerçekleştirildiğini, sol tarafın ise bundan ziyade forvet hattını ikilemek, dip çizgiden kale ağzına top çevirmek yada sol içten rakip cezasahasına kat etmek gibi daha çok son vuruşa yönelik organizasyonlar geldiğini görüyoruz. Serdar ise çok zayıftı, yoktu ortalıkta.

İki kişiye daha değinip bitireceğim; birincisi Caner. Çabuk, etkili ve çevik. Mücadele ediyor. Ama dün akşam sahadaki tüm "gençler" gibi onun da kendisine güvenme konusunda problemleri vardı. Bunları da aşar ve Antalya maçı için yazdığım yazıda da bahsettiğim gibi takımın hücum alışkanlıklarını da benimseyecek olursa gerçekten vasatın oldukça üzerinde komple bir sol bek olabilir. Ama buna biraz daha zamanı var, olacaktır. Hatta bir adım daha ileri gidelim; şu haliyle Servet'i alan çıkarsa Servet gider. Balta sol stopere, Emre Güngör de iyileşecek olursa sağ stopere. Caner ve Sabri de beklerde. O zaman işte geniş alanda da geçilmeyecek, çabuk ve görece de kademesi daha başarılı bir dörtlümüz olabilir.

Son olarak da Servet. Bu sezonun en kötüsü. Kafası Fransa semalarında mıdır nedir anlayamıyorum. Attığı golde (evet Servet'in attığı gol!) yapmaya çalıştığı şeyin hiçbir açıklaması yok. Açıkçası bahsetmek bile istemiyorum, inanamıyorum kendini getirdiği hale.

Bu maçtan sonra şunu da açıkça söyleyebilirim ki Servet ve Ayhan artık bu sistem içinde kalamazlar. Linderoth'a ise memleket göründü. Bu kadar uzun süreli sakatlıklardan toparlanmasını beklemek zaten hayalperestlikti. Tam formda bir Linderoth'un hayallerini ben de çok kurdum, zaman zaman blog'da da bahsettim ama yabancı kontenjanını doldurmasına artık gerek yok. Zaten bu sene takımda kalmasının nedeni de kontratının son senesi olmasıydı. Sezon sonunda da gidecektir.

Ve giriş cümlesinin devamıyla bitirelim yazıyı. Karanlıktı çünkü genç dediğimiz, bundan taş çatlasın iki yada üç sezon sonra ilk 11'imizde izlemek ümidiyle baktığımız oyuncular sınıfta kaldı. Hem de en kötüsüyle; özgüven problemiyle. Eğer ki bir Avrupa mücadelesinde buldukları bu forma şansını hakkını vererek kullansalar, hata yapsalar bile telafisi için mücadele etseler ve pozisyon yaratmak için çabalasalardı eminim teşekkürle geçerlerdi bu maçtan.

Ama olmadı.

Ha hiç mi ümit yok derseniz. Çıkmadık candan umut kesilmez derim.

20091210

Neymiş, Kaleciler Boşuna Çıkmazmış!



Daha önceki postta gole dair iki kareye yer vermiştik. Burda da Sinan'ın takımına yaşattığı o muhteşem anın görüntüsü.

Sinan Bolat'tan Hayat Öpücüğü

Gözlerim yaşarıyor, duygulanıyorum. Dün akşamki Standart Liege maçında, A Milli takımımızada düzenli olarak çağırılmaya başlayan Sinan Bolat, 90+6'da kullanılan serbest vuruşta mükemmel yükselerek topu ağlara gönderdi ve böylece takımının UEFA'ya kalmasını sağladı. Kel kafandan öpüyorum Sinan.

'işte o an'

20090911

Avrupa Ligi %50 CNNTürk'te

CNNTürk, D-Smart'ın da desteğiyle Galatasaray ve Fenerbahçe'nin oynayacağı 12 maçın 6'sını yayınlayacakmış. Serie A'nın NTVSpor'a, Bundesliga'nın TRT'ye geçmesinin üstüne bu yarım adım da bi gelişmedir. Kendi söylediğime kendim inanmıyorum ama bu gidişle şifresiz yayının önünün açılacağına inanmaya başladım. Neyse bakalım Galatasaray'ı Avrupa'da rahat rahat izleyebileceğiz. Kalan 6 maç için maç başı 10tl'yi veririz artık kafelere.

20090828

UEFA Europa League Group Stage 2009-2010

Valla Galatasaray için güzel bir kura oldu. Fener'e Steaua hariç Twente biraz zorluk çıkartabilir. Onun dışında iki takım da muhtemelen ikinci gruplara çıkacatır. Önemli olan grup birinciliği. Şampiyonlar Ligi'nden gelecek olan takımları da düşünürsek ikincilikle çıkmak devamlılığı büyük ölçüde etkilicektir.

Baba Bu Ne Ya??

Bu nasıl grup bolluğudur. 48 takım ve grup alfabesi. I nedir, J nedir hele hele K nedir, L nedir. Gruplar birazdan geliyor. Sonlanmak üzere kura.

UEFA Europa League Kuraları

UEFA'nın torbaları da belli oldu. Yarın 14.00'te çekilecek kuralar.

Plot1

1. Shakhtar Donetsk: 74.370
2. Werder Bremen: 91.339
3 .Villarreal: 80.853
4. AS Roma: 78.582
5. PSV Eindhoven: 75.862
6. Sporting Lisbon: 68.292
7. Hamburger SV: 67.339
8. Benfica: 64.292
9. Valencia: 59.852
10. Panathinaikos: 56.663
11. Ajax: 54.826
12. Steaua Bükreş: 53.781

Plot 2

13. Galatasaray: 33.445
14. Fenerbahçe:
52.445
15. FC Basel:
51.050
16. Lille OSC:
47.033
17. Celtic:
40.575
18. Everton:
35.899
19. Club Brugge:
34.065
20. Heerenveen:
33.826
21. Anderlecht:
32.065
22. Austria Wien:
31.565
23. FC Kopenhag:
26.890
24. Lazio:
26.582

Plot 3

25. Hertha Berlin:
26.339
26. Sparta Prag:
26.150
27. Dinamo Bükreş:
25.781
28. AEK Athens:
25.633
29. Slavia Prag:
25.150
30. Levski Sofya:
24.250
31. Athletic Bilbao:
23.853
32. Partizan Belgrad:
23.050
33. Hapoel Tel-Aviv:
18.050
34. FC Twente Enschede:
17.826
35. Dinamo Zagreb:
16.466
36. Fulham FC:
15.899

Plot 4

37. CSKA Sofya:
14.250
38. Toulouse FC:
14.033
39. CFR Cluj:
13.781
40. Genoa:
12.582
41. Rapid Wien:
8.565
42. FC Timisoara:
7.781
43. BATE Borisov: 7.733
44. Nacional Funchal: 7.292
45. FC Salzburg:
6.565
46. Sturm Graz:
3.565
47. FK Ventspils: 2.832
48. Sheriff Tiraspol:
1.333

Tallinn 1 - 1 Galatasaray

Aslında resmi sitede ki resmi koyup geçicektim, oturup turun keyfini çıkarıcaktım ama gene yazasım geldi, uyku kaçınca oluverdi haliyle resim de değişti. Şimdi bu maçta neler oldu? Öncelikle tur oldu, grup oldu, çok da güzel oldu. Yetmedi idman, kondisyon oldu, alışmak oldu. Üstelik gruplara Roma'nın hemen ardından 10 puanla beşinci olarak çıktık. Takım için güzel şeyler oldu. Peki oyunculara ne oldu.

Servet/Gökhan ikilisi dinlenirken Emreler'e fırsat doğdu ve yedek göbek olarak birlikte oynama fırsatı buldular. Servet yada Gökhan'ın yokluğunda ışıldamaları için işlediler. Ancak Emre Aşık'ın ilerleyen yaşı sinyal vermeye başlamış durumda. Ağır kalıyor. Kademe anlayışı üst düzey olmasa, Bülent Korkmaz'la tandem dolu yıllar geçirmiş olmasa her pozisyonda adam kaçırırdı. Tecrübesi saolsun fizikî gerilemeden doğan hatalar minimumdaydı. Uğur'un sakatlığından dolayı sağ arka gene Sabri'deydi. Soldaysa ufak problemleri olan Hakan Balta'nın yerine Alpaslan vardı. Alpaslan'da potansiyel var ama bugün zayıf göründü. Alpaslan henüz Aydın gibi gelip abilerinin pozisyonu çalıcak durumda değil. Hele ki Hakan Balta varken solda, çok fırın ekmek yemesi gerekicek. O yüzden bu maçta görüldü ki Caner bu takıma lazım.

Bir başka kazanımsa Mehmet Topal'dı. Ayhan dinlendi, Topal koştu. Tam performans için 90dk sahadaydı. Sakatlığın etkileri hala gözüküyor ama oyun zekasının maşallahı yerli yerinde. Ayrıca Aydın da bir iki maçtır o efsane Netanya maçı seviyesine çıkamadığı için eleştiriliyordu. Özellikle Serdar'la birlikte kanatlara konduklarında tecrübesizlikler çok can sıkıyor. Evet kadro derin ama önemli isimlerden iki sakat çıktığı anda takım Avrupa'da tökezler. Defans daha da vahim, Emre/Servet/Gökhan. İkisi gittiği anda back'lerden çalınır ki zaten hali hazırda bir sol back yedeğimiz bile yok. Bunlara ilave olarak Barış Özbek de hazır olması açısından bu maçta 90dk. görev aldı. Elano'ysa alışma sürecinde hala. Fakat öyle güzel ara paslar çıkartıyor, öyle güzel oyun açıyor ki ilerleyen haftalarda seyrine doyum olmayacak.

Gelelim oyuncu değişikliklerine. Alpaslan 59.dk'da oyundan alındı ve Serkan Kurtuluş geldi. Serkan bana daha çok güven verdi. Oyuna daha hakimdi, daha farkındaydı. Serkan'ın oyuna girişi muhtemelen Alpaslan'ın vasatı geçemeyen performansı yüzündendi. 65.dk'da ise kaptan Arda girdi oyuna. Aydın kanatta tecrübesizliğini yüzümüze yüzümüze vurdu ama bana kalırsa bu değildi sebep. Arda sahaya kaptan olduğu için çıkarıldı. 11'in müdavimi olmayan oyuncuların da kaptanı olduğu bilinsin diye sahaya çıktı. Son değişiklik ise Mustafa Sarp-Nonda değişikliğiydi. Rijkaard Nonda'yı ne kadar silmeye çalışsa da bu adam gollerini atıyor. Ne zaman süre verilse yettiği ölçüde maximumunu veriyor ve bu genelde de gol olarak yansıyor tabelaya. Cezasahası içinde aldığı topları rakip defanstan gene ustaca sakladı, kendi pozisyonunu geliştirdi Nonda. Mustafa Sarp'ın oyuna girmesi de harikalar yarattığı bu haftalarda bir haftalık bir aranın performansını etkilememesi içindi.

Sonuç olarak ne oldu;

1. Emreler sahadaydı. Emre Aşık'ın yaşı alarm veriyor.
2. Alpaslan solda yetersiz, Caner şart.
3. Sabri'nin yerine Uğur gelse daha hayırlı olacak.
4. Mehmet Topal çabuk toparlanıyor.
5. Barış muhtemel sakatlıklara karşılık kulübeden güven veriyor.
6. Aydın ve Serdar kanatlarda tecrübesizliklerinin kurbanı oldular.
7. Elano hala alışma sürecinde ama oyunu okuyor adeta.
8. Nonda Rijkaard'a inat gollere devam ediyor.

İşte 1-1'lik bir maçın sonuçları. Güya yazmayacaktım. Başlayınca gidiverdi. Bu arada Neskeens istediklerini aldıklarını söyledi. Öyle, baya bir veri olmuştur bu maç. Ben bile bu kadar çok çıkardıysam. O kadar resmi siteden resmi koyucam dedim bari sona da onu koyim. Ah keşke birinci torba!

20090821

Galatasaray 5 - 1 Tallinn

Gece geç olunca sabah erken yazim dedim, rüyamda da ekstradan bikaç kritik yaptım. D-Smart'ın işgüzarlıkları dolayısıyla erkeklerle dolu bir kahvehanenin olabildiğince sakin bir köşesinden izlemek zorunda kaldım. Biraz diken üstünde geçti, ortamın dumansız olması da ayrı bi sıkıntı ve garipseme sebebiydi, herkes birbirinin yüzünü seçebiliyordu. Neyse şimdi maçı ne zor koşullar altında izlediğimi geçelim, maçtan yakaladığım noktaları paylaşim ben.

Bu maçla Galatasaray, Barcelona misali bir ortalama yakaladı. 7 maçta 25 gol. Avrupa'da 18, Lig'de 7 (ki iki maçta). 25/7=3.57. Bu inanılmaz bir ortalama demek. Galatasaray'ın kapalı savunmaları çok daha rahat açarak rakibi oyundan daha rahat düşürdüğüne bir kez daha şahit olduk. Levadia, 10 senelik takım diyip de geçenlere acıyorum. Sadece maç öncesi yorumlara bile baksalar sürekli söylenen şu cümleyi duymamaları içten bile değildi: "Levadia yaptığı Avrupa maçlarının hiçbirinden iki farklı mağlubiyet almadı." Estonya ekibi çok sert oynuyor. Galatasaray'ı adeta bıktırmaya çalıştı yaptığı sert hareketlerle. Alan savunmasında başarılılar ve iyi kapanıyorlar. Bu da kolay kolay fark yemeyişlerinin başlıca sebebi. Estonya'nın genel yapısı bu anladığım kadarıyla. Bunun da geçtiğimiz hafta izlediğim Brezilya - Estonya maçına dayanarak söylüyorum.

Ayrıca bir başka önemli şey daha gördük, Baros yokken Galatasaray ne yapar. Rakip zayıf dahî olsa Galatasaray'ın güzel yapabileceğini gördük. 4-6-0 gibi bir anlayışla devam eden zaman zaman da Kewell, Keita, Elano ve Arda'sıyla dörtlü hücuma çıkan dinamik bir takım görüntüsü verdi. Ama günler ilerledikçe ve maçların dozu arttıkça bu durum nasıl değişir bilemeyiz. En azından Talinn maçı güzel olabileceğini gösterdi.

Aydın ve Mustafa Sarp inanılmaz bir görüntü çiziyorlar ve Mehmet Topal sakatlıklardan başını kaldırıp da istikrar yakalayamazsa Mustafa Sarp Topal'ın formasına el koyacak gibi gözüküyor. Aydın'sa bu yoğun hücum hattı ve Ayhan da dahil olmak üzere mevkiinin hakkını fazlasıyla veren geniş kadroda kendini unutturmamalı. Çünkü bunu büyük içtenlikle söylüyorum; Arda'dan sonra altyapıdan yetişen en komple oyuncu. Gerçi Sabri dışında takımda yedek oyuncu olmadığına inanıyorum. Uğur da kondisyonunu kazandıktan sonra herkes 11'de oynayacak kapasite ve formda.

Keita'nın form buluşu inanılmaz bi hızla oldu. Arda biraz daha az tutmalı topu ayağında, inanılmaz pas yeteneğini ve futbol görüşünü çalımın havasıyla unutturmamalı kendine. Defans henüz çok ciddi bir zorlukla karşılaşmadığı için birşey söyleyemiyorum ama ikiz kulelerle yürüyecek iş değil. Arkaya oyunu geriden de kurabilecek bir defans lazım. Bilica olaydı, fena mı olurdu? Ayrıca Sabri'nin yerine Uğur'un oynaması çok daha doğru olacaktır. Defansın durumunu zaman gösterecek ama Rijkaard ve Neskeens harika işler çıkaracak gibi gözüküyor. Haldun Üstünel'in çabaları imzada kalmayacak gibi gözüküyor. Yürü aslanım.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails