Retirements etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Retirements etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20110127

Elveda Juju..

One and only Queen of the Clay


Öncelikle söylemeliyim ki yazı çok boktan, çok dağınık, çok kopuk olabilir. Ben bile hala kopuk kopuğum. Dün bütün gece 2003 Roland Garros yarı finali geldi gözümün önüne. Neyse, buyrun.

2008'de bıraktığında dumur olmuştum, uzunca bir süre kendime gelememiştim. Hayır, nedendi ki? Gereksiz, kolaya kaçan, aptalca bir karardı.

2003 Roland Garros'u hatırlıyorum da.. Benim için çok özeldi. Tenisle resmî olarak tanışmam o seneydi resmî derken bağlanmam. Serena'yla olaylı yarı finalleri, Clijsters'la yaptığı final.. Ne zaman turnuva kazansa, maç kazansa, güzel birşey olsa gözlerinin içi gülerdi.

2008'de bıraktı, gitti. Çok kızdım, sinirlendim, neden diye sorguladım. Kısa bir süre tenis, uzun bir süre WTA izleyemedim.

Hani televizyon filmlerinde falan olur ya, aynı kaba ederek büyümüştür iki küçük velet. Sürekli birlikte minik totemler yaparlar, saklanırlar. Ben de Henin'le totemler yaptım, yeri geldi izlemedim kazansın diye. Gün gelir bir tanesinin ailesi taşınır, kalakalırlar ya tek başlarına. 2008'de işte böyle hissettim.

Bu çok başka bir şey. Bambaşkaydı Henin benim için, hala bambaşka ama turdaki varlığı.. Onu kortta izleyebilme lüksü..

Sonra geçen sene döndüğünde, döneceğinin haberlerini aldığımda... o deminki filmde yıllar sonra hiç beklenmedik bir anda karşılaşırlar ya hani, işte öyle olmuştum.

Dün, hiç beklemediğim bir anda geldi haber.. Facebook sayfasından yazdığı bir mektupla açıkladı. Üç gündür süren konsültasyonlar, çeşitli tetkikler sonrasında 2010 Wimbledon'da sakatladığı dirseğinin artık tutkusunu profesyonel seviyede sürdürmesine engel olacak derecede hasar gördüğü söylenmiş.

Onur Akmeriç'in şurada dediği gibi, 2008'de bırakışı ne kadar saçmaydıysa, bu seferki de bir o kadar doğru bir karar.

Sene sonu turnuvasının İstanbul'da yapılacağını öğrendiğimden beri bekliyordum. Dönecekti sakatlıktan, finaller oynayacaktı, Wimbledon'ı zorlayacaktı, ilk 8'e girecekti. Daha kazanacağı şampiyonluklar, oynayacağı finaller vardı. İstanbul'a gelecekti, görecektim. Kendi gözlerimle izleyecektim bu 1.67lik atom karıncanın o muazzam backhand'ini, gözlerinin gülüşünü görücektim.

Güzel dönmüştü, şampiyonlukla, bir önceki senenin comeback queen'i çok yakın dostu Kim Kong'u Brisbane finalinde yenip şampiyon olarak dönmüştü. Sonra Melbourne'de finale kadar gelmişti. Serena'ya karşı muazzam bir geri dönüş gerçekleştirmiş ama belki biraz da servis sıkıntısı yüzünden şampiyonluktan olmuştu. Biri grand slam olmak üzere 4 final ve 2 şampiyonluk gördü.

Roland Garros'ta dördüncü turda, geçtiğimiz sene hakikaten çok çok iyi bir tenis oynayan, servis silahını, o geniş servis repertuarını ve güçlü vuruşlarını çok iyi kullanan Stosur'a kaybetti.

Denedi, döndü. Kariyer slam'i için, Wimbledon için döndü belki de, tutkusunu sürdürme inancını belki de Clijsters sayesinde tekrar bulduğu için döndü.

2008'de bıraktığında çok kızmıştım ve galiba 2008 yüzünden de hep bir kırgınlığım olacak. 2011'de ise, bu sefer gerekçe geçerli. Bu sefer yalnızca canım yanıcak, üzülücem. Kızgınlık, kırgınık yok. Çünkü  döndü, denedi. Belki kariyer slam'i yapamadı.. Ama gelmiş geçmiş en özel oyunculardan biri. Dünyanın en iyi tek el backhand'i.

Elveda Juju..

20100903

Cannavaro: İlk Jübilesi

Fabio Cannavaro 23 numaralı formasıyla Al-Ahli Dubai'de ilk jübilesine çıktı.. Jübile diyorum zira torun torbaya gayrimenkul yatırımı yapmak için iki sezon daha oynayıp bırakacaktır. Bu da sanırsam ilk maçından..

20100514

Sparks'ta Yeni Dönem: Lisa Leslie Bıraktı

Aslında sürpriz değil, geçen sezondan önce emeklilik kararını açıklamıştı. WNBA'de ilk smaç basan kadın, WNBA başladığından beri içerisinde yer alan ve belki de ilk marka ismi olan kadın. Geçen sezondan önce kararını açıklamış ve belki de taraftarlarına, takım arkadaşlarına onsuz bir sezona alışma imkanı tanıdı.

Ama şimdi günü geldi. Sparks için de ligin kendisi için de çok şey ifade eden biri. Bir lider. Ve Sparks hala daha alışamamış durumda. Biliyorsunuz WNBA sezonu yaz döneminde oynanıyor. Haliyle sporcular da yılın kalan vaktini maçsız geçirmemek adına Avrupa'daki takımlara transfer oluyor. Yazın da ligin başlamasına yakın WNBA'e, takım kampına geçiyorlar.

Hal böyle olunca başka takımlarla anlaşmayanlar yada erken dönenler diğer takım arkadaşlarını bekliyorlar. Ve Sparks'ta bu sezon başı sürekli birinin eksikliği hissedildi. Evet Avrupa'daki ligler daha yeni bitti ama dönmeyecek birinin varlığı ve o kişinin de Leslie olması hala daha alışmadık bir şey takım için.

Leslie de kopamıyor. Ama takımı için de işleri kolaylaştırıyormuş gibi gelmiyor. WNBA takımları kamplarına başladılar, Leslie de geçtiğimiz günlerde takımın antrenmanına uğramış. Ardından da hazırlık maçını seyretmeye gitmiş.

Ferdinan-Harris'in bu konuyla ilgili açıklaması ise buruk bir gülümsemeye neden oluyor;

"Geçtiğimiz gün antrenmanımıza geldi. Ardından bir hazırlık maçımızı izlemye. Lisa'yı gördüğümde bir an durdum ve ee, forman nerde? dedim"

Ama bu aşmamız gereken bir süreç, Lisa artık yok, yeni hayatıyla mutlu ve bir oğlu oldu. Tina, DeLisha ve Candace onun yokluğunu takıma hissettirmemek için çok çalışıyorlar. Ve eminim bu süreci atlattığımızda üçü de Lisa'dan kalan boşluğu doldurmuş olacak.


Ama takım Leslie'siz geçecek ilk sezonun yeniden yapılanmaya neden olacağını düşünmüyorlar neyse ki. Candace Parker özellikle; Rusya'da geçirdiği dönemden sonra sakatlık yaşamadan ve bir hayli mutlu olarak Sparks'a döndü. Bütün takım da konsanstrasyonunu 2002'den beri kazanamadıkları şampiyonluğa yoüunlaştırmış durumda.

Ayrıca Tina Thompson'ın da 35 yaşına geldiğini ve geçtiğimiz dönemlerde bir sezon daha oynayabileceğini söylemesi, Tina için son bir şampiyonluk şansı olacaktır bu sezon. Ayrıca Parker da çok formdaydı, inanılmaz yetenekli. Tüm takım belki de Leslie'nin gidişinden sonra ona bir şampiyonluk hediye etmek isteyecektir.

Sezon başladığında biraz daha net değerlendirmeler yaparız.

İyi ki bu ligdeydin Leslie, kattığın renk, değer ve heyecan tartışılmaz. Tekrar bench'in oralarda seni görebilmek dileğiyle.

20091223

Abel Xavier Bıraktı, Artık Faisal Var

Benfica, Liverpool, Galatasaray, 8 ülke 12 takım ve sanırım son olarak da LA Galaxy'de Beckham'la oynadıktan sonra geçtiğimiz gün futbolu bıraktığını açıkladı. Bir açıklaması daha vardı; o da Müslümanlığı seçip adını Faisal olarak değiştirmesi.

Ne yalan söyliyim II. Terim Dönemi'nde değil de biraz daha önce olsaydı takımda belki bir faydası dokunurdu, hem kendinin de görece daha iyi olduğu yıllara denk gelirdi ama takıma kattığı tek şey renk olmuştu. İki kötü Portekizli transferinden ilkiydi. İkincisi de Meira ama Meira'nın kötülüğü satılmasından kaynaklanıyor.

Neyse.

"İslam'da huzur buldum. Yavaş yavaş insanları, özgürlüğü ve eşitliği öncelikli kılan bir inanış öğrendim. Şimdi de bunların doğrulutusunda farklı projelerde yer alacağım" gibisinden bir açıklama yapmış.

Müslüman değil de insan olmak gerekmiyor mu en önce, böyle şeyler için? En basiti NBA Cares. Her dinden, her inanıştan insan var ve sadece Amerika sınırlarında değil, bildiğimiz üzere dünyanın her yerinde çeşitli yardım işleri yapıyorlar. O yüzden bunları yapmasına İslam sebep olduysa insanlığı adına üzülürüm, ama yine de öğrendiyse ne mutlu doğru öğrenmesine. Bizdeki gibi kurban bayramından rant sağlamakla olunmuyor malûm.

Futbolun, sadece tarz açısından, Dennis Rodman'ı gibiydi. Şeyi başardı ama.. Hani ilerde bi Xavier vardı n'oldu dendiğinde ha evet şu Tarık Mengüç'e benzeyen diyip anabileceğiz..

Oha.. Çok mu yerden yere vurdum adamı?
Aman. N'apim.

20091214

Lisbeth Trickett Bıraktı

Hazır Kısa Kulvar Şampiyonası ile ilgili bir yazının müjedisini vermişken yüzme dünyasından aldığım son duyumlara ve bu vesileyle yüzmeye blogda biraz daha yer ayırmaya karar verdim. Daha ağustos ayında başlayan blogda şimdiden 5 emekliliğe yer verdik. Gerçi bir tanesi geri döndü; Iverson.

Bu seferki emeklilik haberi yüzmeden. Libby Trickett. Önce habere yer verelim, sonra Trickett'ten bahsedeceğim. Benim de izleme şansına eriştiğim harika işler başarmış bir sporcu.

Aldığı kararı yaklaşık bir senedir planladığını, ailesi ve arkadaşlarıyla konuştuktan sonra kararını kesinleştirdiğini söylemiş. Yaptığı açıklamadan kesitler ise şöyle;

"Bu karar üzerinde uzun zamandır düşünüyorum. Ailemle ve arkadaşlarımla bunu çok düşündük ve kararımı verdim. Ve şimdi hayatımda yeni bir sayfa açmaya hazırım.

Yüzme harika bir şey. Hayatımın çok büyük bir bölümünü kapladı. İnanılmaz anlar yaşadım yüzmeyle. Yüzme sayesinde dünyanın pek çok yerini gezme şansım oldu. Harika anılar, inanılmaz fırsatlar sundu yüzme bana.

Şimdi ise bana kariyerim boyunca destek olan, hep yanımda olan herkese çok teşekkür etme zamanı. Özellikle aileme ve koçlarım Stephan Widmer ile Grand Stoelwinder'e şükran borçluyum."

Ayrıca yeni teknoloji ürünü olan gelişmiş mayolarla ilgili de düşüncesi sorulmuş eski şampiyona. Aldığı kararda etkili olmadığını ancak ardı ardına kırılan rekorlardan sonra kafasını daha rekorlara taktığını da eklemiş. Şunu da eklemiş; gelişen mayolarla birlikte rakiplerinin performansını takip etmekteki kontrolünü yitirmesiyle birlikte kendisine çok daha fazla odaklanmış.

Libby şimdi ailesiyle daha fazla vakit geçirecek ve Channel Ten ile birlikte yayıncılık hayatına atılacak. O çok sevdiği dünya gezmelerine bu sefer yayıncılıkla devam edecek.

Ama tabii yeni mayolarla ilgili bu açıklaması biraz fazla mütevazı kalmış ne yalan söyliyeyim. Çünkü resmî rekorda adı geçmese de 2007 yılında Sidney'de Havuz Düellosu'nda Phelps'le yarışırken bir derece yapmıştı 100m serbestte eski mayolarla. Yani FINA poliüreten mayolara izin vermeden evvel; 52.99s. Ve her ne kadar bu resmi kayıtlara geçmese de kadın yüzücüler arasında 53sn'nin altına inebilen ilk ve tek kadın yüzücü. Ve bunu teknoloji harikasıyla değil, atletizm harikasıyla başardı. Gerçi kendisi de söylemişti,

"Gayrîresmî bir rekortmenim artık ve gayrîresmî olarak 53sn'nin altına inen tek kadın yüzücüyüm. FINA bazı yanlış kararlar aldı 2008 ve 2009'da ve bunun sonuçlarıyla çalışmaya devam edecekler. Ama ben eski mayolarla 53sn'nin altına inen ilk kadın yüzücü olarak kalacağım ve bunu torunlarıma da analtacağım. Ve yeni nesil atletler zamanla bu teknolojik rekorlara yetişeceklerdir fiziksel yeterlilikleriyle."

Ve bu 52.99 kayıtlara geçmedi. 2006-2007 eski usül mayoların son dönemiydi ve bu döneme kadar 2006'da Britta Steffen'in 53.30'luk derecesiydi rekor. Ama gelin görün ki şimdi o rekor 52.07sn'ye kadar geriledi, Britta Steffen tarafından. Bu arada Libby'nin 2008 'de 52.88sn'ye indiğini de ekleyelim.

Bu arada Libby 2009'da Roma'da yapılan Dünya Yüzme Şampiyonası'nda poliüreten mayo giymeyi reddedip buna rağmen bronz ve gümüş madalya kazandığını da eklemeden geçemeyeceğim. Bildiğim kadarıyla önümüzdeki yıldan itibaren yasaklanıyor poliüreten mayolar ama tekrar bir bakmam lazım, yanlış bilgi vermeyelim.

Neyse yazdım da yazdım, Libby'nin hayat öyküsüne girmeyeceğim bu post'ta. Aklımda kalan bir kaç yarışıyla birlikte vakit ayırabilirsem bahsedeceğim. Ian Thorpe'la beraber benim yüzmeye olan ilgimin başlangıcıdır bu genç bayan. Ve tabii Deker.

Yeni hayatında başarılar dilerim Libby. Seni 2009'daki tavrınla ve FINA'ya olan karşı duruşunla hep hatırlayacağım.

20091203

Mauresmo da Bıraktı

İki kez grand-slam şampiyonu olmuş, 2004 yılının bir numarası. Çoğu kimselerce sadece aşırı erkeksi fiziği ve yapısıyla bilinen ama hiçbir zaman güçlü vuruşları, mental gücü göze önüne alınmaz.

Fransa'nın spor ve tenis tarihi için o kadar önemlidir ki Mauresmo. Roland Garros'un merkez kortlarından birine adını veren Suzanne Lenglen'den sonraki en iyi kadın Fransız tenisçi olması bile ne kadar özel biri olduğunu gösteriyor. Ama hep underachieved oldu. Tıpkı geçtiğimiz ay kortlara veda eden Marat Safin gibi.

Tabii ki sürpriz değildi bu veda. Justin Henin kadar olmasa da çok severim Mauresmo'yu. Tenisini, kortlara kattıklarını, kendiyle ettiği kavgaları..

Ama tıpkı Justin Henin gibi o da o "alev alev yanan tenis tutkusu"nun kalmadığını söylemiş. Artık antrenman yapmayı bile istemeyecek hale gelmişti. Yaş da 30'a varınca sürekli formunuzu zirvede tutamıyorsunuz. Bir yerden tutsanız öbür yanı elinizde kalıyor genelde. Yaşa tahammülü olmayan sporların başında geliyor tenis. Ve Mauresmo da bunun sinyallerini yaklaşık 8-9 aydır veriyordu.

Bu yıl ilk 10'daki oyunculara karşı yedi galibiyet aldı. 25 tane tekler şampiyonluğu var ve 2006 yılında Wimbledon/Avustralya Açık ikilemesi yapmıştı.

Her ne kadar Yannick Noah'nın Roland Garros performansının etkisiyle başlamış olsa da tenise, hiçbir zaman Noah'nın toprak kort dominantlığını sergileyemedi kadınlarda. Eh, tabi toprağın kraliçeşinin de büyük etkisi var bunda.

Özleyeceğiz seni Mauresmo, kortlardan uzak kalma, unutturma kendini. Vakti gelen bir emeklilik, herşey gönlünce olsun.

20091202

Back In Town: 7 Aralık'ta Sixers'la Sahada

IVERSON TO MAKE SIXERS SEASON DEBUT ON MONDAY, DECEMBER 7

Philadelphia, Pa. – December 2, 2009 –Philadelphia 76ers President and General Manager Ed Stefanski announced today that the team has agreed to terms with free agent guard Allen Iverson. As per team policy, terms of the deal were not disclosed. Iverson, the first overall pick by the Sixers in the 1996 NBA Draft, played 10-plus seasons in Philadelphia and ranks second in franchise history in scoring.

"In light of the recent injury to Lou Williams, which will sideline him for close to eight weeks, we felt that Allen was the best available free agent guard to help us at this time,” said Stefanski.

Iverson (6-0/165) signed as a free agent with Memphis this past September, but parted ways with the Grizzlies after appearing in just three games. He was officially waived on November 16, 2009.

Now in his 14th NBA season, Iverson took home Rookie of the Year honors while with Philadelphia in 1996-97. In 2000-01, he helped guide the Sixers to their first NBA Finals appearance since 1983, earning the league’s Most Valuable Player award in the process.

A 10-time All-Star and two-time All-Star Game MVP, Iverson has been named to a total of seven All-NBA teams (First Team in 1998-99, 2000-01 and 2004-05; Second Team in 1999-00, 2001-02 and 2002-03; Third Team in 2005-06). He led the NBA in scoring four times as a Sixer, becoming one of only four players in league history to capture four-plus scoring titles.

In 889 career games with 877 starts, Iverson is averaging 27.0 points, 6.2 assists, 3.7 rebounds and 2.21 steals in 41.4 minutes per game while shooting 42.5% from the floor, 31.3% from 3-point range and 78.0% from the foul line. He is currently tied for the fifth-highest scoring average in NBA history and ranks third among active players.

The 34-year-old has also appeared in 71 career playoff games and owns the second-highest postseason scoring average (29.7 ppg) in NBA history, trailing only Michael Jordan (33.4 ppg).

Iverson was traded by Philadelphia to Denver along with Ivan McFarlin in exchange for Andre Miller, Joe Smith and two future first round picks on December 19, 2006. After just over a season and a half with the Nuggets, Iverson was traded to Detroit on November 3, 2008.

Following tonight’s game at Oklahoma City and Saturday’s game at Charlotte, the Sixers return to Philadelphia for a five-game home stand beginning on Monday, December 7 vs. Denver at 7 p.m. Iverson is expected to make his season debut with the Sixers that night.

20091201

Yazmadım Çünkü Biliyordum: DÖ-NE-CEK

Iverson'ın emekliliğiyle ilgili basın açıklaması ve duygusal (ama ağırlıklı ajitasyon) mektubu yayınlandığında önce kısa bir şok yaşadım. Ama durdum bir an. Çok da kısa sürdü. İnanmadım. Eğer Allen Iverson'sa bahsettiğimiz, öyle kolay kolay bırakmazdı. Nasıl ki egolarından vazgeçmeyecekse, NBA'e de veda etmezdi atacak bir sayısı, yapacak bir crossover'ı ve çalacağı bir top olduğu sürece.

Ben ki 2001 yılıyla (o play-offlar'daki efsane Raptors - Sixers serisi ve Lakers finali) Iverson sayesinde tanıştım uykusuz gecelerle, NBA'in gerçek yüzüyle,

Ben ki Iverson'la başladım baskete ve onunla büyüdüm (ki abartı değil), Iverson sayesinde aşık oldum iki numaraya yakın point guardlığa,

Ve,

Ben ki hala daha yatağımın tam hizasında tavanımda kocaman bir Iverson posteri (yukarıdaki resmin büyük uğraş ve para sonucu büyütülerek bastırılmış hali) ve duvarımda iki tane formasıyla yaşıyorsam odamda,

İlk cornrowlarını yaptırdığı yılları, elinin üstüne yaptırdığı money dövmesini, karısına çektirdiklerini, Larry Brown'a olan bağlılığını, annesine olan zaafı/sevgisi/bağlılığı, boynundaki plak şirketinin dövmesini, kanayan dudağını emip maçı bırakmayışını ve sonra hastaneye kaldırılışını, tüm sakatlıklarını ve bütün huysuzlukları bir şekilde ucundan da olsa biliyorsam,

Ve ben Answer 4'ü, kırmızı/fermuarlı 2000-2001, Reebok'taki adamın şaşkın bakışlarıyla ayağıma iki numara büyük halini alıp sonra evde üç kat çorapla giyip bide onla basket oynamaya çıktıysam ve ayakkabının içinde yazan buldoglu (ki Iverson'ın dövmesidir kendisi) "Only the Strong Survive" yazısından çocuk yaşımdan yarı-kazık yaşıma hala daha bu kadar etkileniyorsam,

Ben hala daha blogda da yer verdiğim o harika Reebok reklamını izlediğimde tüylerim diken diken oluyorsam,

Ve o double-crossover'ını yapabilmek için iki ay boyunca her gün çalıştıysam..

Ben sanırım bu adamı tanıyorum. Egosunu da tutkusunu da biliyorum.

Ve Iverson First Union'a (evet 2003'ten Wachovia ama benim için hep First Union) olmasa bile parkeye, NBA'ye geri DÖ-NE-CEK.

Galiba bu gidişle de First Union'a dönecek.
O forma, o #3, tepeye asılacak.

Sonra biraz bir kaç yere bakınınca gördüm ki ligle resmî ilişiğini kesmemiş, asıl "emeklilik kağıdı" diyebileceğim resmî kayıtları imzalamamış. Ve bu haberi bekledim ben bu yazıyı yazmak için.

Umarım bu kadar duygu patlamasından, bu kadar beklentiden ve laftan sonra Iverson bu hatayı yapmaz.

Buyrun bana bunları yazdıran basın açıklaması;

Sixers meet with Allen Iverson

by Ed Stefanski, 76ers President/GM

This afternoon, we met with free agent Allen Iverson in Dallas for the first formal discussion regarding a possible return to the Philadelphia 76ers. The meeting lasted approximately two hours and covered a variety of topics, all of which we would prefer to keep between the team and Allen.

The meeting was attended by Allen, his agent Leon Rose and his personal manager Gary Moore, along with 76ers Senior Vice President/Assistant General Manager Tony DiLeo, Head Coach Eddie Jordan, Assistant Coach Aaron McKie and me.

At this time, both parties remain non-committal regarding a final decision and we will continue to discuss internally whether or not to pursue this course.

We want to thank Allen, Leon and Gary for taking the time to meet with us today.

The Sixers will have no further comment at this time and further updates will be provided as they become available.

20091112

Marat Safin Bıraktı

Mayıs 2004'te Roland Garros'ta yaptığı kutlama -şortunu indirmişti-, inanılmaz bir yetenek ama hep underrated/underachieved. Her Grand Slam'de gözlerin aradığı Safin. Tatar Marat. Del Potro'yla yaptığı maçtan sonra tenise veda etti. İlerleyen günlerde Marat Safin'e dair anılarım, aklımda kalan maçları ve yaş itibariyle Agassi'yle yapacağım ters benzerliklerle bir yazı hazırlayabilirim.

Ne olursa olsun.. Toprakta, çimende, sert zeminde.. Hepsinde gözler Marat'ı arayacak..

12.11.2009 - Paris Masters
vs
J. M. Del Potro
Marat Safin'in tenis kariyerindeki son maç

20091026

B-Jax'ten Veda

Hidayet'in Sacremento yıllarından hep aklımızda kalacaktır. 12 yıldır koşturuyordu, daha doğrusu Kings'ten sonra özellikle son birkaç yılda oldukça sık takım değiştirdi ama Kings döneminde de En İyi Altıncı Adam Ödülü'nü kazanmıştı. Şimdiyse bıraktı basketbolu. Ama buruk da olsa mutlu olsa gerek. Çünkü Kings'e dönüyor. "Charity" organizasyonlarında yer alacak ve ara ara da olsa gözlemciliğe başlayacakmış.

Eh, yolun açık olsun B-Jax.
Kings'le beraber lige yeni cevherler katman dileğiyle..

20090922

Justin Henin Dönüyor!


Toprağın Kraliçesi dönüyor!!
Clijsters'in US Open'daki şampiyonluğunun ardından tenis tutkusunu geri kazanmış olsa gerek. Bırakma gerekçesi buydu çünkü. Ama içimde hep bir his vardı, geri dönecek diye. Wimbledon'ı kazanamadı diye değil, tenis heycanını 25'inde kaybediceğine inanmadım diye.
Onu tanıdığımda Justine Henin-Hardenne'di. Daha Agassi'nin bırakmasının şokunu atlatamadan o da bıraktı, bu sefer Henin olarak. Sonra da UNICEF'e adadı kendini. Ama çocukların hayata bağlılıkları ve Clijsters'ın başarısı özüne döndürmüş olsa gerek onu.
Hadi bakalım Toprağın Kraliçesi, ekimdeki özel turnuvaların ardından Avustralya Açık'ta görmek istiyoruz seni.

20090905

Dwight Yorke

Bu hafta zor geçiyor benim için. Önce Bruce Bowen, şimdi Dwight Yorke. FIFA 2000'li yılları hatırladım. Crack'ini kendim yaptığım ilk oyundu. Age of Empires II'yle birlikte. Hatırlıyorum o Manchester'ı. Aston Villa'dan gelmiş, güleç suratlı Dwight Yorke ikinci sezonundaydı. Zaten başka bir Altın Dönem'di o yıllar. Staam vardı, Denis Irwin vardı. Ama Yorke ve Cole'dü gol makinaları. Takır takır işliyorlardı. İkisi de 30'un altında lig maçında 20'nin üstünde gol atmıştı. Solskjær de vardı. İşte o Dwight Yorke, astı kramponlarını. Aston Villa'yla başladığı kariyerini, Manchester United yıllarıyla doruğa çıkarmıştı. Şimdiyse Sunderland'de bıraktı. Güle güle Smiling Assasin.

20090904

Bruce Bowen Emekli

12 sezon, 3 yüzük, 7 bilek ve 2 surattan sonra Bruce Bowen emekliliğini açıkladı. Üzüldüm. Üzülmedim değil çünkü yavaş yavaş beni NBA'yle tanıştıran jenerasyondan geriye hiç kimsenin kalmayacağı fikrine kendimi alıştırmam gerektiğini bir kez daha gördüm. Ama gelen gençlerin The Rash'in gazabından kurtulacağını bildiğim için de sevindim. Kurt Thomas ve Richard Jefferson'ın da dahil olduğu bir takasla Milwaukee'ye gitmişti bu yaz başında. Ama Bucks ekibi sanırsam ki salary cap sorunları dolayısıyla 31 Temmuz'da kontratını iptal etmişti Bruce'un. O da bir ay sonrasında bıraktığını açıkladı. 


Üzgünüm The Rash için. Özellikle de "pis" olarak görüldüğü için. Tamam, lakabınız The Rash ise bunun bi nedeni vardır ve Bowen da kaşınmıştı. Yaptıkları kastî değildi, hele ki kişiliği sert oyununun tam tersiydi. Şampiyonluk yolunda Ginobili, Parker, Duncan ve hatta Popovich'in de arkasında kalmıştı Bruce ama sessiz sessiz rakibin sinirini de bozmuş, savunmasını yapmıştı. Ama buna rağmen performansının en üst noktasında olduğu yıllarda NBA'in En İyi Defansçısı ödülünü dört kere Ben Wallace'a bir kere de Marcus Camby'ye kaptırdı. All-Defensive Team'e seçilmesine rağmen NBA Defensive Player of the Year ödülünü alamadı. 


Basın açıklamasını yaparken Spurs'ün yaptığı bu takası anlayışla karşıladığını, takasın sonucundaki kadronun takım için çok daha iyi olduğunu söyledi ve her zaman Spurs'le olacağını ama artık bunu oldukça uzaktan yapacağını da ekledi. Gazetecilerden biri de sordu "Kobe Bryant ve Steve Nash'in emekliliğinize vereceği tepkiler ne olacaktır?". Burce Bowen da kıkırdayarak "eminim bir sürü insan memnundur bundan" dedi.


Peki bu kadar insan neden memnun kalıcak The Rash'in gidişinden? Spurs taraftarları gönülden teşekkürlerle uğurlarken diğer pek çok NBA oyuncusu yaka silkerek, alınlarındaki teri fiyuv! diye silerek gönderdiler Rash'i. Popovich'le Duncan Bowen'ın defansif yeteneklerini övdükçe övselerde rakip gardlar özellikle Bowen'ın elinden ve ayağından çok çekmiştir. Bowen yıllar boyunca rakiplerini tut-çek-it'le hırpaladı ama bir türlü rakip oyuncuyu yoklamak'la alakalı bir kural sokturamadı NBA'ye. Özellikle rakibini eliyle yaptığı müdahelelerle sürekli rahatsız etmesiyle nam salmış olan Bowen'a en güzel yakıştırmayı ise zamanında Phil Jackson yapmıştı, Bruce Bowen'a "Edward Scissorhands" demişti.


Fakat ne kadar çok el kol soksa da en büyük hasarı hep ayağıyla verdi Bowen. Wally Szczerbiak'a blok amacıyla zıplamaya çalışırken attığı uçan tekmeyle başardı bunu. Hatta Isiah Thomas, Jamal Crawford'a yaptığı bi hareket yüzünden Bowen'ı "dirty" ilan etmişti ve Knicks takımının tamamından tehditler aldığı iddia edilmişti. Hakkında daha pek çok kastî olduğuna dair itham var. Bikaçı da şöyle olması lazım hatırladığım kadarıyla. Amare Stoudemire Bowen'ın bilerek aşil tendonuna bastığını söylemişti. Daha sonra bi keresinde, sanırım aynı play-off serisinde, Steve Nash'e arkadan yaptığı çok tehlikeli bir müdahale vardı. 


Bi huyu vardı Bowen'ın. Rakibi çok yakın aldığı için ayakları sürekli rakibin, özellikle de şutörlerin, ayağının altında dururdu. Bu huyu yüzünden bi maçta Steve Francis çıktığı bir smaçtan sonra Bowen'ın ayağının üzerine inmişti ve bileği dönmüştü. Oldukça ciddi bi sakatlıktı. Ayrıca Paul Pierce, Dirk Nowitzki ve Ray Allen gibi şutör oyuncular Bowen'dan oldukça fazla kereler şikayetçi olmuşlardı. Hah Ray Allen demişken, Ray Allen'a yaptığı bir faul sonrasında centilmenlik dışı kararı çıkmıştı ve Allen büyük bir sakatlığın direğinden dönmüştü. Bundan sonrası için var olan arkadaşlıklarının bozulduğu söylenir. Gerçi kendisi kaşınmıştı, sonrasında çıkıp kastî olarak yaptığı tek hareketin Ray Allen'a yaptığı faul olduğunu açıklamıştı. En trajiği de Vince Carter'a çektirdiği. 2004'te sezonu kapatmasına sebep olduğu yetmiyormuş gibi 2005'te de aynı şeyi yapmaya kalkmıştı. Ha bide tabi Richard Hamilton çok çekmiştir Bruce'tan.


Neyse sonuç olarak toparlayayım birazcık. El kol yaparak savunması ve rakibi yakın alması yada sert olması bi yana ama karşı taraf için, karşı tarafın kariyeri için çok riskli olan ayak bağı olayıydı onu asıl damgalayan. Ama hakikaten çok riskli bir hareket. Bir kere maçta başıma gelmişti, kinetik enerjiyle de birleşince sahip olduğunuz tüm enerji dönen bileğinizin üzerine geliyor. Turnikeye yada şuta çıkıldığında Bowen'ın ayağının üstüne inmek herkesin korkulu rüyasıydı. 12 sezonda yaklaşık 4.000 maç eder. Bu saydığım olayların da 4 yada 5 tanesinde ceza almıştı. Yani 4.000 maç içinden 4-5 ceza alıyorsa bi oyuncu, o oyuncunun kastîliği konusunda şüpheler oluşmalıdır.


Hoşçakal The Rash. Spurs seni özleyecektir.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails